Avrupa'da yaşayanlar sınırlar oluşturmuşlar. Kendilerine çizilen çizgi ve kuralların dışına taşmamayı ilke belirlemişler
Dün öğlenden sonra Brüksel'e girdik. Brüksel girişinde, ellerimizde maket silahlar vardı. Bir önceki gün konakladığımız yerde tahtalardan silahlar yaptık. Zira, mülteci ve göçmenlik sorunu denildiğinde en önemli simge silahlardır. Avrupa'ya gelen mülteci ve göçmenler daha çok emperyalistlerin para, petrol ve rekabet dolayısıyla çıkarttıkları savaş bölgelerinden geliyorlar. Bu gerçekliği en iyi ifade eden sembol silahlardı.
Tahtadan yapılan silahlar içinde en çok kaleşnikoflar vardı ve gerçeğe benziyorlardı. Ama kaleşnikofun antiemperyalist sembol olarak bir tarihi vardı. Bu nedenle sadece kaleşnikof değil diğer silahlardan da yaptık.
Bazı arkadaşlar silahlı girişin iyi bir fikir olduğunu ancak tehlikeli olabileceğini düşündüler. Ancak biz denedik ve yolun yarısına kadar bir tehlike arzetmediğini anladılar daha sonra herkes bu maket silahlardan eline aldı.
Brüksel girişindeki yürüyüş güzergahı üzerinde yeni gruplar katıldı bize. Sayımız giderek arttı. Coşkulu sloganlar ve havaya kaldırılan maket silahlarla parlamentonun önüne kadar yürüdük. Burada bir basın konferansı düzenledik. Ellerimizdeki silahları Afrika, Afganistan, Yugoslavya, Irak vb. savaş ve çatışma bölgelerinde, emperyalistlerin askerleri tarafından unutulmuş silahlardı. Biz bu silahları savaş bölgelerinden bulmuştuk ve bu silahları emperyalistlerin kurumlarına iade etmek istiyorduk. Basın toplantısında bu silahların neyi temsil ettiğini, kapitalist ve emperyalist sistemin nasıl işlediğini anlatık. Basın mensupları bu silahlara oldukça ilgi gösterdiler. Bu silahların anlamı ile ilgili bize çok sayıda sorular sordular.
Parlamentonun önündeki eylemlerimizi tamamladıktan sonra, kırmızı çizgi dedikleri sınırın içine girmek istedik. Önce polisler bunun kesinlikle mümkün olmadığını söylediler. Brüksel'deki kolektif de kırmızı çizginin içine girmenin imkansız olduğu yönünde bize açıklama yapmışlardı ve hiç buna kalkışmamamızı önermişlerdi. Oysa biz girilmeyen yerlere ilk defa girmekle ünlenmiş bir harekettik. Polislerle bir süre tarışma sürdü, girmeye kararlı olduğumuzu söyledik. Polisler bir süre çekildiler. Yaklaşık yarım saat sonra polis şefi bizimle görüşme talep etti. Kırmızı çizgi içinde eylem yapmaya izin çıkmıştı. Luksemburg pratiğimiz bize eylem yapma hakkıyla ilgili meşru bir zemin oluşturdu. Tüm kırmızı çizginin içinde bayraklar, sloganlar ve silahlarımızla gösteri yaptık. Hem katılan insan sayısı hem de insanların coşkusu arttı.
Kırmızı çizgi içindeki yürüyüşten sonra kalmak istediğimiz Simon Bolivar Parkı'na doğru yürüyüşümüzü devam ettirdik. Dün Dünya Mülteciler Günü'ydü, bugün vesilesiyle bir başka parkta etkinlik vardı. Önce bu parka gittik. Burada gerekli açıklamalarımızı yaptıktan sonra Simon Bolivar Parkı'na devam ettik.
Polis bize küçük ve zemini beton olan bir park gösterdi ancak biz bunu kabul etmedik. Başından beri Simon Bolivar Parkı'nda kalmak istediğimizi karar altına almıştık. Simon Bolivar aynı zamanda antisömürgeci bir semboldür. Bizim duruşumuza uygun bir isimdir. Avrupa'da yaşayan insanlar kendilerine sınırlar oluşturmuşlar. Korku duvarları yaratmışlar. Buralardaki kontrol ve korku sisteminin kırılabileceğini hiç düşünmemişler. Kendilerine çizilen çizgi ve kuralların dışına taşmamayı ilke belirlemişler. Ancak biz yıllardır bu kuralları ilan ederek çğniyoruz ve sokakta, alternatif komün yaşamına göre kendimizi şekillendiriyoruz.
Brüksel'deki bir haftalık eylemlerimizi planlamaya başladık. Tüm işleri yürüyüş yapanlar planlıyorlar. İlk basın konferansında, yürüyüşte yer almayanlar söz hakkı istediler ve biz bunu kabul etmedik. Yürüyüş hakkında yapılan bir basın konferansında, yürüyüşte hiç yer almamış çeşitli kampanya gruplarının söz hakkı istemesi bize garip geldi. Ama onlar için bu normal bir durum. Eylemciler adına eylem yapmayan bürokratik kurumların söz söylemesi buralarda normal görülüyor. Tüm konuşmaları yürüyen mülteciler yaptı. Arapça, Türkçe, Farça ve diğer dillerde konuşmalarımızı yaptı.
Avrupa'ya gelmiş ve buranın yapısına entegre olmuş olanlar da Avrupa merkezci hastalığına yakalanıyorlar. Sanki eylem yapan mültecilerin ağzı dili yokmuş gibi. Eylem yapan mülteciler adına NGO grupları söz söylemek istiyorlar. Biz başından beri bu duruma şiddetle karşı çıkıyoruz. Artık eylemciler kendi sözlerini kendileri söylüyorlar. Başkaları adına söz söylemeye, başkalarını eylemleri üzerinden nemalanmaya alışmış olan NGO grupları bizim eylemlerimizde işsiz kalıyorlar.
Hem sistemin kurallarını alt üst ediyoruz. Hem de bürokratlaşmış kesimlerin kurallarını altüst ediyoruz. Biz eylemlerimiz sırasında herkesi tanıyıp öğrendiğimiz gibi, herkes de bizi tanıyıp öğreniyorlar.
Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz!
21 Haziran 2014
Turgay Ulu
Brüksel