Burun farkıyla...

Önümüzdeki aylar ve yıllar toplumsal ve siyasal yaşamda sert kapışmalara gebedir

GÜNCEL
Salı, 12 Ağustos 2014 (12 yıl 2 ay önce)

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ilk turda sonuçlandı. Tayyip Erdoğan despotu seçimi burun farkıyla aldı.



 



Bu sonuç üzerine bugün (11 Ağustos 2014) Türkiye'de morali bozuk olan kesimlerin başında tahminen, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi keskin söylemlerle boy gösteren ulusalcı Kemalist elitlerle “püriten” görünme meraklısı “sosyalist kendiliğindenciler” gelmekte. Çünkü bu kesimler, ellerini sıcak sudan soğuk suya sokma zahmetine dahi katlanmadan seçimlerin ikinci tura kalacağı beklentisi içindeydiler (oturdukları yerden istedikleri sonuçların oluşmasını bekleme alışkanlığı, Gezi ve 17 Aralık sonrası iyice azdı zaten bu sinsi kendiliğindenciler arasında).



 



Bunlar şimdi teselliyi seçimlere katılımın düşüklüğünde arıyorlar. Evet, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılım, son 12 yılın en düşük olanı (yüzde 70.2). Ancak bunu “kitlelerin parlamentarizmden kopuşu”na yormak için hayattan ve gerçeklerden büsbütün kopmuş olmak gerekir. Seçimlere katılımı düşüren esas etken, Kemalist laiklik yandaşları içindeki hayal kırıklığı, “alternatifsizlik” oldu. Bunlar, bugüne kadar umut bağladıkları CHP'nin Gülen Cemaati ve MHP'yle gitgide daha fazla kolkola girerek şapkadan çıkardığı Ekmeleddin İhsanoğlu'nu benimsemedikleri gibi, ruhlarına işlemiş Kürt düşmanlığından dolayı Demirtaş'a da oy vermeyi akıllarından bile geçirmediler. Seçimin tatil dönemine denk gelmesi yanında seçim dalaverelerinden dolayı oy kullanamayanlar da katılımın bu düşüklüğünde rol oynadı. Dolayısıyla, ana gövdesini ulusalcı-laik protestoculuğun oluşturduğu bu kitleyi tutup “devrimci, sosyalist politikanın başarı göstergesi” olarak yorumlamak ancak iflah olmaz bir avunma merakıyla açıklanabilir.



 



Keyiflerinin pek yerinde olmadığı söylenebilecek kesimlerden biri de Tayyip Erdoğan ve avanesi olsa gerek. Bunlar da seçim öncesi yüzde 55'ten aşağısını beklemeyen bir “uçuş” içindeydiler. Sahip oldukları büyük mali kaynaklara, devlet gücüne, seçim dalaverelerinde kazandıkları ustalığa ve seçim arefesinde gerici kodları kaşımaya yönelik dinci faşist söylemlerindeki vites büyütmeye rağmen yüzde 50 barajını ucu ucuna geçebildiler. Üstelik oylarını artırdıkları için değil katılım oranı düşük kaldığı için barajı geçebildiler. Seçimin ikinci tura kalmamış olması, bunların sarılabilecekleri tek teselli mükafatı.



 



Tayyip Erdoğan ve AKP sözcüleri, önümüzdeki süreçte, despotik «başkanlık sistemi» uygulamaları sırasında işin bu yönünü öne çıkaran bir demagojiye başvuracaklardır muhtemelen. Ne var ki, 2010'daki anayasa referandumunda aldıkları oyun çok gerisine düşüp 30 Mart'ta yakaladıkları düzeyde çakılıp kalmak Tayyip Erdoğan despotunun hayalleri açısından bu sonuç işi daha pürtüklü ve daha fazla sürtünmeli hale getirecektir.



 



Seçime katılanların yüzde 51.8'i toplam seçmenlerin yüzde 37'sidir. Tayyip Erdoğan'ın ilk turda seçilmiş olması, bu gerçeklikle birlikte ele alınmalıdır. Her ikisi de kendi kendini teselli arayışı içinde olan Tayyip yandaşlarıyla karşıtlarının yaptıkları gibi sonucun sadece işe gelen yönünü öne çıkaran tek yanlı “avunma teorileri”ne itibar edilmemelidir.



 



Bu seçimin tek bir galibi vardır: Selahattin Demirtaş! Sadece o, HDP-BDP blokunun 30 Mart seçimlerinde alabildiği toplam oyu yüzde 50 oranında artırmayı başarabilmiştir. Daha da önemlisi, Demirtaş, programı ve kampanya sürecinde çizdiği profille Kürt düşmanı şovenizmin geriletilmesinde, kadın ve çevre sorunlarındaki ikirciksiz demokrat tutumuyla, hepsinden önemlisi -bu temel bileşenleri de içerecek şekilde- net bir demokratik içeriğe sahip fikirler ve program düzeyinde bir politika anlayışının yeniden güç kazanmasına küçümsenmeyecek bir katkıda bulunmuştur.



 



O kadar ki, seçim öncesinde de ağızlarından çıkanı kulakları duymayan, dün başka seçimlerde başka tellerden çalarlarken bugün sırf Demirtaş ve Kürt hareketiyle yan yana görünmemek için mantık cambazlığı yapan kimileri bugün yine ne dediklerinin farkında olmayan bir 'denge kaybı' içindedirler: Demirtaş'ın bu bariz başarısını bir taraftan “parlamenterizm cereyanına yeni bir hız kazandıracak, sandık hayallerini körükleyecektir” diye yorumlarken hemen bir paragraf sonra bu kez “HDP’nin aldığı oy oranındaki sıçramada devrimin imkanlarını görüyoruz” diyecek kadar şaşkındırlar.



 



Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılmasıyla Türkiye'de siyaset ve toplumsal yaşamda “yeni” bir etaba girilmiştir. Ancak bu “yeni”, ne son yıllardaki süreç ve gelişmelerden kopuktur, bu anlamda “yepyeni”dir ne de 11 Ağustos sonrasının Türkiye'si 10 Ağustos öncesindeki haliyle aynen sürmeye devam edecektir. Önümüzdeki aylar ve yıllar -kapitalizmin dünya çapındaki krizi ve onunla bağlantılı bir süreç olarak gelişen Ortadoğu'daki kaosun derinleşmesiyle de yoğun etkileşim içinde-toplumsal ve siyasal yaşamda sert kapışmalara gebedir. Bu süreçte sonuçları asıl olarak Kürt dinamiği yanında işçi sınıfı hareketi, kadın, gençlik, kent-çevre hareketi bileşenleriyle birlikte ilerici toplumsal muhalefet dinamiklerinin sergileyecekleri pratik tayin edecektir. Bu pratiğin etkili ve sonuç alıcı olabilmesi ise öncelikle sınıfa ve emekçi yığınlara devrimci öncülük iddiasındaki güçlerin ortaya koyacakları devrimci performansa bağlıdır.



 



Karikatür: Tan Oral - T24