Greif çapında bir direnişin hak ettiği toplumsal sahiplenmeyle buluşamamasında grupçuluğun payı büyüktür
Gerek içeriği, gerek biçimi ve gerekse niceliksel gücüyle birlikte düşündüğümüzde Greif Direnişi’nin hak ettiği toplumsal sahiplenmeyle buluşamadığı açık. Bunda fabrikanın kentin hayli uzağında bir mesafede olmasının payı yabana atılamaz. Yine sendika bürokrasisi başta olmak üzere solun ezici bir çoğunluğunun sergilediği bilinçli “tecridin“, hatta orada burada yapılan anti propagandaların yarattığı olumsuz etkinin üzerinden de atlanamaz. Tüm bunlara ek olarak ve bunların da ötesinde sınıf hareketinin düzeyi hesaba katılmadan bu noktadaki zayıflık kendinde bir şey olarak ele alınamaz. Greif’in hemen yanı başındaki sayısız fabrika ya da işyerinde herhangi bir destek eyleminin bile yapılmamış olması bu sonuncusunun anlaşılması için yeterli bir veridir.
Bu dezavantajların Greif Direnişi’ne öncülük eden güçlerin birebir iradi çabaları ile aşılamayacakları açıktır. Fakat bu bir gerçekken; bu gerçeğin direniş lehine sarsılabileceği, hatta bu direniş aracılığı ile sınıfın toplamındaki alışılmış ölçüt ve alışkanlıkların azımsanmayacak ölçüde farklılaştırılabileceği de bir o kadar gerçektir. Eğer ki iflah olmaz oportünistler değilsek ve kendimize öncülük misyonu yüklemişsek; o zaman süreçleri de tek başına nesnel sınırlarla, olumsuzluk ve dezavantajlarla açıklayamayız. Nesnel koşulların en olumsuz olduğu durumlarda bile öncü güçlerin tutum ve politikaları ile onları belirli boyutları ile sarsacak açılımlar yapabilmeleri öncü olmanın doğal gereğidir.
Bir direnişin kazanmasında ya da nesnel olarak yenilse bile özünde ezilmemesinde nesnel-konjonktürel etkenlerin de hesap edildiği bir ittifaklar politikasının belirlenmesi yaşamsal önemdedir. Öncülüğün asıl sınav alanlarından biri de budur. Sınıfın en geniş kesimlerini ilgilendiren taşeronluğa karşı, yine sınıfın uzun yıllardır kullanmadığı “işgal” biçiminin kitlesel şekilde uygulandığı Greif gibi bir direnişin, her şeyden önce kötü bir bozgunla sonuçlanmadan yürütülmesi, sınıfın genel çıkarları açısından olmazsa olmaz bir dikkat ve özeni gerektirir.
Çünkü böyle bir yola çıkıldığında o direnişin kaderi-seyri artık birilerinin sorunu olmaktan çıkıp işçi sınıfının genelini kesen bir sorun niteliği kazanır. Greif, Greif olmaktan çıkıp sınıfın toplamının ve aslında tüm öncü güçlerin kolektif mevziisi ve sorumluluğu anlamına kavuşur. Bu aynı zamanda onun örgütlenmesinde rolleri olan öncü gücün de bu kolektifin bir parçası olarak konumlanmasını gerektirir. Yüzlerce işçi ile gerçekleştirilen işgal eylemine Kavel misyonu yükleyenlerin de her şeyden önce Kavel’in yaşandığı dönemdekine benzer bir dayanışma ağı yaratamasalar bile, yılların alışılmış ölçütlerini kıracak bir ağın yaratılmasında ustaca manevralar yapması kaçınılmazlaşır. Özellikle Gezi gibi bir süreçten sonra yaşanan direnişin, ortaya çıkan yeni toplumsal olanakları da kendisine katacak şekilde seyretmesi için ilkeli duruşun esnek bir manevracılık ve ittifak politikası ile birleştirilmesi yaşamsal önem kazanır.
Bu noktada “bu direnişi biz örgütledik” gibi bir böbürlenme ve bundan beslenen grupçu yaklaşımlar hiç kimsenin her şeyden önce haddi olamaz. Onların yapması gereken; direnişin sınıfa moral kazandıracak bir şekilde tamamlanması için en geniş dayanışma ağının bizzat örgütleyicisi olmak, direnişi deyim yerindeyse “kimliksizleştirecek” kolektif bir kimliğe kavuşturmaktır.
