Ankara'nın en uzun Haziran'ı

Barikatların en önündeydi. Osman’ların Fatih’lerin yol arkadaşı ve herbirimizin kardeşi. Vurdular onu...

GÜNCEL
Salı, 17 Haziran 2014 (12 yıl 4 ay önce)

Evren Barış Yavuz





I. Her söz eksiktir. Yazılan hiçbir şeyin yerini tutamayacağı o büyük öykü. Bizim haziranımız. Hayatın kırıldığı fay, ömürlerimizin depremi, isyandan insana yürüdüğümüz delirtici yolculuk. Bitmeyen ve asla bitmeyecek olan o kadim yürüyüş.



 



II. Mayısın son gecesini not düştüler. Ankara Metin Hoca için salladığı gövdesini bir daha dikleştirdi. Mayısın 31. gününde İstanbul sokaklarında 30 saattir barikat başlarında olan on binlerce kardeş için yola çıktı kafile. Ankara’nın sokakları değişti. Cuma sabaha değin süren o ısrar ve cesaret… 1 Haziran’ı hayata armağan etti.



 



III. Kentin ortasında. 70 bin yürek şaşkın. Kendi cesaretinden şaşkın, zulme karşı direnişin ona kattığı anlamdan şaşkın. Kardeşleşmeden, bir olmaktan, direnmekten ve direnirken güzelleşmekten… Şaşkınlık geçince süpürülen paralı askerlerin kalıntılarını sildi. Kapitalin merkezinde Kızıl ve Ay tutuldu. Kızılay Meydanı bir kucaklaşma, bayramlaşma yeriydi. İsyandan insana bir muştu. Yaralılarını omuzlarında taşıyan, aç olana ekmek bulan, duvarları dünyanın en güçlü medyası kılan irade ve gencecik öfke. Ankara’da Haziran bir bayram yeriydi. 1150 yaralı. Ve Ethem.



 





 



IV. Akşam inince 20 saati geçen çatışmadan yorulanların kentin orta yerine uzandığını gördük. Uzandığını… Onlara anlatılan tüm yalanları kırarken hayat, fısıldadı; “yalnız değilsiniz. Bir kökünüz var bu toprakta… binlerce kardeşiniz ki o kök olup düştüler toprağa”. Bir günde bir şehir büyür mü? Büyüdü. Yalansız, dolansız, rekabetsiz bir dünyanın ilk ritimleri. En az 500 gözaltı ve 35 ağır yaralı.



 



V. Ethem ölümle boğuşuyordu. Barikatların en önündeydi. Osman’ların Fatih’lerin yol arkadaşı ve herbirimizin kardeşi. Ankara’nın orta yerinde Güvenpark. Vurdular onu. O kardeşimizdi. Zulmün karargahına 2 günü aşkın süredir taş yağıyor. Plastik mermi, ses bombası, kimyasal gazlar… Halkın üzerine sürülen savaş araçları. Kürt isyanını bastırmak için temin edilen cümle alçaklık şimdi Anadolu isyanının üzerine sürülüyor.



 





Ama korku yok. Elleriyle, tırnaklarıyla durduruyorlar her saldırıyı.



“Panzerler

Üstümüze

Kalkar

Armut

Çiçeğindeyiz…”*



 



VI. Gencecik kadınlar. Bedenleri, ruhları, varoluşları iktidarın cenderesinde olanlar… En önde, en yaman… Bayramlaşmaya gelmiş gibiler. Yüzler örtük. Yüzler yok. Artık herbirimiz aynı yüzü paylaşıyoruz. Kardeş, gardaş, yoldaş, arkadaş… Bozkır en yaman esmer çocuklarını da sürüyor barikata. Yozgatlı, Çorumlu kenar mahalle çocukları sımsıkı tutuyor direnen kardeşlerin ellerini. Pazar gece… Revirler basıldı. Halkın üzerine araçlar sürüldü. Akreplerden yakın mesafe atışlarıyla halka kasteden üniformalılar.



 



VII. Tuzluçayır ile Oran arasındaki bağ… Hakikat. Aleviler sokakta. İncinmiş, yara almış tarihleriyle gelmişler kardeşlerinin yanına. Mutlaklaşmış kibrin kırdığı kalpler çoktan onarılmış çünkü artık direnmek var. Kırgınlık yok. Kırıklık yok. Sokaklarda, caddelerde barikat savaşı başlamış… Her gün binlerce insan evlerine bir çatışma öyküsüyle gidiyor. Evlerin ve kalplerin arasında büyüyor o öykü. İsyan, kalkışma, ayağa kalkma… Çünkü dizlerinde kırılan halk ayağa kalkacak bir dayanak buldu. Kendine yaslanıyor direniş. Kendini ayağa kaldırıyor.



