Çakallar birbirine düştü

Demirel-Çiller ikilisiyle "sosyal demokrat" SHP sorumludur bu karanlık dönemden

GÜNCEL
Cuma, 11 Temmuz 2014 (12 yıl 3 ay önce)

Türkiye ve Kürdistan’da binin üzerinde "fail-i meçhul" cinayetin işlendiği,faşist devlet terörünün zincirlerinden boşandığı kirli ve karanlık bir dönemin pislikleri ucundan kıyısından biraz daha ortalığa dökülmeye başladı.



 



Devletin çeteleştiği, uyuşturucu kaçakçılığı, kumar, haraç, çek senet tahsilatçılığı başta olmak üzere kişisel çıkarları uğruna yemedikleri halt kalmayan insan müsveddesi çetecilerin "devlet" adına iş tuttukları bu dönemin kokusu önce Susurluk’ta çıkmıştı. "Askeri vesayet ve darbe dönemleriyle hesaplaşıyoruz" palavrası altında liberal ahmakları bile aldatarak peşine takan neoliberal gericilik, bu çirkefin üzerine asla gitmedi.



 



Susurluk rezaleti patladığında "glu glu dansı yapıyorlar" diyerek düzene ve rejime olan sadakatini ispatlayan Erbakan’ın çocukları, "12 Eylülcüler ve derin devletle hesaplaşıyoruz" yaygaralarını en fazla kopardıkları dönemde aynı sadakatle o yıllarda devlet tarafından işlenen cinayetlerin ve insanlık suçlarının üzerine gitmediler.



 



Ne zaman ki bu çeteler ve dönemin eli kanlı katillerinin kullanma süreleri doldu, bunlar bu kez birbirlerini yemeye, "vatan, millet, sakarya" edebiyatı arkasında cukkaladıkları paralardan yeni pay talepleriyle birbirlerine şantaj yapmaya başladılar, pisliğin kokusu biraz daha çıktı.



 



Bugün Ankara’da başlayan bir dava dosyasına yeni giren belgeler, iğrençliğin boyutlarını sergiliyor. Muhtemelen üzeri kapatılacak olan bu dava da herbirinin eli birbirinden kanlı bu solucanların birbirleriyle yaşadıkları rant kavgasının sonucu. Ne var ki, dönemin "yetmez ama evet"çi zihniyeti tarafından "demokrat", "Kürt realitesini tanıyan irade" ya da "laik demokrat kadının temsilcisi", "Türkiye’nin aydınlık yüzü", "güzel sarışın kadın“ olarak pazarlanmaya çalışılan Demirel-Çiller ikilisiyle onlara yamaklık eden "aslan sosyal demokratlar" zamanında hangi rezilliklerin göz göre göre işlendiği ortalığa dökülüyor.



 



Bu arada bir zamanların burnundan kıl aldırmayan Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin gibi "milliyetçi, vatansever şahinler", rüzgarın azıcık döndüğünü ve eskisi kadar sağlam bir devlet koruması altında olmadıklarını görüp hissettikçe köpekleşiyorlar. Birinin "tansiyonu çıkıyor", öteki "düşünme yeteneğini yitiriyor" vb. vb... Önlerine üç-beş kuruş attıkları koruma sürüleriyle dolaştıkları halde korkularından sahte raporların arkasına sığınıp büzüşecek delik arıyorlar. Gerçi onların bugüne kadar hayatta kalmış olmaları Kürt yurtseverleri de dahil bu toprakların devrimcilik iddiasındaki bütün güçleri adına bir ayıptır.



 



Ancak elbette gün olur, devran döner ve bu alçakların en azından bazıları hakettikleri cezayı yeni devrimci kuşakların elinden bulurlar.



* * *




'Kurbanlık koyun gibi bekletiliyordu'





Faili meçhuller davasında Ayhan Çarkın, Abdulmecit Baskın, Yusuf Ekinci ve Faik Candan’ın infazlarıyla ilgili kan donduran ifadeler verdi. Davanın bir numaralı sanğı Mehmet Ağar ise tansiyonunu gerekçe gösterip duruşmaya katılmadı.




 




Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Ayhan Çarkın’ın yanı sıra tutuksuz sanıklar Korkut Eken, Ayhan Akça, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Lokman Ertürk, Seyfettin Lap, Uğur Şahin, Yusuf Yüksel hazır bulunurken, İbrahim Şahin ve Mehmet Ağar katılmadı.









Duruşmayı Susurluk çetesi tarafından infaz edilen isimlerin yakınları ile avukatları katıldı. 1990’lı yıllarda eşi Savaş Buldan’ı infaza kurban veren HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ile Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel ve CHP’li Mahmut Tanal da duruşmayı izliyor.