Aynı şey solun çeşitli renklerdeki bölükleri başta olmak üzere, özellikle sınıf derdi olanlar için de geçerlidir. Onların da “orada grupçuluk yapılıyor, birileri kendisini öne çıkarmak derdinde, gittiğimizdeki tutumları bile adeta ‘buraya gelmeyin’in ifadesi” gibi bahanelerle direnişe uzak durmak, gerekli destek ve dayanışma ağının örülmesi için çaba sarfetmekten kaçınmak gibi küçük burjuvalara has bir kibirle hareket etme hakları yoktur. Bunu söylemek her şeyden önce sınıfın genel çıkarlarından uzak bir yaklaşımın ve grupçuluğun dik alasıdır.
Greif Direnişi’yle bu yaklaşımların hiçbirine prim vermeden ilişkilendik. Bize bu yaklaşımla gelen devrimci güçlere de söylediğimiz bu olmuştur: “Grupçu yaklaşımlar böylesi bir direnişten uzak durmanın bahanesi olamaz, siz de böyle yaklaşarak grupçuluk yapıyorsunuz, ayrıca birileri ev sahibi siz de misafir değilsiniz, emek harcamak bir görev” içeriğinde yanıtlar almışlardır.
Bu yaklaşımla en başta direnişi en azından okur kitlemize an an taşımak için bizzat fabrikada kalarak aktif bir habercilik sergilemekle başladık işe. Ona dönük tüm saldırıları etkisizleştirecek bir içeriğe özel bir itina gösterdik. Okurlarımız ve muhabirlerimiz ilk günlerinden başlayarak bizzat fabrikada yatıp kalkmaya başladılar. Avrupa’daki okurlarımız bağış toplamak, Greif’in Almanya’daki fabrikasının önünde eylem örgütlemek ve katılmak, onu Avrupalı göçmen emekçilere taşımak için azımsanmayacak bir çabanın sahibi oldular. Yine direnişle ilgili olarak gazetemiz çeşitli bölgelerde dağıtımı yapılan bir özel sayı ve bir bildiri çıkardı. İşçilerin gerçekleştirdikleri tüm sokak eylemlerine katılmaya özen gösterdik. Fabrika baskınının olduğu gece de dahil direnişin sonraki aşamalarında da okurlarımız işçilerle birlikte olmak için titiz bir çaba gösterdiler.
Bunlar yeterli mi?! Elbette değil, bunun farkındayız. Derdimiz yapıp ettiklerimizi saymak da değil!.. Aslolanı, yani işçi sınıfının kolektif çıkarları adına nasıl bir duruş ve her şeyden önce de niyetin sahibi olunduğunu ifade etmektir…
Sınıfın kolektif çıkarları adına sergilediğimiz bu tavrın, direnişe öncülük eden gücün hangi barikatları ve tutumlarıyla karşılaştığını anlatmaya yetecek bir kelime bulmakta zorlanıyoruz. Onlar bizim oradaki varlığımıza ya da direnişle ilişkilenme çabamıza o küçük hesapları ve grupçu kafaları ile adeta engel olmaya, varlığımızı yok sayarak direnişle ilişkilenmemizin önünü kesmeye çalıştılar.
Sadece kendi yaşadıklarımızdan yola çıkarak bu direnişin bu kadar yalnızlaşmasında ona öncülük eden güçlerin grupçu yaklaşımlarının çok büyük paylarının olduğunu rahatça söyleyebiliyoruz. Olması gereken; yüzlerce işçinin söz konusu olduğu bir direnişin sınıf adına derdi olan en geniş kesimlerle buluşmasıydı, bunun araç ve mekanizmalarının yaratılması için özel bir çaba ve itinanın gösterilmesi… Greif’ten işçi sınıfının Gezi’si yaratılamasa bile o direniş alanı bu niyet ve yaklaşımla kullanılmalı, bunun önü açılmalıydı. Fakat olan tersidir.
Greif deneyimimiz, bu tür direnişlerde ona öncülük eden güçlerin nasıl davranmaması gerektiğine dair çarpıcı verilerle doludur. Bunların hepsini burada yazıp çizme niyetimiz yok. Fakat bazılarını özel olarak seçtik. Kendimiz açısından da ciddi derslerle dolu olan bu süreçte öğrendiğimiz en önemli gerçeklerden biri de, sınıf çalışmasında grupçu yaklaşımlara, küçük hesaplara yer olmadığıdır. Sınıf içinde güç olmanın, aynı zamanda özgüven ve bu özgüvenden beslenen ilkeli, cesur ittifaklar anlamına geldiğini bir kez daha öğrendik.