 



VIII. En karanlık zamanlardı. En umutsuz belki. En yorgun. Ama devrimciler için daha fazlası… Onlar uzun zamandır direnişin ekmeğine, suyuna maya taşıyorlardı. Tutuklamalar, katliamlar, yoksulluk… Devrimciler sokakları alan, direnen en binlerce kardeşleriyle yürüdüler düşmanın üzerine ve birikimlerini kattılar sokaklara… Onlarcası hedef alınarak yaralandı. Direniş İstanbul, İzmir, Antakya, Adana, Mersin ve Eskişehir’de can ile baş ile sürüyorken.



 



XI. Söz kurmak ve söz yaymak ne denli önemli öğrendik. Sansür denen o körleşmeyi. O iktidara köleleşmiş medya patronlarını gördük. Çektikleri görüntüleri yayımlanmaya mahcup basın emekçilerini de… Biz kendimiz medya kurduk. Bir anlatım, bir üslupla büyüttük mütevazi araçlarımızı. Bu Haziran günlerinde “dövüşen anlattı…”



 



X. Gece ve gündüz arasında işine, okuluna gidip akşam barikatlara inen, haber takip eden, hastane ziyaretleri yapan bir kentten söz ediyoruz. Bozkır. İnsan atlasında bir Anadolu. İnsan bir atlas olunca bütün dünyayı üstlenen büyük ruh. Mahallelerde binler yürüyor her gece. Beklenti büyüyor belirsizlik de. İstanbul’daki rehavet. Hükümetten günde 7 açıklama. Korkuyor ve hiç dinlemiyoruz. Hiç bilmiyoruz ne diyorlar. Dün kapısından kovuldukları saraylar için halka saldıran riyakarı hiç dinlemiyoruz. Çarşamba geldi. 20 bin kişi sokakta ama artık kürsüler, bildik sloganlar, alışılmış seremoni… Nasıl da sakil durdu. Nasıl da uymadı notası direncin senfonisine.



 



Not ettik. Bildiğimizi sandığımız, gelenek sandığımız ‘öğretilmiş isyanı’ da yeneceğiz!



 



XI. Devlet alana girdi. Büyük polis ablukası. Yüzlerce gözaltı. Yüzlerce yaralı. 1300 yaralıya ulaştı sayı. Kayıt edilenler ki yarasını kardeşleriyle iyileştirenleri sayamayacak sayılar. Kent gergin. Her otobüs bir forum her ev bir meclis. Devlet yalan kusuyor günlerdir. Yorgunluk yerini bekleyişe bırakırken, kentin isyanı az bilen mahallerinde binler haykırıyor. İyi haberler.



 



XII. Ethem yumdu gözlerini. Gözleri büyüdü Ankara’nın. Akdere’nin, Nato Yolu’nun, Batıkent’in gözleri büyüdü. Keçiören’e koştular. Adli Tıp önünde mumlar. Cenaze Kızılay’dan kalkacak. İstanbu’dan kötü haberler geliyor. Ellerde telefonlar. Ama hiçbir telefon artık eskisi gibi açılmıyor. Sokaklardan kuş ölülerini topluyor, korkmuş köpeklere su veriyorlar. O kuşların da hesabı sorulur. O attığınız cinayet gazlarının… Kurtuluş Parkı. Akrepler’den içeriye sıkılan cümle nevale. Ağaçlar koruyor çocukları….



 





 



XIV. İsyan bir duruştur. Biriktirmiş bu şehir. Ulucanlar’da, 19 Aralık’ta direnen bir Ankara vardı. Sokaklarında gurbet kumruları, dalgın kediler, cefakar köpekler… Ağaçlar. Kent dövüşenlerinden öğrenmiş, Karşıyaka Mezarlığı’nda yatan canlarından. Deniz’den Mahir’e, Erdal’dan hepinize… Sivas ateşiyle bilenen, daha nice nice..



 



XV. Pazar. Sabah. Devlet duvar örmüş. Kızılay Meydanı’da 15 bin kişi direniyor ve Ethem’i çağırıyor. Büyük saldırıyı göğüslerken halk Ethem’in ailesi çağırıyor gelebilenleri Batıkent’e. Çok yaralı var. Çok gözaltına alınan. Çok. Batıkent’e 300 kişi varıyor… Kafile yürürken Ethem’i sayı 25 bin. Binler göğsüne bastırıyor isyanı.



 



XVI. Bazı şeyler anlatılır, bazı şeyler ise hayatındır artık. Sonsuz yolculuktur. 20 günü aşkın süredir devam eden bir diretme, direnme, dik durma çabasının adıdır. Aynalarda kendimizi tanıyamıyoruz. O biz değiliz artık. İsyanın bıraktığı izler, açtığı yollar, sorduğu sorular… Gözlerimizi ufkuna gerdiğimiz o bozkırın içinde bir uğultudur yaşadıklarımız.



 





 



XVIII. Ethem, Abdullah ve Mehmet. Selam söyleyin orada sizi kucaklayacak, alınlarınızı öpecek kardeşlerimize… Benden Hasan’a ayrıca selam edin…



 



* Enver Gökçe



 



fraksiyon.org