Yılmaz Güney anıldı

Pazar, 10 Eylül 2006 (20 yıl 1 ay önce)

Yaşanacak Dünya, ACTİT, FDHF, BİR-KAR, FTİF, HÖC, Odak 8 Eylül günü devrimci sanatçı Yılmaz Güney'in 22. ölüm yıldönümü nedeniyle Paris'teki mezarı başında bir anma gerçekleştirdi.

Anmada kurumlar adına yapılan konuşmada, Güney'in devrimci sanatçı kimliği, üretimi ve niteliğine ilişkin temel noktalar vurgulandı. Konuşmada, Güney için vurgulanması gereken temel noktalardan en önemlisi olarak, asla devrimci kişiliğini sanatçı kişiliğinin arkasına gizlememesi gösterildi. Konuşmanın bitiminde asıl önemli olanın Yılmaz Güney'in yaratmış olduğu değerlerin ileriye taşınması olduğu belirtildi. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nden bir temsilci de anmada yerini almıştı ve yaptığı konuşmada orada bulunmaktan onur duyduğunu ifade etti. Şiir ve müzik dinletisinin ardından anma son erdi.

[foto]yilmazguney3.jpg[/foto]

YILMAZ GÜNEY
Yılmaz Güney her şeyden önce bir devrimciydi. Kimi "sanatçılar" gibi popülaritesini ve konumunu kaybetme korkusuyla devrimci kişiliğini sanatçı kişiliğinin ardına gizlemedi, sulandırmadı. Kamerasını ve popülaritesini kitlelere devrimci mesajlar iletmek için bir araç ve silah olarak kullandı. Hemen tüm emekçilerin Yılmaz Güney'e karşı engin bir sevgi duyması, onunla bütünleşmesi, emekçi halkın, Kürt ulusunun içinden gelmiş, onların devrimci potansiyelini kavramış olan sanatçının, daha ilk filmlerinden itibaren halkın ezilmişliğini, yüreklerinde sakladıkları isyanı dile getirmesi ile doğrudan ilgilidir. Filmografisinin ileriki ve gelişkin aşamalarında Yılmaz Güney, özelllikle 70'lerde feodalizmin çözülüşünü ve kapitalist ilişkilerin kitlelerin yaşamındaki dramatik etkilerini, gerçeği tüm yalınlığıyla yansıtarak dile getirdi.

[foto]yilmazguney2.jpg[/foto]

Faşist rejimin, onu bir komplo ile uzun bir cezaevi yaşamına mahkum etmesi, Yılmaz Güney'i ne kitlelerden koparabildi ne de devrimci sinamasını git gide geliştirerek ürünler vermekten alıkoyabildi. Cezaevinden kaçtıktan sonraki yıllarını mültecilikle değil, ülkesinin ve halkının sorunlarına, acılarına, mücadelesine duyarlı, ona yalnız tanık olmakla kalmayıp kendi cephesinden silahlar sunarak geçirdi. Ölüm onu, 9 Eylül 1984'de devrimci kişiliğini sürekli geliştirdiği, geldiği ideolojik-siyasal düzeyi sanatına giderek daha iyi ve salt eleştirellikle sınırlanmadan yansıttığı en verimli olgunluk çağında yakaladı.