Bugün verilen tutuklama kararı şekil olarak hukuksal, ancak öz olarak siyasal bir geri adımdır
Ethem yoldaşın katili polis Ahmet Şahbaz'ın yargılandığı davanın bugün görülen 6. duruşmasında "olası kasıtla adam öldürmek" maddesinden yargılanması ve tutuklanmasına karar verilmesine ilişkin olarak Ethem'in avukatı Kazım Bayraktar'la konuştuk:
Alınteri: Mahkemenin katil polis Ahmet Şahbaz hakkında verdiği tutuklama kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugünkü duruşmada yaşanılanlarla birlikte anlatabilir misiniz?
Kazım Bayraktar: Bu tutuklama kararı aslında bugüne kadar verdiğimiz kitlesel mücadelenin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Meydanlardan, sokaklardan adliyelere doğru verilen bir mücadele var bugün. Bu faşist yargılamanın içyüzünü her şeyiyle birlikte teşhir etmekle birlikte, aynı zamanda dışardan gelen kitlesel destek sonucunda söke söke geldiğimiz bir süreç. Tutuklama bunun sonucunda ortaya çıktı.
Bugünkü duruşmada savcı mütaala verdi. Bu mütalaasında meşru savunma yerine "olası kasıttan" cezalandırma istedi. Bunun da asgari haddi 16 sene. Hafifletici neden uygulayabilir, iyi halden dolayı. 1/6 oranında düşebilir. Olası kasıt üzerinden mütalaa verince ister istemez tutuklama da talep etti.
Biz esas hakkında düşüncelerimizi mahkemede sunduk. Bu olayın "olası kasıt" ile değil; doğrudan kasten adam öldürme olduğunu ve bununla ilgili madde üzerinden mahkum edilmesi gerektiğini, delilleriyle birlikte ifade ettik. Olay da çok açıktı zaten.
Sonuçta mahkeme "olası kasıt" üzerinden ek savunma hakkı verdi sanığa ve sanık vekillerine. Sanık ve sanık vekilleri bunları esas hakkındaki savunmalarıyla birlikte değerlendireceklerini söylediler. Daha sonra mahkeme görüşme için müzakere odasına çekildi. Ve katil sanığın tutuklanmasına karar verdi.
Şimdi bu tutuklama tabiî ki bizim açımızdan bir kazanım. Ancak asıl hak ettiği, -hukuksal açıdan düşünülecek olursak- hakkettiği ceza, kasten adam öldürme üzerinden ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Bu anlamda mahkeme üzerinden hukuk mücadelesi, aynı zamanda adliyeler ve çevresinde siyasal mücadelede devam etmek durumunda.
Duruşma 3 Eylül’e kaldı. 3 Eylül'deki duruşmada sanık ve sanığın avukatları savunma yapacaktır. İhtiyaç duyarsak bizde bazı şeyler söyleyebiliriz o duruşmada. Muhtemeldir ki 3 Eylül’de dava karar bağlanacak.
Yalnız bu arada, bu duruşma ve bu duruşmadan önce dikkatimizi çeken bir olay oldu. Daha önceki duruşmada da dikkatimizi çekmişti, sonra görüntü kayıtları üzerinden incelediğimizde şunu farkettik. Kürsünün arkasında bir kapı var. Kapıdan müzakere odasına giriliyor. Bu odada 3 sivil şahsın olduğunu gördük. Bu sivil şahıslar, hakimler müzakere için gittiklerinde de ordaydılar, döndüklerinde de...
Birinin zaman zaman çıkarak kapıya gelip sanıkla işaretleştiğini, o görüntü kayıtlarından fark ettik. Ve bugünkü duruşmada bu durumu mahkeme heyetinin yüzüne anlattık. Bugünkü duruşmada da aynı şahısların müzakere odasında olduğunu gördük. Bunu ifade de ettik. Mahkeme heyeti bir çelişki, bir şaşkınlık yaşadı. Ve arkasından da bunların sanığın korumaları olduğunu söylemeye çalıştı, ama korumaların müzakere odasında ne işi vardı?
