Perşembe, 14 Eylül 2006 (20 yıl 1 ay önce)
Kırıklar 1 No'lu F Tipi'nden Devrim Türkmen, İzmir Cezaevi İnsiyatifi'ne gönderdiği mektup ile hapishanede yaşanan sürgün sevklerini, tekli hücreleri vs. anlatıyor. Sıklıkla yaşanmaya başlanan sürgün sevklerinin arkasında yeni TMY'nin gelecekte daha işlevli bir hale getirilmesi, yeni getirilecek siyasiler ile eskilerin bağlantısının kesilmesi ve keyfi uygulamaların daha sorunsuz hayata geçirilmesi hesaplarının yattığını belirtiyor.
Merhaba;
Bu sefer mektubunun yanıtını daha fazla geciktirmeden yazıyorum. Diğerlerinin o denli gecikmesi özel zamanlara denk geldiği için, öyle olmuştu.
Sevgili dost, duymuşsundur. Servet hevalle ben teklilere geçtik. Şu an A tek 6’da kalıyorum. Bizimkisi tamamen zorunluluktan kaynaklı.. Zorunluluk hem yer hem de 3’lü boş hücre olmayışı sıkıntısından doğdu. Sonuçta F Tiplerinin teklileriyle tanışma şerefine nail oldum.
Tekler yer itibarıyla sıkış-tıkış bir yer. 8 metrekare alana belki de daha küçük bir yatak, bir dolap, bir masa, sandalyeye banyo-tuvalet ortak yerleştirmişler. Bulaşık yıkama yeri ise yok. Bulaşıkları banyonun lavabosunda yıkıyoruz. Buraları yapanlar buraya insanın değil başka bir yaratığı koyacaklarını düşünmüş olmalılar.
Neyse ki havalandırmalarımız ortak gün boyu yine de birlikte sayılırız. Havalandırma kapıları 19.30 gibi kapanıyor. 24.00 gibi uyuduğumuz düşünülürse 4,5 saatlik bir yalnızlık anlamına geliyor. Gerçi gün boyu havalandırmaya pek adım attığımız söylenemez. Neredeye güneş 4,5–5 saat kadar havalandırmadan eksik olmuyor.
Teklilerin benim açımdan en kötü yanı ise, spor yapamıyor oluşum hem de havalandırmaların küçük oluşu, hem de diğer sakinlerinin o esnada çalışıyor oluşları, yakın zamanda tekrar 3’lülere geçersek yeniden başlamayı düşünüyorum.
3’lülere geçersek diye söylüyorum ya! Duymuşsunuzdur, hükümlüleri “sürgün sevke” gönderiyorlar. Geçen hafta sonu 20–24 arası bir grup arkadaşı Bolu F Tipi cezaevine götürdüler. Aldığımız habere göre eşyaları-giyim eşyaları hariç henüz yola çıkmamış.
Denilene bakılırsa bakanlık genelge göndermiş; 1 ve 2 No’lu daki tüm hükümlüleri başka cezaevlerine sevk (sen sürgün diye oku) edin diye gerekçede buraları tutukevi yapacak oluşlarıymış. Bu nasıl mantıktır anlaşır değil! Cezaevinin yetersiz kapasitesinin cezasını da mahpuslara ödetiyorlar. Tabi bu da salt bir yetersizlikten öte, TMY’nin gelecekte daha işlevli bir hale getirilmesinin hesapları var.
Hal böyle olunca yeni geleceklere yer açmak gibi bir niyet doğuyor. Bunun yanı sıra yeni tutuklanan siyasilerin eskilerle bağlantısını kesmek. Olası cezaevi program ve yönetmeliklerini daha etkin ve sorunsuz uygulamak gibi dert var.
Ki cezaevlerinde tecrübe bir mahpusun yaşamında oldukça önemli bir etken, yani senin anlayacağın dost, yakında bize de sürgün tebliğini iletebilirler. Neyse izleyelim görelim.
Fesih hevali sormuşsun, O da sürgün sevkler arasındaydı. Yani artık Bolu sakinlerinden oldu kendileri. Sürgün sevklerde dikkat çeken başka bir nokta ise; hepsinin 125. maddeden (eski TCK) hükümlü oluşları. Yapılan tasnif, madde içerikli olsa gerek.
