Tavşan korktuğu için mi kaçar, kaçtığı için mi korkar?

Koyunların toplu intiharlarının arkasında hayat pahalılığı ve hayvanca muamele ihtimali üzerinde duruluyor

GÜNCEL
Cuma, 8 Eylül 2006 (20 yıl 1 ay önce)

Başlıkta tavşan diyoruz ama fotoğrafta gördüğünüz gibi konumuz koyunlar. Hep geliyor bu haberler, biz son 3 ayı verelim:

EYLÜL 2006

Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde, önlerine çıkan ayıdan ürken koyunların uçurumdan atlaması sonucu 265 koyun telef oldu.

Iğdır’dan Eleşkirt ilçesinde bulunan Yukarı Kopuz Köyü Siyah Taş Yaylası’na gelen yaylacılar, koyunlarını yaylaya 3 kilometre uzaklıktaki boş arazide otlattıkları sırada gece saatlerinde bir ayının koyunları ürküttüğünü ve koyunların uçurumdan atladığını iddia ettiler.

13 aileye ait 265 koyunun telef olduğu araziye gelen kadınlar, saatlerce koyunların başında ağıtlar yakıp gözyaşı döktü.

AĞUSTOS 2006

Erzincan’ın Tercan ilçesinde, gök gürültüsünden korkarak uçurumdan atlayan 330 koyun telef oldu.

600 adet koyun çobanlar tarafından otlatılırken aniden gök gürledi. Gök gürültüsü ile birlikte hayvanlar ürkerek sağa sola kaçışmaya başladı. Koyunlardan birinin 20 metre yüksekliğindeki uçurumdan aşağı atlaması üzerine diğer koyunlar da onu takip etti. 330 koyun uçurumdan aşağıya atlayarak telef olurken, diğer koyunların atlamasına çobanlar engel oldu.

TEMMUZ 2006*

Bitlis’in Ahlat ilçesinin Kırklar Mahallesi'nde 16 eve ait 330 koyunu Abdülhakim Balkaya Godolar mevkinde otlatıyordu. Koyunlar başlarını birbirlerinin gölgesine sokuyor, ama sürüdeki az sayıdaki keçi başı dik dolaşıyordu! Keçi deyince aklımıza hemen "inatçı" gelir ama biz bu duruma "emre itaatsizlik" de diyebiliriz!... Neyse keçiler başlarını alıp gidiyorlar, gel’den dur’dan anlamıyorlar... Koyunlar ise bir diğerini izlemeyi seviyor, önündeki ne yapıyorsa o da aynısını yapıyor.

Dik başlı keçiler devrilmiş ağaçların üstüne çıkıyor, kayaların tepesine tırmanıyor, kuyrukları havada hoplayıp zıplıyorlar... Çoban çağırıyor, ama onlar ancak canları istedikçe geliyorlar... Bir dere kenarındalar şimdi, aşağısı uçurum... Koyunlar ise yine onları takip etmekteler...

O sırada keçilerden birinin bastığı kaya ansızın boşalıveriyor! En yakınındaki arkadaşı da diğerine ne olduğuna bakarken toprakla birlikte kayıyor acı melemelerle...

İşin kötüsü; keçilerin ardından koşmaya alışmış koyunlar da atılıyorlar onların peşinden. Ve her koyun, kendi önündekini takip ediyor!..

O sırada çoban ve oğlu telaş içinde bir o yana bir bu yana doğru koşup, sanki gözleri kapalı halde keçilerin ardından giden koyunları durdurmaya çalışmaktalar, ama nafile... Kısa bir zaman içinde sürünün çoğu kendini boşluğa bırakıyor!

Dereye doğru açılmış olan yarık 12 metreden fazla... Uçurumun dibine önce iki keçi iniyor kayalara çarpa çarpa, cansız... Üzerlerine onları izleyen koyunlar ve onların da üstüne diğerleri!

Birkaç dakika içinde her şey olup bitiyor ve tam 103 hayvan telef oluyor...

(*Temmuz 2006 başlığı altındaki haber Türkiye Gazetesi'nden Muammer Erkul'un "Sürü Psikolojisi" başlıklı yazısından bozmadır.)

[foto]yildizlar.jpg[/foto]

Mesele koyun, tavşan ya da insan olmakta değil, asıl mesele sürü olmakta. Kişiliksizleştirilmiş, cahilleştirilmiş, düşünmemeye - sorgulamamaya alıştırılmış, özgüvensizleştirilmiş bireylerden oluşan toplulukların gök gürültüsüne, işsizliğe, sefalet ücretine ya da Terörle Mücadele Kanunu'na, karşılarına çıkan ayılara ya da kolluk güçlerine başka türlü tepkiler vermesi beklenemez.

Bu koyunlar Kurban Bayramlarında da satış alanına gelene kadar seslerini çıkartmazlar. Tek başlarına satıldıklarında biraz mızmızlanırlar ama asıl kıyameti gözleri kapatıldığında koparırlar, kesileceklerini anca anlarlar. Ama artık tek başlarınadırlar. Her sene tekrarlanır bu. Ve aynı şekilde yaşanır. Tıpkı Lübnan'a asker gönderme meselesi gibi... Bu durum gidecek olanların kendileri gibi emekçi çocuklarını tabutlara koyduğunda ya da kendileri tabutlara girdiğinde kıyametin kopması ihtimalini de muğlaklaştırıyor.

Evet bu koyunlar gösteriyor ki mesele sadece birarada hareket etmek değil. Birarada hareket etmek ancak burjuvazinin zihinsel hegemonyasının dışında, dünyayı değiştirmek için bilinçli özneler olarak biraraya gelindiğinde kendi yönünü çizebiliyor.

Yoksa bu kahredeci ve bizim cephemizden dayanılması giderek zorlaşan yaşamda uyuyabilmemiz için koyunları saymamız da yetmez.