Ünzile... Bir şarkı adıydı. Ama yaşanmışlığı vardı. Biliyordum anlatılanlar bu toprakların kadınlarının hayatıydı
Av. Saliha Şahin
Ünzile...
Bir şarkı adıydı. Ama yaşanmışlığı vardı. Biliyordum anlatılanlar bu toprakların kadınlarının hayatıydı.
Ünzile...
Ve şimdi karşımda... Omuzları çökmüş ve adımları öyle ağırlaşmış ki sanki yaşamda yol almak istemiyor gibi. Üzgün, yorgun, kaygılı ve ürkek bakışları içimin bir yerlerini acıtıyor. Yüreğime baskı yapıyor ama ben gülümsüyorum.
Nasıl başlasam ki; “geçmiş olsun” olur mu, söyleyebilir miyim! Söylerim ama geçmiş midir, geçer mi! Yoksa dalga geçtiğimi mi düşünür. Ya “nasılsın” desem, olur mu! Olmaz biliyorum, biliyorum da ne desem bilmiyorum.
Ve şimdi karşımda... Evet bir adım atmak için gelmiş, kendine tecavüz edenin cezalandırılması için. Daha çok taze, üç gün bile geçmemiş yaşadığının üzerinden ama yine de sakin olmak için çabalıyor, kendini sıkıyor ve hiç tanımadığı bir kişinin yanında gözyaşlarını tutuyor. Ama yapma, ben bilirim için yangın yeri gibi ve o içine akıttığın gözyaşların da söndürmez içindeki ateşi.
Hadi diyorum yazalım dilekçemizi de gidelim savcılığa. Şaşırıyor, tamam diyor ve başlıyoruz.
Bir isim veriyor bana ve o ismin kendisine bir şey olmayacağı özgüveni ile 'git nereye şikayet edersen et' mesajı ile birlikte gönderdiği TC kimlik numarasını. İşte buldum caka satan fotoğrafını “O mu?”. Ayağa kalkarak baktı ve olduğu yere yığıldı. Ağlamaya başladı. Hiçbir şey demedi ama ben anladım “o”.
Aldık dilekçemizi o fotoğrafı, gittik ‘adalet’in dağıtıldığı taş binaya. Saat 17:10... İki savcı ile görüşüyorum ama ikisi de ilgilenmiyor. Aslında heyecanla ama sakin görünerek anlatıyorum, 'Müvekkilim cumartesi günü tecavüze uğramış, henüz 72 saat dolmadı ve hızlıca Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesi gerekiyor'. Savcının birisi önündeki yığılı evraklardan başını kaldırarak öyle kayıtsız bakıyor ve 'Şimdi avukat hanım onun işi çok uzun, Adli Tıp'a filan yazı yazılacak, ben yetiştiremem' diyor aynı kayıtsızlığı sesine yansıtarak. Artık nöbetçi savcıya gitmek gerekiyormuş, Daha mesai bitmedi itirazımı kimse önemsemiyor. Sinirleniyorum ve sesim yükseliyor, biliyorum boş çaba.
Evet işte geldi nöbetçi savcı, hemen giriyorum odasına ve bu çok önemli, acil olarak Adli Tıp'a sevki gerekiyor diyorum. Nöbetçi savcı “önemliydi madem o gün gitseydi savcılığa” diyor. Şaşırmıyorum!..
Ünzile...
Ve karşımda duruyor... Geçen her dakika gözlerine çöken korkuyu görüyorum ve ümit ediyorum vazgeçmesin diye. Olmuyor, işte titremeye başladı ve beklediğim cümle “ne olur gidelim”. Elini tutuyorum geçen her zamanın aleyhimize olduğundan bahsediyorum. Ama nafile, olmuyor, o yapamıyor. Ben de yapamıyorum, acı çektirilen o vücudunun delil olarak dosyada yer alması için Adli Tıp Kurumu'na götürülmesi ve yine acı çekmesi gerektiğinin ısrarını bırakıyorum. Ve 'adalet' dağıtılan taş binaya ve 'adalet dağıtıcılarına' sırtımızı dönüyor ve gidiyoruz.
Sakinleşmek adına içtiği çay gitmiyor boğazından ve zamanımı çaldığı, beni yorduğu mahcubiyetiyle anlatıyor. “Abim kesin öldürür beni, ben biliyorum beni kimse koruyamaz, devletin verdiği koruma gelene kadar ben ölürüm”.
Önce karşı çıkıyorum ama susmak zorunda kalıyorum. Çünkü Ünzile görücü usulü ile tanımadığı bir adamla evlendirildiğinde abisi ona “gelinlikle çıkıyorsun, kefenle gelirsin” demişti. Ama o, ona rağmen kendisini döverek komalık eden eşinden boşanma cesaretini göstermişti. Evet devletten koruma kararı almış ama onu öldürmeye niyetli kocasının bıçak darbelerinden devletin bu kararı değil ona ‘sahip’ çıkan ailesi korumuştu. Ben biliyorum demesi boşuna değildi. Bu defa ona ‘sahip’ çıkacak bir ailesi de olmayacaktı. Tecavüzcüsünün yarattığı korku abisinin hiddeti ile birleşiyor ve eziyordu içindeki her şeyini.
Ünzile...
Ve karşımda duruyordu... Çırpınan ve yardım isteyen yüreği ile ama ben susuyordum. Bu defa çaresizlik benim gözlerime perde gibi iniyordu.
Ünzile...
Bir şarkı adıydı. Ama yaşanmışlığı vardı. Biliyordum anlatılanlar bu toprakların kadınlarının hayatıydı.
31 Aralık 2013, Salı
http://benzerce.blogspot.com.tr/2013/12/unzile.html?spref=fb