Bayrak histerisinin bedeli!

Bayrağın indirilmesini ırkçı bir histeriye dönüştürmek isteyen Tayyip'in sözlerinin ilk karşılığı Furkan oldu

GÜNCEL
Salı, 10 Haziran 2014 (12 yıl 4 ay önce)

Lice'de kalekol yapımını protesto eden halkın çapraz ateşe tutularak taranması ve bu saldırıda iki kişinin katledilip çok sayıda insanın yaralanması Kürdistan ve Türkiye'nin pekçok ilinde sokaklarda protesto edildi, hemen tüm eylemlere polis saldırdı.  



 



Saldırıda katledilen Ramazan Baran'ın Amed'de yapılan bir törenle uğurlanmasından sonra da polis kitleye saldırdı ve çatışmalar yaşandı. Bu sırada ağırlığı çocuklardan oluşan bir grup, Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı’nın bulunduğu bölgeye giderek,  direkteki Türk bayrağını indirdi.



 



Birçok açıdan soru işaretleri taşıyan bu olay, bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Tokat’taki vatandaşın koyduğu tavrı herkes koymalıdır" sözleri ile sivil faşist güruhların sokağa davet edilmesine vesile oldu. Devlet beslemesi bu gruplar, hemen her yerde ırkçı-kafatasçı sloganlarla alanlara çıkıyor, satırlar-palalarla pusuya yatarak ilerici-devrimci-yurtsever güçlere saldırılar düzenliyorlar.



 



Bayrağın indirilmesi üzerine Tayyip sadece bu fetvayı vermedi. Savaşın en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalan, bu nedenle öfkeyi de en keskin biçimleri ile yaşayan Kürt çocuklarını hedefe çakacak şekilde bir katliam fermanı yayınladı: "Bunun çocuk olması bizi ilgilendirmez. Bir çocuk bizim kutsalımız olan bir bayrağı alma maharetini gösteriyorsa bunun bir karşılığı muhakkak ki olacaktır. Bedeli neyse bunun bedelini de onu oraya gönderenler, kendisi, onlar da ödeyecektir. Çocuktur diye bizim bayrağımıza kutsalımıza bu şekilde saldırmak suretiyle buna sessiz kalmamız mümkün değildir"!



 



Tayyip daha önce de "kadın çocuk dinlemeyin" dediğinde bu, sayısız Kürt çocuğunun katli ile pratik karşılığını bulmuştu. Şimdi de aynı biçimde yanıtlanacağı ortada.



 



Zaten ırkçı-gerici hezeyanlarla sokaklarda saldırıya kalkışan polisler, şimdi bu emre de uygun olarak Kürdistan sokaklarını gaz bombaları, plastik mermiler ve gerekirse ateşli silahlarla tarıyorlar. Bu linç ikliminde o kadar ileri gidiyorlar ki, sırf birilerini vurmak-yaralamak-katletmek için evlerin içine bile gaz bombaları atıyorlar.



 





 



Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde dün gerçekleşen olay bunun çarpıcı ifadesidir. Lice Katliamı dün Cizre'de de halk tarafından sokak eylemleri ile protesto edildi, polis eyleme vahşice saldırdı. O kadar ki, rastgele attığı bombalardan biri bir evin camını kırıp içeriye düşerek 6 yaşındaki Furkan Avşar’a isabet etti. Ağır yaralanan Furkan, Cizre Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı ve gözünü kaybetme riski ile karşı karşıya. Durumu ağır olduğu için Furkan'ın daha sonra Diyarbakır'a sevk edildiği öğrenildi.



 



Furkan'ın annesi Kader Avşar, elektriklerin kesik olduğu sırada polislerin mahalleye rastgele gaz bombaları attığını belirterek, “Bir anda gaz bombası kapsülü evin camını kırarak içeri girdi ve çocuğumun başına isabet etti. Kanlar içinde kalan çocuğu hastaneye kaldırdık. Birilerinin vurulması için polisler mahalleye, rastgele evlere gaz bombaları atıyordu” sözleri ile anlattı olayı.



 



Kader Avşar'ın da belirttiği gibi polis artık sokakta "Birilerin vurulması için polisler mahalleye, rastgele evlere gaz bombaları atıyor"! Bayrak histerisi üzerinden yapılmak istenen ortada. Burjuva hükümetin kemikleşmiş tabanı yapılıp edilen her şeyi sorgulamaksızın onaylıyor zaten. Bu histeri, asıl olarak Gezi'nin oldukça kozmopolit bir nitelik taşıyan kitlesini parçalama aracı olarak kullanılıyor. Zaten sosyal medya üzerinden yürüyen tartışmalardan da görülebileceği gibi bayrak hassasiyeti ile hareket eden kesimlerden bazılarının, sırf bu nedenle yapılıp edilenleri bir alkışlamadıkları kaldı. Özellikle ulusalcı kesimlerin kaşarlanmış tabakasının sözcülüğüne soyunan Sözcü gibi provokatif yayın yapan kesimlerin ağzından adeta kan damlıyor! Bu kesimlerin Lice Katliamı öncesinde katliama zemin hazırlamak için çırpındıkları hatırlanacak olursa, şimdi de neyin zeminin hazırlamaya çalıştıkları anlaşılacaktır.



 



Burjuvazinin sayısız iç ve dış dinamiğin kesişmesi ile yaşadığı sıkışma, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde daha ciddi bir muhteva kazanmış durumda. Bu konjonktür, burjuvazinin kendi iç dengelerini sarsıyor. Herbiri kendi çıkarları yönünde ondan nemalanmaya çalışıyor. Malzemeleri ise toplumsal psikoloji oluyor. Onu yönlendirmek için sayısız tehlikeli oyun sahneye sürülüyor. Bu oyunlar kardeşlik diliyle bozulabilir. Medeni'nin arkasından "Her yer Lice her yer direniş!", "Gezi'den Lice'ye!" sloganları ile alanlara akan on binler, bu tehlikeli oyunu da aynı dille bozabilir. Ve bunun tek yolu da budur!