Ekranların başına mahkum olduğumuz saatlerde dünyanın başka bölgelerinin sokaklarında halkların kanı akıyordu
Ahmet Vural
Son birkaç aydır dünyanın çehresi değişiyor. Avrupa'nın doğusunda Rusya Ukrayna'nın Karadeniz yolunu da kapsayan işgali bölge savaşı riskini arttırıyor.
ABD ve AB'nin sözde nota vermesi dahi, Rusya'nın yüzlerce insanın ölümüyle sonuçlanan isgal kararının önünü kesemedi. Ukrayna'nın doğusunun işgaline karşı çıkan ABD ile AB ülkelerinin elleri de, tıpkı Rusya gibi, dünyanın farklı coğrafyalarındaki ezilen halkların kanına bulaşmış durumda.
Kuzey Afrika ülkeleri, Ortadoğu'da yıllardır kan döken ve bununla beslenen sömürgenlerin karşı çıkması neyi değiştirebilir? Ortadoğu'nun yeniden dizaynı henüz resmiyet kazanmamakla birlikte, savaşın piyon ülkeleri bölgesel savaşı yeniden hızlandırıyor. 4 yıllık iç savaşta on binlerce insanın katledildiği, ekonominin felç olduğu, binlerce insanın göç ettirildiği Suriye gerçeği kurutulmamış bir bataklık şeklinde duruyor.
Batı Kürdistanlıların yıllardır kimliksiz olarak yaşadıkları topraklarında, konjonktürel durumu devrim yönünde kullanmalarından -elbette- rahatsızlık duyan bölge devletleri (Türkiye, Güney Kürdistan) başta olmak üzere, Arap sermayesinin finanse ettiği IŞİD çetelerinin vahşi cinayetler işleyerek ilerlemesine göz yumuyor. Rojava devrimini boğmak için her yolu deneyen, hatta IŞİD yöneticilerini bilfiil eğitip olanak sağlayanların başında Türkiye'nin İslamcı iktidarı geliyor.
IŞİD, bölge jandarması olan ABD ile gizli anlaşmalar yaparak sağladığı ağır silahlar ve kan içici çeteci güruhlar eliyle geçtiği her kent, her kasaba ve köyde vahşi katliamlar yaparak ilerliyor. Kan ve barut kokusunun birbirine karıştığı Ortadoğu cehenneminde fırsat yakalayan işgalci İsrail Ordusu, Gazze ve diğer Filistin kentlerini bombalayarak savaşa farklı bir boyut kazandırarak derinleştiriyor.
İsrail saldırısı kaçınılmazdı. Ortadoğu'nun yeni haritasında herkesin aslan payı peşinde koştuğu bir döneme denk düşmesi, emperyalistlerin ve siyonistlerin bilinen pis taktiklerinden başka bir şey değildir. Suriye, Filistin ve Kürt halklarının katline seyirci kalan BM örgütü, bu kirli savaşın işgalciler kadar ortağıdır...
Dünyanın sokakları kan ve gözyaşıyla çalkalanırken milyonlarca insan Brezilya'ya akın etti. Ülkenin birçok kentinde yoksulluk ve işsizliğin kötü huylu bir kanser gibi tüm toplumu sardığı bir dönemde milyar dolarlık futbol turnuvasına tepki oldukça kitleseldi. Porto Allegre başta olmak üzere yüzbinlerce emekçi, topraksız köylü, gençler turnuvayı protesto ederek sokakları tutuşturdu. Bir aylık futbol eğlencesinin kalbinde patlayan, yüzbinlerce kişinin katıldığı Porto Allegre eylemine polis ve silahlı güçler vahşice saldırdı. Buysa yeni protestoların gelişini tekitlemekten başka işe yaramadı.
Eleme karşılaşmalarının olduğu bütün stadyumların etrafı olağanüstü korunmasına rağmen kitlelerin talepleri başkanlık konutunun duvarlarını dövmeye devam etti. Milyonlarca doları turnuva bütçesine ayıran Brezilya Hükümeti, çareyi sansür ve eylemleri engelleme girişiminde buldu.
Turnuvanın yegane kazanıcısı elbette dünya tekelleri oldu. Adidas, Puma, Nike... onlarca ülkenin bütçesine denk düşen sermayeleriyle yarışa katıldı. Kirli savaşların gizli kralları olan tekeller, futbol, eğlence, yarışma vb. yaşamın her alanında toplumun milletlerin, emekçilerin beynine hükmetmeye devam ediyor.
Hepimizin karşılaşmalara kenetlenip ekranın başına mahkum olduğumuz saatlerde dünyanın başka bölgelerinin sokaklarında emekçilerin, ezilen halkların kanı akıyordu.