Tabii burada bir başka önemli nokta da şu: Ethem’in vuruluğu gün bir başka polis daha ateş etmişti, Güvenpark'ta. O polisin fotoğraf görüntülerini mahkemeye sunduk. Bu görüntüde polis doğrudan yere paralel bir şekilde halkın üzerine nişan alarak ateş ediyordu.
Burada da daha önceki kuşkularımızla birleşen bir şey gündeme geldi. Acaba dedik, ateş eden bu polisler halk hareketine gözdağı vermek için daha önceden gizli olarak emir mi aldılar? Ya da böyle bir talimat mı var? Bu gizli talimat konusunda düşüncelerimizi açıkladık.
Basında da çıkan haberlere baktığımızda bu polisin özel olarak kollandığını, can güvenliğinin ötesinde bir hassasiyetle korunduğunu fark ettik. Ve başka gerekçelerimizle birlikte en azından bu duruşmada bu şüphemizi, yani gizli talimat sonucunda ateş ettiğine dair şüphelerimizi mahkemede de dile getirdik.
Bundan sonra mücadeleye yine aynı şekilde asılmak, devam etmek gerekiyor. Yine sokakları, meydanları, Ethem’in, Ahmet Atakan’ın Berkin Elvan’ın, Abdullah Cömert’in ve tüm Gezi şehitlerinin davalarına yönlendirmek gerekiyor.
Şunu gördük ki, bugüne kadar verdiğimiz mücadelenin sonucunda, hukuk alanında da, söke söke de olsa, mevzi kazandık diyoruz. Bu mevziyi sürdürmek için de ısrarlı ve inatçı bir mücadeleye ihtiyacımız var.
Alınteri: Katilin tutuklanma kararı diğer mahkemeler için emsal teşkil edebilir mi?
Kazım Bayraktar: Bu konuda çok fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Yani kuşkusuz etkisi olabilir. Bu kararın şöyle bir önemi var: Ethem Sarısülük davası diğer davalardan farklı olarak, siyasi iktidarla Gezi hareketi arasında süren bir itibar davasıydı.
Ethem’in ilk vuruluşundan itibaren iktidarın sözcüleri, polisi kollamaya yönelik yalan yanlış bir çok şey söylediler ve arkasından da Başbakan Erdoğan, polisi savunmaya yönelik şeyler söyledi ve şunu da ifade etti: "Emri ben verdim..."
Şimdi siyasi iktidar tarafından sıkı bir şekilde kollanacaklarına dair polise sürekli güvence verildi. Uğur Kurt vurulduktan sonra da “hala nasıl sabrediyorlar anlamıyorum!” dedi. Polise şunu söylüyordu: “İçiniz rahat olsun, gerekeni yapın! Biz sizi kollayacağız”. Şimdi bu kollamayı bugüne kadar aslında sürdürdüler. Bu açıdan düşündüğümüzde siyasi iktidarla halkın demokratik mücadelesi arasında bir itibar davasıydı. İnatla bugüne kadar, bu polisi tutuklamadılar.
Tutuklama polis teşkilatına da olumsuz bir mesaj verecekti. Onun da farkındaydılar. Yani bundan sonrasında tutuklanabilirler, bu mesajın verilmesinden siyasi iktidar sürekli olarak kaçınıyordu. Ve yargı da bu hassasiyeti gösteriyordu. Ancak artık dayanamadılar. Yani öyle bir köşeye sıkıştılar ki, verilen kolektif mücadelenin sonucunda geri adım atmak zorunda kaldılar. Yani bugün verilen tutuklama kararı şekil olarak hukuksal, ancak öz olarak siyasal bir geri adım. Böyle değerlendirmek gerekiyor. Yüklenir, mücadeleye devam edersek onları ulaşmak istedikleri mevzilerden belli ölçülerde de olsa geri püskürtmek mümkün olacak diye düşünüyorum.