Greif’e öncülük eden gücün başından beri sergilediği grupçu yaklaşımları dizimizin bu son yazısında birkaç örnekle anmak bile direnişin seyri ile bu tutum arasındaki doğrudan ilişkinin kavranması açısından yeterli olacaktır:
-Direnişle ilişkilenmekteki ısrarımız, bu çevreden mailimize yağan hakaret ve küfür mesajlarıyla yanıtlanmıştır. Bu maillerin kişiler tarafından bireysel bir tepkiyle yollanmadığı açıktır. Maillerde de ifade edilen, “Biz o kadar emek harcadık, sizi buna kondurmayız” yaklaşımından beslenen ruh hali, direnişin başından sonuna kadar okurlarımıza özel bir kin ve düşmanlık biçiminde hissettirilmiştir. Kafasının arkasındaki küçük hesapları bize atfeden bu çevre, özünde kendi küçük burjuva karakterini kusmak dışında bir şey yapamamıştır. Lafı fazla uzatmadan sadece şunu soracağız: Bu tutumun DİSK Tekstil basıldığı gün oradaki ağalardan birinin “biz bu sendika için ne bedeller ödedik, simdi sizlere mi yedireceğiz” yaklaşım ve söyleminden özsel bir farkı var mıdır?
-Okurlarımızın fabrikada kalmasını bu arkadaşlar, “işçiler fabrikada kalmanızdan rahatsız oluyor” diyerek engellemeye çalışmışlardır. Okurlarımız “Eğer işçiler bizden rahatsızlarsa bunu biz işçilerden duymak istiyoruz” demiş, bunun üzerine bu durumun sekter bir arkadaşlarının bireysel tutumu olduğunu belirterek özür dilemek durumunda kalmışlardır.
-Bir okurumuzun yanında (okurumuz olduğunu bilmeden) hakkımızda spekülatif şeyler söyleyerek, komiteye girmeye çalıştığımızı, hazıra konmak peşinde olduğumuzu söylemişlerdir. Zaten başından sonuna kadar da bu yaklaşımın gerilimiyle hareket ederek, aslında nasıl bir özgüven yoksunluğu taşıdıklarını da göstermişlerdir.
-Muhabirimizin haber yapmak için DİSK Tekstil’de Eren Korkmaz denilen o satılık “eğitim uzmanının” işçilere ve direnişe küfrettiği o belgeyi istemesi üzerine, bu arkadaşlardan elinde belgeyi tutan bir şahıs, adeta kendisinden geçercesine, “Bu bizim işimiz, burada herkes bizim taraftarımız, size ne oluyor, haber yapılacaksa biz yaparız!” gibi haddini aşan cümleler sarf etmiştir. Orada bulunan bir Greif işçisinin “Sen ne biçim konuşuyorsun?Ayrıca ben de Alınteri okuruyum” tepkisi üzerine bağırıp çağıran bu kişi, muhabirimizden özür dilemek durumunda kalmıştır.
-Saldırının olduğu gece fabrikada muhabirimiz ve bir okurumuz da vardı ve gözaltına alındılar. Bu çevrenin haber sitesinde buna dair tek bir satır edilmedi. Başından beri uygulanan “penguen gazeteciliği” bir basın emekçisinin gözaltında olduğu haberini yapmayacak kadar çığırından çıktı. Oysa o saldırıda okurumuz karakolda polis şiddetine maruz kalmıştı, bu bile etik olarak haber değeri taşır. Muhabirimize dair tek bir satırın edilmemiş olmasıysa dar grupçu zihniyetin ulaştığı boyutun anlaşılması açısından ibret vericidir.
- Direnişe saldırı olacağı çağrısı üzerine yakın bir şantiyede direnişte olan inşaat işçileri destek için fabrika önüne gitmişlerdir. Saldırı gününün akşamında da kazandıkları direnişten, topladıkları bir miktar para ile dayanışmak amacı ile topluca fabrikanın önüne gelmişlerdir. İşçilerin bu anlamlı davranışları bile bu siyasi çevrenin haber sitelerinde hak ettiği değeri görememiştir! Kendi kafalarınca bu direnişi bir harekete mal edip kendince dar grupçuluk yapmaktadırlar yine… Siyasi dar grupçuluk, işçi sınıfına ilham verecek böylesine anlamlı bir tutumu bile sansürleme gereği duymuştur.
-1 Mayıs öncesi gerçekleştirdiğimiz bir kahvaltı organizasyonuna Greif işçilerini davet ettik. Geleceğini söyleyen işçilerden biriyle konuşurken, gelmek isteyen başka bir işçi arkadaşa görev yazdıklarını öğrendik. Tabi yazılan görev bu çevrenin aynı gün yapılacak pikniğine katılmaktı! Bizim kahvaltı organizasyonuna katılmak isteyen işçi arkadaş resmen engellenmişti. İşçiler üzerindeki bu keyfi denetim ve aleni grupçu yaklaşım, başka bir işçiden öğrendiğimiz kadarıyla bu işçinin devrimcilere tepki duyması dışında bir sonuç yaratmamıştı! Bunu da son derece ağır sözlerle ifade etmişti.
