Ebola Virüsünün neden olduğu salgın yayılarak devam ediyor
Domuz Gribi, Kuş Gribi derken şimdide Ebola Virüsünün neden olduğu EHV (Ebola Virüs Hastalığı) dünyayı tehdit ediyor.
İnsanların yaşam biçimindeki değişiklikler, teknolojinin gelişmesiyle başka ülkelere daha sık yapılan yolculuklar, göçler, dünyanın ekolojisinde meydana gelen değişimlerin de katkısıyla bir bölgede başlayan salgınlar, sadece orayla sınırlı kalmayarak, geniş bir bölgeye yayılma fırsatı bularak daha ağır sonuçların ortaya çıkmasına neden oluyor. Özellikle yaşam koşullarının kötü olduğu, yeterli sağlık hizmetinin bulunmadığı Afrika ve Uzak Doğu ülkelerinden başlayan bu salgınlar, yanlış antibiyotik kullanımının da mikrobiyota dengesini bozmasıyla önü alınamayan bir hızla yayılarak, birçok insanın yaşamını yitirmesine neden oluyor.
Kapitalizmin gelişmesine paralel bir biçimde bulaşıcı hastalıklarında arttığı ve bu hastalıkların büyük salgınlar biçimde ortaya çıktığı görülüyor. Temiz su kaynaklarının, ormanların, hayvanların yok edilmesi, hayvanların genleriyle oynanması gibi kapitalist sömürünün gazabına uğrayan doğada canlılar arasındaki dengede bozuluyor. Bu sistemin dayattığı savaşların ve kötü yaşam koşullarının neden olduğu göçler de bir bölgeye özgü olan (endemik) hastalıkların farklı bölgelere ve o hastalığa karşı herhangi bir bağışıklığı bulunmayan insanlara bulaşarak yayılmasına katkı sunuyor.
Yaşam koşulların kötü olduğu Afrika'da salgına neden olan Ebola virüsünün şu ana kadar binden fazla insanın ölümüne neden olduğu biliniyor. Ve salgın yeterli sağlık hizmetinin sunulmaması nedeniyle de hızla yayılmaya devam ediyor.
Virüs özellikle ter, kan, idrar, hapşırma gibi insan salgılarıyla bulaşıyor. Bulaşının bu kadar kolay olması onu daha da tehlikeli bir hale getiriyor. Özellikle temiz su kaynaklarının kullanılması, ellerin sık sık yıkanması, hastanın ya da salgının yoğun olduğu bölgenin izolasyonu ile yayılım kontrol altına alınabilir. Ayrıca virüs ile enfekte olan kişilerin hızla tedavilerinin başlanması gerekiyor. Bu virüse karşı herhangi bir aşının yada ilacın olmaması nedeniyle, yapılacak sıvı-elektrolit kaybının önlenmesi, bağışıklığın güçlendirilmesi gibi önlemler büyük önem taşıyor. Buda yeterli ve dengeli bir beslenmeyi, temiz su kaynaklarını, herkesin ulaşabileceği hızlı, etkili ve ücretsiz bir sağlık hizmetini gerekli kılıyor.
Sağlığa değil de silahlanmaya trilyonların harcandığı, doğanın rant uğruna talan edildiği, ağır ve kötü yaşam koşullarının dayatıldığı kapitalist sistemde bu ve benzeri salgınların artarak yayılması ise kaçınılmaz.