Sevgili dost, buraları ve beni sormuşsun. Benim şuan bilindik sağlık sorunlarımın dışında artı herhangi bir sağlık problemim yok. Onlarla da kardeş kardeş geçiniyoruz. Buranın koşulları da bildiğiniz gibi.
Yalnız son zamanlarda hastane mahkeme gidişlerinde asker aramalarında arkadaşlara sorun çıkarıyor. Ben yaklaşık 4-5 aydır bir yerlere gitmediğim için henüz sorunla yüz yüze gelmiş değilim.
Biliyorsunuz biz hastane ve mahkeme gibi yerlere giderken ayakkabı giymiyoruz. Yerine göre çorap ya da yalınayak gidiyoruz. İşte çoraplı olan arkadaşlara aramalarda çorap çıkarma dayatmasında bulunmuşlar. Tabi arkadaşlar çıkarmamış.
Ayrıca en son ağır müebbetlik olan Süleyman Erol arkadaş hastaneye giderken çift kişiyi tek kelepçelemeye karşı çıktığı için hastaneye götürülmedi. Hani insan kelepçe yetersizliğinden olsa anlayacak da ne yetersizliği tamamen keyfiyet… yani bizim kural ve isteklerimize uyacaksınız, karşı çıkmayacaksınız ve biz sizlere her istediğimizi yaparız mantığından ileri geliyor. Zira arkadaşların aktardığına göre hastaneye gidecek kendisiyle birlikte bir kişi daha varmış. İsteseler ayrı ayrı kelepçelenebilecekken böyle bir zorlamaya başvuruyorlar…
Bana da 7-8 ay önce hastane dönüşü böyle bir dayatmada bulunmuşlardı. Üstelik ellerinde bir dünya kelepçe varken.. reddedince tek kelepçelemek zorunda kaldılar. Bu tür şeyler gelecekte farklı farklı dayatmaların habercisi niteliğinde.. Bunlar bir nevi sınama, tansiyon ölçme yaklaşımları..
Unutmadan son 2 aydır aramaları cumartesi günü üstelik sayımda sabah yapıyorlar. Gerekçe de hafta içi iş yurdu ve benzeri yere çıkanların ‘faaliyetlerimizi engelliyorsunuz!’ şikâyetiymiş! Birincisi sabah araması hafta içi de yapabilirler. İkincisi hafta sonu arama yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de havalandırma kapılarımızı arama gelinceye kadar açmıyorlar.
Bu ayki aramaya geldiklerinde havalandırma kapımızı 09.45 gibi açtılar. İlla arama yapacaksan önce sayımını al, kapılarımızı aç. Zira bu bizim doğal hakkımız-sonra aramanı yapıyorsan yap.
Yemeklere gelince orta şekerli diyelim. Kimi zaman kötü kimi zaman fena sayılmayacak şekilde çıkıyor.
Sıcak su ise tam bir fenomen ve garip bir ironi yaşıyoruz. Kış boyunca sıcak suyu 1 saatle sınırlıyorlar ve onunda 5–10 dakikası sıcak su oluyordu. Yazın ise bu süreyi 2 saate çıkardılar, su da bir kaynar bir kaynar ki el dokundurmak mümkün değil. Yazın suyu niye bu kadar sıcak verdiklerinin de elbette ki cevabı var. Çünkü kışın yakıt yok gerekçesinin şimdiden maddi temelini oluşturuyorlar. Yazın yakıtı bol bol kullanıp kışın da yakıt yok, bakanlık ihale açmıyor gibi gerekçelere sığınıp bizleri o kış soğuklarında kat kat giyinmeye mecbur kılıyorlar. 3.5 yıldan fazla bir süredir bu yakıt, sıcak su muhabbetimiz hiç değişmedi. Her sene bir öncekinin soru ve cevaplarını alıyoruz. Sanırım bu kışta böyle olacak.
Yeniden görüşmek dileğiyle.
Devrim Türkmen
1 nolu F Tipi cezaevi
Kırıklar-İzmir
Sürgün sevkleri Kırıklar'da