Pikniğe gelmesi engellenen işçinin tepkisi bize anlatıldığında, bu siyasi çevrenin orada bulunan temsilcilerini çağırarak durumu anlattık. Bu zihniyetle devam ettikleri taktirde yarın bu işçilerin arkamızdan küfür edeceğini ilettik. Bu anlayıştan vaz geçmeleri gerektiğini ve bu yaklaşımın direnişin yalnızlaşmasındaki payına vurgu yaptık. Ayrıca bir işçinin bizim pikniğimize gelip Greif direnişini anlatmasının nasıl bir sakıncası olduğunu anlayamadığımızı söyledik. Bizim pikniğimize gelen bir işçi, pikniğe gelmekle Alınterici olmaz. Ama dar grupçuluk gözlerini o kadar kör etmişti ki bunu bile hazmedememişlerdi. Oysa onlar, Greif’te bir yıl gibi bir süredir yürüttükleri bir pratikten, pikniğe giden bir işçinin hemen o siyasal hareketin taraftarı ol(a)mayacağını çok rahat öğrenmiş olmalıydılar.
-Direnişle başından beri ilişkili olan okurlarımız var olan Kadın Komisyonu’nun toplantılarına katılmak istediklerinde aynı grupçu yaklaşım tavan yaptı! Okurlarımızın komisyona katılmak da değil, toplantılara katılmak ve o toplantıları-çalışmaları güçlendirecek katkılarda bulunma talebi, bu arkadaşlar tarafından ciddi bir gerilimle karşılandı. Talebi “Katılamazsınız, komisyonda yer alanlar direnişçi kadınlar, siz direnişçi değilsiniz” gerekçesi ile reddeden bu anlayış, okurlarımızın, ”Peki sizin dışardan katılan kadın arkadaşlarınız nasıl katılıyor?” sorusunu aynı mantık ve tepkisellikle yanıtlamışlardır. Adeta bağırıp çağırarak, “hesap soramazsınız, biz emek verdik istediğimizi yaparız. Hiç kimse varlığımızı sorgulayamaz” anlamına gelen sözler sarf etmiş, sanki birileri emeklerinin üzerine oturmaya çalışıyorlarmış psikolojisiyle saldırganca yaklaşmışlardır.
-Bu anlayış dayanışma amacıyla yaptığımız her şeyi kendi küçük hesapları içinden okumuştur. Almanya’nın Stuttgart kentindeki okurlarımız direnişle dayanışmak için topladıkları parayı yollamak istediklerinde bile “acele etmenize gerek yok bizim oradaki arkadaşlarımız para yolladı” deme gereği duyacak kadar garip bir tutum sergilemişlerdir. İnsanın neresinden tutacağını şaşırdığı bir garip psikoloji bu. Böyle bir yaklaşımın sınıf içinde biraz daha ete kemiğe bürünecek bir güç haline geldiğinde nasıl bir baş dönmesi ve tekkeci yaklaşımla hareket edeceği tercümeye gerek bıraktırmayacak kadar açıktır.
Bu tutumlara eklenecek başka pek çok şey var… Muhabirlerimizden haber atlatmak, fabrikayla bütünleşmiş okurlarımızı çeşitli etkinliklere katmamak için özel çaba harcamak, itiraz edildiğindeyse hakaret etmeye kalkmak, hatta haber yapmamızı engellemek için internet olanağını kullanmamızı son derece küçük hesaplarla sabote etmek … gibi.
Bu davranışlar Greif Direnişi’nin daha geniş kesimlere taşınmasına kendi elleriyle engel olmak değil de nedir?! Sendikalar söz konusu olduğunda Greif’te taban inisiyatifinden bahsedenler, kendileri dışındakilere sendikalarla aynı tekkeci mantıkla davranmakta beis görmeyebilmektedirler. Bizler kendi adımıza orada bize karşı nasıl bir tutum takınılırsa takınılsın bu direnişin önemi ve sınıf hareketinde (özelikle Gezi süreci sonrasında) oynayacağı rolü görerek konumlandık. Dar grupçu zihniyetin hiçbir davranışı bu yanlarıyla umurumuzda olmadı, bundan sonra da olmayacak. İşçi sınıfı mücadelesini ileriye çekecek, işçi sınıfının ortak kazanım haznesine yazılacak her emeği böyle dar grupçu bir zihniyete kurban etmeyi düşünmüyoruz, bu yüzden de ortaya çıkan grev ve direnişleri de bu zihniyetlerden kaynaklı terk etmeyi de düşünmüyoruz. (Son)