Niceliğin azalmasından yola çıkarak geri çekilme teorisi yapmak, sokakta ısrar eden kitlelere hakarettir
Cihan Çetin
Marksizm’i diğer düşünce ve de eylemlerden ayıran temel farkların başında hayatın kavranması ve ona müdahale gelir.
Öyle ki Engels bunu modern felsefenin temel ayırımı olarak tanımlayarak materyalizm ve idealizm arasındaki sınır çizgisi olarak niteler.
Hayatın kavranması ve müdahale edilmesinde en önemli araç, Marksizm’in yöntemi diyalektik ve tarihsel materyalizmdir.
Diyalektik, varlığın nasıl hareket ettiğini, materyalizm ise varlığın nasıl biçimlendiğini gösterir ve her ikisi de birbirinden kopmaz bir ilişkiye sahiptir. Diyalektik her türlü varoluşun mutlak değil sonlu olduğunu, materyalizm ise varlığın geçmişten aldığı ilişkileri bugün içinde yeniden ve de yenileyerek işleyip geleceğe aktarımını gösterir. Tarihsel materyalizm ise özel olarak sadece ve sadece insan ilişkilerine odaklanır ama doğanın materyalist ilişkilerinin temel yasalarını da bağrında taşır.
Haziran İsyanı pekçok bakımdan gökte çakan bir şimşekti. Ancak diyalektiğin özellikle 'nicelden nitele sıçrama bir anda olur' temel ilkesini bilmeyenler için Haziran İsyanı bir daha gerçekleşmesi mümkün olmayan büyülü bir an olarak algılanır.1 Diyalektiğin 'her şey birbiriyle bağlıdır' temel ilkesini bilmeyenler içinse Haziran süreci ya mevcut ilişkiler abartılarak kurgulanır ya da en aşağılık komplo teorilerinin malzemesi olarak...2
Diyalektiğin öğrettiği en önemli şeylerden birisi de hayatın kesintisiz ve doğrusal bir çizgide ilerlemediği; tersine, zigzaglar, kırılmalar, yeniden oluşumların hem iç içe hem de birbirini izleyen şekilde varolmasıdır. Hayatın bu akışının doğasını fark edemeyen, Haziran İsyanı’nın büyülü günleri sonrasında geri çekilen kitlelerin nereye gittiğini anlayamadığı gibi bu geri çekiliş de umutsuzluğun temel besini olur.
Tarihsel olarak kendisini keskin biçimde gösteren ilişkilerin algılanmasında Marksist olmak nispeten kolaydır. Ancak esas sorun, tarihin bugününün Marksist algılanmasıdır. Geçmişe ait ve onun bugüne yansıması devam eden damarlarda Marksist olan -veya olduğunu iddia eden- aynı beceriyi bugün, yani bizzat şu an akış içinde olanın yorumlanmasında çoğu kez çuvallamaktadırlar. Çünkü Marksizm’in ABC’si olan diyalektik ve tarihsel materyalizmden uzaklaşmak, söylemde Marksist cümleler kurulsa bile gerçekte Marksizm ile uzaktan yakından ilgisi olmayan varoluşu getirir.
Foti Benlisoy, “Ne Zaman Savaşıp Ne Zaman Savaşmayacağını Bilen Kazanır” başlıklı bir yazı yayınladı. 3
Başlığı gibi içinde de oldukça tumturaklı cümlelerle dolu olan yazının temel argümanı, “Haziran İsyanı ile ortaya çıkan kitle geri çekiliyor, biz de geri çekilmeliyiz”.
Bu argümanı ileri sürene sorulacak ilk soru, “kitleler geri çekiliyor mu” sorusu değildir. İlk soru “hangi kitle”dir? Eğer Benlisoy, Haziran İsyanı’nda sokağa çıkan kitleden bahsediyor ve bu kitlenin isyanın 1. yıl dönümü olan 31 Mayıs 2014’te alanlarda olan kısmını kast ediyorsa çok büyük bir yanılgı içindedir. Çünkü Haziran İsyanı'nda ortaya çıkan kitle, 2013 Temmuz- Ağustos ayları içinde zaten hem de çok hızlı biçimde geri çekilmeye başlamıştı.

Benlisoy’un yazısı 2013 Temmuz-Ağustos ayları içinde kitlelerin neden geri çekildiğine dair bir analize girişseydi en azından daha doğru olurdu. Madem konu açıldı, kitlelerin neden geri çekildiğine dair bir iki cümle yazarak devam edelim. Haziran İsyanı'nda hayatlarında ilk defa devleti tam karşısına alarak sokağa çıkan bir kitle vardı. Bu kitlenin tamamına yakını örgütsüzdü. İlk defa olması ve örgütsüzlük, zaman içinde devletin konjonktürel olarak dengeyi kendi lehine çevirmesi, kitlelerin Mart 2014 seçimlerine odaklanması gibi çeşitli nedenlerle geri çekildiğini düşünebiliriz.
