Grevin 4. gününde Kırklareli/Lüleburgaz Trakya Cam İşletmeleri Tesisi'ndeki grevci işçileri ziyaret ettik
Cam işçileri en son geçtiğimiz yılın başında İstanbul Topkapı'daki Şişecam fabrikasının kapatılarak başka bir ile taşınmasına karşı başlattıkları direnişle kendilerini ve tarihlerini bir kez daha hatırlatmışlardı. Şimdiyse yıllar sonra Şişecam'a bağlı 10 fabrikada 5 bin 800 işçi grev bayrağını onurla taşıyor.
Grev bugün 6. gününe girdi. Grevin 4. gününde Kırklareli/Lüleburgaz Trakya Cam İşletmeleri Tesisi'ndeki grevci işçileri ziyaret ettik. Bu bölgede Trakya Otocam, Trakya Cam ve Trakya Düz Cam olmak üzere 3 ayrı fabrika bulunuyor. Bu fabrikalarda toplam iki bine yakın işçi var, bu işçilerin 1600-1700'ü sendikalı, geri kalanı idari personel ve hizmet bölümünde çalışan taşeron işçiler.

Ziyaret ettiğimiz Kırklareli/Lüleburgaz Trakya Cam İşletmeleri Tesisi'ndeki grev, 2. gününde içerdeki malların bir TIR'la dışarıya çıkarılmaya çalışılması ile kırılmaya çalışılmış, işçiler bu girişimi kararlı bir tavırla engellemişlerdi.

Bizi tüm sıcaklıkları ve grev coşkusu ile karşılayan işçilerle, gerek direniş öncesi dönem, gerekse direniş sürecine ilişkin sohbet ettik. Öncelikle neden greve gittiklerini kısaca, saat ücretleri üzerindeki anlaşmazlık, çalışma koşullarının güvence altına alınması ve mevcut sosyal hakların korunması şeklinde özetliyorlar.

İşçiler 2004'teki TİS'de oynanan oyunların tekrar oynanmasına izin vermeyeceklerini belirterek, son 2 dönemdir yapılan TİS'lerde herhangi bir zam ve iyileştirme alamadıklarını vurguluyorlar:
Son 10 yıl içinde fabrikanın aldığı siparişlerde, üretimde ve kazancında çok büyük ilerlemeler kaydedilirken (dünyada 3. olmayı hedeflerken!) işçi ücretleri yerinde saydı. Oysaki giderlerde sürekli bir artış oldu. Patronlar TİS'lerde bu gerçekleri hesaba katmayan bir yaklaşım sergilediler. Gelinen noktada 10 sene önceki sosyal haklarımızdan ( gıda kuponları, elbise kuponları, çocuk yardımı, kırtasiye yardımı v.s) neredeyse hepsi yok edildi. Saat ücretlerimiz çok düştü ve son TİS sürecinde de istediğimiz iyileştirmeler kabul edilmedi. Ayrıca iş güvencesi de bizim için kritik bir sorun.
İşçiler anlattıklarını kararlılıklarını vurgulayarak sürdürüyorlar. Türk İş'e güvenmedikleri ama Kristal İş'le yürümeye devam edeceklerini hissettiriyorlar.

Grevin 2. gününde fabrikadan mal çıkarma girişimi karşısındaki tutumlarına ilişkin sohbetleşiyoruz. O anları heyecanla anlatan işçiler kısaca şöyle özetliyorlar:
O ürünler aslında tamamlanmış, bitmiş ürünler değildi. Patron bu tamamlanmamış ürünleri yasadışı olarak memurlara tamamlatıp, güvencesiz çalışan taşeron işçilere yükleme yaptırarak TIR'la çıkarmaya kalktı. Biz de bu civardaki tüm Şişecam işçileri olarak bir araya gelerek yolları kapattık; sendika başkanımız geldi patronlarla görüştü. Patronlara bu yaptıklarının yasa dışı olduğunu, görevi olmayan memurlara böyle bir işi yaptırmakla suç işlediklerini, malları grev varken buradan çıkarmaya kalkmanın da yasal olmadığı, çıkarma konusunda inatlaşırlarsa bizim de 'yasa dışı' davranmayı bildiğimizi, ancak bunu istemediğimizi belirtti. Görüşmeler bir süre daha devam ederken, jandarma çağrıldı. TIR'a yüklenen mal jandarma eşliğinde çıkarılmaya çalışıldı. Biz jandarmayı da engelledik. Jandarmaya, TIR olmadan ayrılmasını, yoksa iyi şeylerin olmayacağını, hiç bir şekilde grev kırıcılığına izin vermeyeceğimizi söyledik. Kısa süreli bir arbede yaşandı. Jandarma kararlılığımızı görünce fabrikadan TIR olmadan ayrıldı. Bu sonuç üzerine duruşumuzu “Ekmek yoksa barış da yok!” sloganıyla pekiştirdik.
Grev başladığında fabrika önünde sadece gözcüler bekliyormuş. Bu olaydan sonra işçiler, böyle bir durumun yeniden yaşanmaması için bu biçimin değiştirilmesi ve işçilerin vardiyalarına gelir gibi fabrika önüne gelmeleri şeklinde bir düzene geçilmesini talep etmişler. Hatta ailelerimiz, çocuklarımız da gelsin demişler. Sendika bu talebi değerlendirerek karara bağlamış. İşçiler artık vardiyalarına göre 24 saat fabrika önünde bekliyorlar. Eşleri ve çocukları da onlarla birlikte grev yerindeler. Fabrikada yirmi kadın işçinin olması eş ve çocukların katılımını arttıran bir etken olmuş.
Şişecam işçileri anlaşma yapılana kadar devam edeceklerini belirtirken, Topkapı'daki fabrikanın Eskişehir'e taşınmasından (geçen yıl) sonra başka illerdeki fabrikalara yerleştirilen işçilerin yaşadıklarına, altını çizerek değiniyorlar. 2013'te farika kapatıldığında işçilerin işsizlikle karşı karşıya kaldıklarını, bunun üzerine başlayan direnişle başka fabrikalara yerleştirildiklerini, ancak özlük haklarını kaybettiklerini anlatıyorlar. Bu deneyimin altını çizen işçiler, grevdeki kritik taleplerden birini hatırlatarak (Böylesi bir durumda özlük haklarının korunmasıyla birlikte direk yatay geçiş yapılması), eğer kazanırsak bundan sonra böyle bir durum yaşandığında aynı sonuçlarla karşılaşmayacağız diyorlar.
Çalışma koşullarından bahseden işçiler, birebir mobbingin çok fazla yaşandığını, aslında patronların işçilerle birebir muhatap olmamaları gerektiğini belirterek, tüm sorunlarda sendikanın muhatap alınması, işçilerin taciz edilmemesini istiyorlar. Aksi takdirde o sıcak ocakların, fırınların karşısında çalışma verimleri düşeceği gibi, "iş kazalarının" da artacağını vurguluyorlar.
"Biz bütün bunlar için mücadele ediyoruz" diyen işçiler sözlerini, "Biz insanız insanca çalışmak istiyoruz, insanca yaşacak ücret ve sosyal hak talebimiz var, bu karşılanacak. Eğer onlar bize karşı yasa dışı (grev sırasında) biçimler kullanmaya kalkarlarsa biz de gerektiği biçimde cevabını vermesini biliriz" şeklinde noktalıyorlar.