Burjuva yargı verdiği bir kararla kadının boşanma hakkını fiilen gaspeden bir tutumun altına imza attı
Burjuva yargı sisteminin taşıdığı erkek egemen ruh, kadın cinayetlerinde, taciz ve tecavüz davalarında çeşitli biçimlerle adeta sırıtarak karşımıza çıkar. Kadın katillerinin yargılandığı davalarda bu akıl almaz hafifletici gerekçeler kılığına bürünür, taciz ve tecavüz davalarında ise adeta kadın yargılanır.
Aynı egemen mantık bu sefer de bir boşanma davasında karşımıza çıktı. Hürriyet gazetesinden Nurettin Kurt'un haberine göre, Yonca G. isimli kadın eşinin kendisini aldattığı ve şiddet uyguladığı gerekçesiyle boşanma davası açtı. Davanın seyri, "kutsal aile" diskuruyla hareket eden yargının, kadına biçilen geleneksel toplumsal rolleri militanca kutsadığının da açık ifadesi oldu. Karar hem erkeğin beyanını esas alması, hem kadına "ev kadınıysan ona göre davranacak, her şeyi sineye çekerek hizmette kusur etmeyeceksin" 'direktifiyle' kadın cinayetleri neden bu kadar yaygınlaşıyor sorusunun somut ifadesi oldu!
Habere göre Yonca G. verdiği boşanma dilekçesinde, “Kocamdan kaynaklanan şiddetli geçimsizliğimiz bulunmaktadır. Pek çok kez bana şiddet uyguladı, hakaret etti, başka bir kadınla ilişkisi var. Hatta ondan kaptığı cinsel hastalığı bana da bulaştırdı, hâlâ tedavi oluyorum. Eşim sürekli gece geç saatlerde eve geliyor, benimle ilgilenmiyor, sorunca da bana şiddet uyguluyor. Evden ayrılmak zorunda kaldım, 9 aydır ailemin yanında yaşıyorum. Boşanmak istiyorum, ev hanımıyım, çalışmıyorum, yoksulluk nafakası ile birlikte 20 bin lira maddi, 10 bin lira manevi tazminat talep ediyorum.” dedi.
Eşi Bülent G. her zaman olduğu gibi bu suçlamaların hiçbirini kabul etmedi, etmediği gibi de Yonca G.'yi suçlayacak karşı argümanlar getirdi: “Evlendiğimiz günden itibaren sık sık evi terk etti. Ev işlerini yapmıyor, ceplerimi karıştırıp habersiz para alıyor, çocuğumuz ile ilgilenmiyor. Sürekli bilgisayar başında chat yapıyor, erkeklerle mesajlaştığını oğlum tespit edince kavga etmişler ve evi terk edip gitmiştir. Yalan söylemektedir, ameliyat sonrası evde hasta yatmama rağmen benimle ilgilenmemiştir.”
Davanın görüldüğü Ankara 5'inci Aile Mahkemesi, Yonca G.'nin boşanma dilekçesindeki gerekçeleri dikkate almazken, eşi Bület G.'nin getirdiği tüm argümanları "doğru" kabul ederek verdiği kararda, Yonca G.'nin kocasına 5 bin lira maddi, 2 bin lira manevi tazminat ödemesine hükmetti. Boşanma davasını Yonca G.'nin yargılanmasına dönüştüren heyet başkanı Sebahatin Ali Erdem tutumunu şu gerekçelere dayandırdı: “Davalı kadından kaynaklanan bir geçimsizlik bulunduğu, kadının eşi ve çocuğunun ihtiyaçlarıyla ilgilenmediği, ev işlerini yapmadığı, sadâkat hükümlerine aykırı davrandığı, evlilik birliğini temelinden sarstığına karar verilmiştir"! Mahkeme ortak çocuk A.G.’nin velayetini babaya verilirken, mahkeme ve avukatlık ücretinin de Yonca G.’den alınmasına hükmetti.
Mahkemenin bu kararı geçtiğimiz ay Yargıtay 2’nci Hukuk Dairesi'nce de onaylandı. Bu açıdan karar emsal teşkil ediyor.
Bu karar, elinden gelse kadınların sokakta kahkaha atmalarına bile yasak getirmekten kaçınmayacak bir zihniyetin yargı erki üzerinden vücut bulmasından başka bir anlama gelmemektedir. Kadınlara dayatılan toplumsal rollerin devlet eliyle konsolide edilmesi, kadına "kadınsın sen kadınlığını bil!" sopasının sallanmasıdır. Bunların hepsiyle birlikte "kutsal aile birliğinin" korunmasında devlet sopasının açıkça sallanması anlamına gelen karar, kadının boşanma hakkının devlet eliyle gasp edilmesinin de açık ifadesidir.
Ve aslında tüm kadınlara verilmiş okkalı bir mesajdır!