Ortadoğu yangını

İşçilerin birliği, halkların kardeşliği için Gazze’ye, Rojava’ya; tüm Filistin ve Kürdistan’a özgürlük!..

GÜNCEL
Pazar, 20 Temmuz 2014 (12 yıl 3 ay önce)

Rüzgar Kaya



Savaş cenderesi içinde çatışma, kan ve gözyaşı sarmalıyla boğulan Ortadoğu’da neler oluyor? IŞİD kendi emelleri bir yana kimlerin lehine nasıl bir savaş sopası rolü oynuyor? Rojava ve Gazze kuşatmaları arasında nasıl bir benzerlik var?



 



Çatışmaların zeminini hangi koşulların doğurduğunu gözetmeden bu soruların yanıtlarını vermeye çalışan her yaklaşım eksik kalır.



 



Sürekli kendisini yeniden üreterek ilerleyen emperyalist egemenlik çatışması, bölgede sıcak savaş biçiminin giderek yayılıp genişlediği bir seyirde derinleşiyor. Irak’a gerçekleştirilen emperyalist müdahale, bölge dengelerini altüst etti. Halklar arasındaki bölünmeyi, mezhepsel çatışmaları keskinleştirdi. Silah sevkiyatları, kurulan kirli ittifak ilişkileri, bizzat çetelerin silahlandırılması, halklar arasında kanlı boğazlaşmaları büyüttü.



 



Emperyalist güçler ve gerici bölge devletleri, mezhepsel farklılıklar dolayımıyla kurdukları nüfuz planları doğrultusunda Sünni ve Şii yayları üzerinden bölgeyi resmen baştan aşağı ortadan ikiye böldüler. Halklar arasında kendisini sürekli büyüten bir düşmanlaşma ve çatışma sarmalı yarattılar.



 



Sokaklarda savaş ve onun yarattığı vahşet doğallaştı. Meydanlarda, çarşıda, pazarda, kutsal sayılan mekanlarda patlatılan bombalar günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Katliamlardan sağ kurtulan, vahşetin içinde doğup büyüyen çocukların oyuncağı savaş teçhizatları oldu.



 



Irak’tan sonra Suriye de aynı çıkmaz içine sürüklendi. Şii yayının zayıflatılıp kırılmasında Esad faktörünün devre dışı bırakılması etkili olacaktı. Esad düşürülemedi fakat beslenen savaş çeteleri eliyle gerici iç savaş sarmalı Suriye’ye yerleşti.



 



İsmine de yansıdığı üzere Irak-Şam İslam Devleti, Irak’ta başlayıp Suriye’ye uzanan bu kanlı iç savaş sarmalı içinde serpilip gelişti. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi emperyalist haydutların desteğiyle Sünni yayı ekseninde Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ittifakının besleyip büyüttüğü bir savaş çetesi doğmuş oldu.



 



Batılı emperyalist ittifakın 2003 Irak müdahalesinin yol açtığı kanlı iç savaş, çeşitli aktörler üzerinden farklı biçimler altında hala sürüyor. Irak’ta emperyalist müdahaleyle düşürülen Saddam sonrası, batılı emperyalistlerin istediği kıvamda bir merkezi Irak yönetimi inşa edilemedi. Malikigiller, bölgede zaman içerisinde giderek daha fazla İran’ın başını çektiği, Rusya-Çin emperyalist ittifakının desteğini alan Şii yayına yakın durmaya, oraya yerleşmeye başladı.



 



Bu durum batı emperyalist ittifakın hedefindeki İran’ın etki alanının genişlemesi anlamına geliyordu. Lübnan’da Hizbullah’ın, Filistin’de Hamas’ın (özellikle Esad’a dönük yapılan hamleler sonrası ittifak ilişkilerinde yalpalasa da İran’ın Hamas üzerindeki etkisi devam ediyor) varlığıyla birlikte, Irak merkezi yönetiminin İran’ın etki alanına girmesi emperyalist ittifak açısından kaygı vericiydi.



 



Rojava faktörü



Şii yayı içerisinde Esad halkasının koparılmasına dönük kışkırtılan iç savaş sarmalındaki Rojava’da Kürtler bağımsız bir tutum takınarak kendi kaderlerini belirleme yoluna gittiler. Kendilerince özerk demokratik bir model inşaasına giriştiler. Rakip emperyalist blokların desteğindeki Şii-Sünni yarılmasının içinde değil karşısında yer aldılar.



 



Dolayısıyla rakip emperyalist bloklar ve işbirlikçi bölge gericilikleri, Rojava’nın bu tutumunu içlerine sindiremediler. Herbiri Rojava Devrimi’nin boğulmasına dönük çıkışlara bir biçimde güç ve destek kattılar. Türk devleti bir tarafta içeride “barış süreci” adı altında Kürt halkının umudunu suistimal ederken, diğer yanda Rojava’nın boğulması için IŞİD, El Nusra çetelerine barınma, eğitim, silah gibi her türlü destek ve teşviki sundu. Bu iş için sınır hattını tepe tepe kullandı.