Ancak bu kitlesel geri çekilişin en önemli özelliği kaçma biçiminde olmayışıdır. Keza 17 Aralık süreci, Berkin Elvan cenazesi, Soma Katliamı, 1-31 Mayıs’ta kitleler, Haziran İsyanı niceliğinde olmasa dahi sokağa tekrar çıkmakta tereddüt etmedi.
Zaten bir yıllık süre içindeki kitlesel eylemlere kimin katıldığına baktığımızda, geri çekilme ile “hangi kitle” sorusu hala geçerliliğini koruyor demektir. Elbette Haziran İsyanı sürecindeki nicelikte ciddi bir azalma olduğu aşikar. Ancak bunu “geri çekilme” olarak yorumlamak, yaşananları gerçekten kavramamaktır.
Haziran İsyanı sürecindeki kitlenin niceliği pekçok açıdan bir barem oluştursa da Türkiye’deki mevcut ilişkiler bakımından niceliğin azalmasından yola çıkarak geri çekilme teorisi yapmak, sokakta ısrar eden kitlelere hakarettir. Her şeyden önce Haziran İsyanı’ndan bu yana kitleler hem AKP iktidarının hem de devletin sınırlarını çizmek istediği gösteri hakkını ölümler pahasına söke söke almıştır. Ve bu hakkı korumak, geliştirmek için hala sokakta ısrar etmesi bu karşı iradenin en önemli başarısıdır. Şimdi geriye çekilmeyi önermek, devletin hukuksal hükmünü paramparça eden kitlesel iradeye 'kaçın' demekten başka anlam ifade etmez.
Elbette son bir yıllık süreç, en başta Türkiye devrimci hareketinin tüm zaaflarını, zayıflıklarını reddedilemeyecek biçimde gün yüzüne çıkarmıştır. Bu tartışılmaz. Ancak kesinlikle eleştirilmesi ve yerine yeni varlık biçimlerinin konulması gereken bu süreçte kitleleri sokaktan geri çekilmeye çağırmak, Haziran İsyanı’na ihanet kıvamında bir çağrıdır.
"Hangi kitle" sorusu, aslında ikinci soru ve cevabı içinde barındırıyor. Hangi sınıf? Haziran İsyanı’nın sınıfsal düzlemi hala tartışmalı bir konu olmakla beraber hepimiz çok iyi biliyoruz ki işçi sınıfı kendi özgücü ve örgütlülüğü ile baskın, tayin edici konumda değildi.
Bu basit durum bile Haziran İsyanı süreci ve sonrası ortaya çıkan kitleselliğin hangi sınıfsal konumda olduğuna dair temel bir izlek sunar. Haziran İsyanı başta olmak üzere bir yıl içindeki tüm kitleselliği sağlayan sadece ve sadece sokak gösterileri, protestoları ve çatışmalarıdır. DİSK ve KESK’in Haziran İsyanı ve Soma katliamı için yaptığı, dostlar alışverişte görsün tadındaki 1 günlük iş bırakmalarla sol tarafından yalnız bırakılan Greif Direnişi dışında etkili ciddi bir grev olmuş mudur? Bunun cevabı hayırdır.
Grev yoksa sınıfsal anlamda ana damar eksik demektir. Grev yoksa isterseniz milyonlar sokağa dökülsün -ki çok anlamlıdır- devleti geri adım attırma şansınız çok zordur. Hadi grevi geçelim, bugün Kürdistan’da kalekol yapımlarına karşı yol kapatma, yolları tahrip etme vb. gibi yeni eylem türleri ortaya çıkarken, pasifist veya şiddetti savunmayan grupların ürettiği eylem çeşitliliği hariç, sokak protestoları dışında farklı bir eylem tarzı üretildi mi? Bunun da cevabı hayır.
O zaman kitlelerin geri çekilmesinden bahsediyorsak bunun en önemli nedeni, kitlelerin kendiliğinden çekilmesi ya da devlet tarafından geri itilmesi değil tam tersine mevcut eylem tarzlarının işlevini yitirmiş olması ya da istenen sonucu elde etmede zayıf kalması olamaz mı? Kesinlikle olur. Bu durumda bir devrimcinin görevi, Benlisoy’un yazısında olduğu gibi geri çekilme ve buna dair pasifist eylemler mi önermektir yoksa kitlelere sonuç alıcı yeni tipte eylemleri önermek ve de örgütlemek midir? Bu sorunun cevabı bellidir.
