Tarih öncesi köpekler havlıyor hâlâ

Meğer cadı avıyla ayakta kalırmış iktidarlar. Cadı hep biz olurmuşuz, avcı hep onlar…

KÜLTÜR-SANAT
Salı, 1 Temmuz 2014 (12 yıl 1 ay önce)

Sevinç Koçak





2 TEMMUZ…



sen bu şiiri okurken



ben belki başka bir şehirde



ölürüm.”



Behçet Aysan



Biz şimdi bu şiiri okuyoruz… Ruhumuzu tarihin bütün cadı avlarından kalma, yanık kokularından bir is kaplıyor. Yaz sıcağında ruh üşümesine sebep oluyor belleğimize yerleşmiş yanık kokuları.



 



Çocukken, oruç olduğumuzu ispat etmek için dilimizi uzattırırlardı diğer çocuklar. Çocuk aklımızla ispatlamaya çalışırdık. Yoksa onların günah dediği çarpardı bizi. Annemle babamın oruç zamanları diğer anne babalarınkine uymazdı. Diğerlerininkinde top patlar, televizyon program yapar, geceleri davulcu hepimizi uyandırır, sonunda da bayram yapılırdı. Bizimkiler sessiz sedasız aç kalırdı da, hiç yaygara kopmazdı. Kimsenin diline bakmazdık biz. Sonra aşure yapardı annem. Bütün sokağa dağıtırdık. Dağıttığımız evlerle aramızdaki bi sırdı sanki boşaltılıp, yıkanmadan geri verilen aşure kapları.



 



Başkalarının ibadetinin çağrısı, herkesin duyduğu bir ezgiyle beş vakit yapılırdı. Bizimkiler gizli saklı mahallelerde, genellikle bir gecekondunun büyükçe salonunda toplanırdı. Babam saz çalar, hikâye anlatır gibi acılı deyişler söyler, herkes ağlardı. Eskiden susuz bırakılmış, öldürülmüş akrabalarımıza ağlarlardı sanki. Su vermeyenlere lânet okurlardı. Toplulukta gürültü olursa, “Gerçeğe Hü!” denirdi. “Gerçeğe Hü!” dendi mi, herkes toparlanır, sus pus olurdu. Sanki söylenenler daha bi dikkatli dinlenmeli, kendi başına değil, toplulukla hareket edilmeliydi.



 



Sokağın başındaki eve yeni komşular taşındı bi gün. Kamyon şoförü kocası evde yokken bir hafta evden çıkmadı, çocuklarını bizle oynamaya salmadı, hoşgeldine gidenlere kapısını açmadı kadın. Babamla arkadaş olan kocası dönünce, bize oturmaya geldiler. “Bizim hanıma kuyruklarınızı bi gösteriverin” dedi adam gülerek. Herkes güldü, kadın utandı, ben şaşırdım. Bizim kuyruğumuz mu vardı?



 



Ailecek hem acılı, hem öfkeli olduğumuz çok kalabalık o yürüyüşe katıldığımızda aklım az buçuk eriyordu artık. Takvim 2 Temmuz’u gösteriyordu. Aklı ermeye başladığında anlıyor insan. Önceden olsa “kuyruğu olsa bile insan yakılır mı hiç?” diye düşünürdüm. Ama artık biliyordum, mesele kuyruk meselesi değildi. Birileri kendi kuyruğunu kurtarmak için, bize olmayan kuyruklar takıyordu. Böylece kuyruklular ve kuyruksuzlar birbirine düşman oluyor, bizi düşman edenler rahata eriyordu.



 



Aklım iyice erdiğinde fark ettim. Bizim gibi ne çok insana kulp takılmış meğer! Meğer cadı avıyla ayakta kalırmış iktidarlar. Cadı hep biz olurmuşuz, avcı hep onlar…



 



Başkalarının kulplarını öğrendim sonra. Öğrendim ki bizim gibi başkaları da kendilerini saklarmış. Onlar için de cadı kazanları kaynarmış… Onların acılarının yürüyüşlerine de katılırım hep bu yüzden.



 



Aleviler sapkın, Kürtler tembel -bizim gibi kuyruklu-, Lazlar aptal, Araplar pis, Çingeneler hırsız… Egemen olanın dışında ‘erdemli’ yokmuş sekiz yön ve dört iklimde.



 



Sapkınlar, kuyruklular, tembeller, aptallar, pisler, hırsızlar… dünyanın bütün cadıları birleşin! Birleşin ki gönlümüzce semaha duralım. Dengbejden klam dinleyelim, kemençeyle horon tepelim, dabke oynayalım, dokuz sekiz sokaklarda yalınayak dolaşalım… Yönleri, mevsimleri, renkleri çoğaltalım. Bütün kuyrukları uçurtmalara takalım.



 



Ben bir yük vagonunda açtım gözlerimi. Bizi kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu…” 



 



Dersim katliamında sürgün edilen ailesinin hikâyesini böyle tarifler Cemal Süreya. Alt alta dizilince şiir olur da büyük bir trajedinin ipe dizilmiş hâlidir aslında. Daha çocukmuş… Demek ki ailesi hem sapkın, hem tembel üstelik de kuyrukluymuş…



 



Tarih öncesi köpekler havlıyor hâlâ. Kuyruklu yalanlar söylemeye devam ediyorlar bağıra çağıra…



 



Gerçeğe Hü!



 



korkatip