Tartışma yaşandı

Duruşmada mahkeme başkanı Tekman Savaş Nemli’nin avukatlara yer açmak için stajyer avukatları çıkarmak istemesi üzerine tartışma yaşandı. Mağdur tarafın avukatları, stajyer avukatların çıkarılmasına karşı çıktı. Başkan Nemli ise stajyerlerin mahkemenin stajyer avukatları olmadığını belirterek çıkarılmasına karar verirken, duruşmanın güvenlik nedeniyle kapalı yapılabileceği uyarısında bulundu. ÇHD Başkanı, Avukat Selçuk Kozağaçlı ise yer darlığının sanıkların korumları nedeniyle yaşandığını belirterek, bu kişilerin çıkarılması gerektiğini söyledi. 









Ağar 'Tansiyonum var' deyip katılmadı

Susurluk çetesi yöneticiliğinden mahkum olan ve bu davanın bir numaralı sanığı Mehmet Ağar, avukatı aracılığıyla mahkemeye 7 günlük istiharat raporu gönderdi ve duruşmaya gelmedi. Raporda, Ağar’ın ani tansiyon yükselmesi, kalp kapağı hastalığı ile kronik akçiğer hastalığı olduğu öne sürüldü. Müşteki avukatları, rapora ilişkin sahtecilik iddiasında bulundu. Sanık İbrahim Şahin de Reşadiye Devlet Hastanesi’nden düzenlenen aldığı raporla duruşmaya gelmedi.









Tarihi itiraf: Susurluk cinayetleri devletin kararıydı

Davanın tek tutuklu sanığı Ayhan Çarkın, savunmasında çarpıcı itiraflarda bulundu. Çarkın, “Bu cinayetler, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan, MGK, İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Daire Başkanlığı ve Başbakanlığa bağlı MİT’in içinde bulunan Kontr-Terör Dairesi’nin bilgileri ve koordinasyonunun yani o dönemki devletin bilgisi dahilinde işlenmiş cinayetlerdir. Yoksa kimse pervasızca bu cinayetleri işleyemez. Herkes bilgi sahibidir. Bu cinayetleri işleyenler siyasi ve ekonomik rant elde etmişlerdir” dedi.









Mahkeme Susurluk’un devletine laf söyletmedi

Ayhan Çarkın, savunmasında devletin faili meçhul cinayetlerinde rolünü anlatırken mahkeme başkanı aniden müdahale etti. Bu sırada avukatlar ile başkan arasında tartışma yaşandı. Bunun üzerine mahkeme heyeti, duruşmaya ara vererek müzakere odasına çekildi. Mahkeme heyeti, aranın ardından saat 11.05'te salona döndü. Başkan Nemli, avukatların söz verilmeden konuşmamaları konusunda uyardı ve Çarkın'ın savunmasına devam kararı aldı. 









'Kurbanlık koyun gibi’ dizlerinin üzerine çökmüş

Ayhan Çarkın, ifadesinde Abdulmecit Baskın, Yusuf Ekinci ve Faik Candan’ın nasıl infaz edildiğini anlattı. Avukat Yusuf Ekinci’nin ölümüne değinen Çarkın, “Kuğulu Park civarındaydık. Anons geçildi, Ümitköy civarına gelmemiz istendi. Oğuz ile gittik. Yusuf Ekinci, dizlerinin önüne çökmüş, kurbanlık koyun gibi bekletiliyordu. Bana silah verdiler, al siftah yap dediler. Ben de silahı attım. Abdülmecit Baskın cinayeti üzerine Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin’e gittim, bana sen karışma MGK kararı dedi” ifadelerinde kullandı. Çarkın, savunmasının sonunda tahliyesini talep etti.









Vampirlerin kan çanağına kan akıttık

Ayhan Çarkın ifadesinde şunları kaydetti: “İşkencelerle hayatını kaybedenlerin hesabı adalet önünde görülsün. Şimdi yüzleşmenin tam zamanı. Bu kanlar neden aktı, bu canlar neden gitti? Ben bir gerçeğim, korkmadan gerçekleri anlatıyorum. Vatan millet bayrak adına yola çıkıp da yoldan sapanlar bu yolu rant kapısı yapanları görelim. O dönem devletin makamlarını işgal eden bu kişiler hesap versin. Çünkü o dönem vampirlerin kan çanağına kan akıttık.”









Sanık adresini vermek istemedi

Sanık Enver Ulu, savunmasının alınması için kimlik tespiti yapılırken, “Buradakilerin kim olduğunu bilmediğim için adresimi vermek istemiyorum. Koruma kararım var” dedi. Bunun üzerine müşteki avukatı Selçuk Kozağaçlı, “Senin kim olduğunu iyi biliyoruz. Katilsin. Sen bizi tanı, mağdur ailesiyiz” diyerek karşılık verdi. Kozağaçlı ile Ulu arasında tartışma yaşandı. Ulu, avukatlara el kol hareketi yaparak bir süre atıştı. Mahkeme başkanı araya girince Ulu, adresini verdi. Ancak avukatı olmadığı için Ulu’nun savunması alınamadı.




 



gazeteport



(*) Bu haber gazeteport sitesine konulduktan bir süre sonra yayından kaldırılmıştır.