 



Emperyalist kutupların kışkırtıp büyüttüğü Şii-Sünni yarılmasında karşı kutuplarda yer alan İran-Türkiye, Rojava’nın boğulmasına dönük saldırganlıkta işbirliği içinde hareket ediyorlar. Çünkü Kürdistan’ın bir parçası Suriye’de ortaya çıkan dengeler içinde kendi kaderini belirlemeyi kendi ellerine alan Rojava ise, bir parçası İran ilhakında Doğu Kürdistan, diğer parçası Türkiye ilhakında Kuzey Kürdistan ve bir diğer parçası da Talabani-Barzani eliyle Irak işgali sırasında batılı emperyalist blokun kucağına oturarak özerklik ilanını yapmış olan Güney Kürdistan’dır.



 



İşte bu tablo içerisinde Rojava, Kürdistan’ın diğer parçaları önünde ezilen Kürt halkının umudunu ve heyecanını büyüten somut bir örnektir. Güney’de Barzanilerin Rojava’nın tecrit edilmesinde rol alması, IŞİD’e örtülü destek sunması hatta “bağımsızlık referandumu” hamleleri kendi saltanatlarının sarsılmasından duydukları korkunun dışavurumudur. Yoksulluk ve zenginlik arasındaki uçurumun büyüdüğü, sınıfsal çelişkinin derinleştiği Güney Kürdistan’da, işbirlikçilikte nam yapmış Barzani’nin tutumu, bir bütün olarak Kürt halkının çıkarlarını gözetmeye değil, kendi iktidar dürtülerini tatmin etmeye dönüktür.



 



Ortadoğu’nun “istikrarı”



Bölge üzerinden sürekli kendisini yenileyerek büyüten emperyalist egemenlik çatışmasının ve buna yedeklenmiş işbirlikçi bölge devletlerinin çıkarları, savaş, çatışma, kan ve gözyaşı üzerine kuruludur.



 



Emperyalist güçler, Ortadoğu’yu, tehdit algısı üzerinden sürekli bir düşman yaratmanın, halkları birbirine boğazlatmanın laboratuvarı olarak kullanıyor. 11 Eylül konseptini bu laboratuvarda sürekli yeniden üretiyor.



 



Bölge giderek daha fazla savaş sanayinin beslenme kaynaklarının etkin üslerinden biri haline dönüştürülüyor. Dolayısıyla Ortadoğu artık istikrarsızlık ve kaosun stabilize edilip istikrar kazandığı bir bölgedir. Bu kaos, önümüzdeki dönemde hiç beklenmedik sonuçlara gebe olabilir.



 



Suriye ve Irak’ta daha da derinleşen iç savaş, kaos hali, haritaların değişimi ve bir bütün olarak bölge dengelerinin sarsılmasıyla birleşik kapsamlı bir savaşa ebelik edebilir. Bölgeyle ilintili tüm egemen güçler ve işbirlikçiler kendilerini bu olasılık üzerinden yeniden konumlandırıyor.



 



İsrail’in şimdi Filistin’i vurmaya kalkışması da bu hesaplar üzerinden yapılan bir konum tazeleme-güçlendirme girişimi zaten. Ülkelerin fiilen bölünmüş halinin daha da belirgin bir haritaya dönüşmesi beklentisi, tüm bölge gericiliklerine ve arkalarındaki güçlere bu olasılık içinden pozisyon almayı dayatıyor. Onların attıkları her adımsa kaosu daha da derinleştiriyor.



 



Rojava’dan, Gazze’ye…



Bölgede savaş, çatışma, kan ve gözyaşının döl yataklarından biri de on yıllardır Filistin olmuştur. Filistin toprakları üzerine kurulan İsrail, sürekli olarak Filistinlilerin yaşam hakkına tecavüz etmiştir. İsrail kuşatmasında açık hava hapishanesi haline getirilen Filistin’de halk bir yanda ilaçsızlık, gıdasızlıkla boğuşurken diğer yanda sürekli savaş sarmalı içinde hareket etmek durumunda kalıyor.



 



İsrail emperyalistlerden aldığı destekle kendi konum ve varlığını Filistin kuşatmasını sürekli daraltmak üzerine kuruyor. Bu kuşatmayı bir biçimde yarmaya çalışan Gazze halkının payına tepesine yağan bombalara ve denizden, havadan, karadan süren İsrail saldırganlığına karşı direnmek düşüyor. Ölümle koyun koyuna onurlu bir yaşam savaşı…



 



İsrail bir yandan Güney Kürdistan’ın bağımsızlığını desteklediğini ilan ediyor, diğer yanda işgal ettiği Filistin topraklarında Filistinlilere cehennemi yaşatıyor.



 



Aynı biçimde Türkiye bir yanda İsrail’i kınadığını ilan ediyor, Barzani ile kol kola girip, Güney Kürdistan’ı müttefik ilan ediyor, diğer yanda Şırnak’ta, Rojava’da ölüm kusuyor.



 



Gazze siyonist İsrail’e tam teslimiyete, biata zorlanıyor, Rojava Gazze’leştirilmek isteniyor…



 



İşçi sınıfı ve emekçilere, ezilenlere emperyalist kapitalizme, işbirlikçiliğe ve her türden gericiliğe tavır almak kalıyor.



 



İşçilerin birliği, halkların kardeşliği için Gazze’ye, Rojava’ya, bir bütün olarak Filistin’e, Kürdistan’a özgürlük!..



 



Ortadoğu’nun kurtuluşu birleşik devrimde ve sosyalizmde!