Son olarak Benlisoy’un, Mao’nun arkasına sığınıp ortaya attığı gerici önermesine dair bir çift laf etmek gerekiyor. Öncelikle Mao’dan alıntı yapmadan önce zahmet edip Lenin’e bakması gerekirdi. 1905 yenilgisi başta olmak üzere geri çekilme ile hala geçerliliğini koruyan birçok temel ilkeyi Lenin’de bulabilirdi. Ancak maalesef Benlisoy’un kafası, 11 Eylül günü devrim yapma hayallerinde olan ama 12 Eyül faşist darbesiyle kaçacak delik arayıp daha sonra bunu geri çekilme teorisi ile taçlandıran zihniyetle aynıdır. Onun günümüzdeki kötü bir kopyasıdır. İşin ilginç ve acı yanı, son bir yıllık süreçle 12 Eylül'e zerre benzer değilken geri çekilme önerisi ortaya atmasıdır.
İkinci olarak Mao’dan alıntı yapmasına rağmen Mao’nun -ve de aslında Lenin’in- geri çekilmeye dair önermelerindeki tarihsel arka planı okuyucusuna sunmamak, gizlemek gibi bir ayıba da sahiptir. Mao geri çekilmeye dair cümle kurarken ortada savaşan, savaşın bir tarafı olan koca bir ÇKP ve onun ordusu vardı. Haziran İsyanı’nın tarihsel dönemi ile ÇKP’nin (ve de 1905'teki Bolşevik Parti’nin) tarihsel süreçleri arasında tek bir benzerlik bile yoktur. Ortada sadece ve sadece Benlisoy’un ne olduğu belirsiz bir “kitleler geri çekiliyor” algısı vardır ve sadece bu algıya dayanarak Mao’nun ruhu yardıma çağrılmaktadır. Ancak Mao’nun ruhu Benlisoy’un zihnine geldiği hızla gerçek ilişkilere sirayet edemeyecek durumdadır.

Kitlelerin geri çekildiği doğrudur. Ancak son birkaç aylık dönemdeki olaylara baktığımızda, kitlelerin sokağa çıkmak için ortam kolladığını da görmek lazım. AKP iktidarının dikişleri patlamaktadır: Soma’da yüzde 43 oy alan AKP, katliam sonrası acımadan Soma halkına saldırdığı gibi, yerelde Soma halkı da katilini tanımaya başlamıştır. Rize AKP’ye en fazla oy veren ikinci ildir. Ama HES’lere karşı en sert mücadele Rize’de gerçekleşmektedir. İçeriyi bırakalım Musul’da IŞİD’in konsolosluk binasını basması ve içerdekileri rehin alması, çok değil bir gün önce, “bayrak indiren çocuk da olsa indirilecektir” diye kükreyen Erdoğan’ı susturmuştur.
AKP eliyle 12 yılda dönüşen devlet ve sınıf ilişkileri çok boyutlu, zigzaglar çizerek kendi karşıtını oluşturmaktadır. Bu karşıt da ileri geri hamlelerle kendine yeni yollar açmaktadır. Tam bu tarihsel evrede kafalardaki algıyla gerçeğin algılanacağını sanmak Hegel’i baş aşağıya çevirmekten başka bir şey değildir.
Benlisoy merak buyurmasın, kitlelerin o gerici tezini ve önerisini tersyüz etmesi sandığından çok yakındır. Kitleler hareketlendiğinde bayrağı kapıp şuursuzca en öne koşacak olanlar, bugün “kitleler geri çekiliyor” diyerek kaçma teorisi yapan Benlisoy gibiler olacaktır. “Büyük heyecanlardan büyük hayal kırıklıklarına kolayca savrulmak” küçük burjuva devrimciliğinin doğasında vardır. Buna da dikkat etmek şarttır.
1 Haziran İsyanı’nın başlangıç günü kabul edilen 31 Mayıs 2013 için Türkiye’nin son yıllardaki sınıfsal ilişkilerini analizi bir kenara bırakalım, 1 Mayıs 2013’deki devlet terörünün, 1 Mayıs -31 Mayıs arasında 30 gün boyunca Taksim’e çıkmayı deneyen herkese acımasızca uygulandığı her zaman gözardı edilir.
2 Haziran İsyanı bugüne kadar sokağa çıkmamış bir çok grubu görünür kıldı. Ancak bu grupları analiz ederken kapitalizmin bu grupları nasıl kıskacına aldığı ve tahrip ettiğini söylemek yerine sınıflarüstü konumlayarak soyutlama girişimleri de oldu.
3 http://baslangicdergi.org/ne-zaman-savasip-ne-zaman-savasamayacagini-bilen-kazanir-foti-benlisoy/