Tarihte ve Günümüzde KADIN kitabı özellikle devrimci harekete kadın sorununa yaklaşımda başvuracağı anlamlı bir kaynak sunuyor
İlk basımı 2013 Mayıs’ında yapılıp ilk 6 ayda hızla tükenen “Tarihte ve Günümüzde KADIN”, konuyla ilgili onlarca kitabın incelenerek güncel ve eleştirel bir yorumla yeniden üretildiği anlamlı bir çalışma.
Basımı Sınırsız Kitap ve Yayıncılık tarafından yapılan kitap, 380 sayfa ve 15 bölümden oluşuyor. Yazarı Hasan Coşar tarafından F Tipi cezaevlerinin sayısız sınırının devrimci irade ve ısrarla kanırtıla kanırtıla aşılarak hazırlanmış olması ona ayrı bir değer katıyor.
Kitabın ilk derdi, kadın sorununun tarihsel toplumsal kökenleriyle bilimsel anlamda kavranması, konuya yaklaşımda buradan bir omurga oluşturmak oluyor! Bu devrimci yaklaşımla ilk bölümlerini Marksizmin kadının ezilen cins olma sürecine ilişkin yaklaşımını ayrıntılarıyla temellendirmeye ayırıyor. Feminist hareketin Marksizmin söylemediklerini ona atfederek, onun soruna yaklaşımdaki derin tarihsel perspektifini perdeleyen çarpık eleştirelliğiyle kıyasıya bir polemikle örülen bu bölümler, kadın sorununda ideolojik olarak sağlam bir temele basmanın zeminini hazırlıyor. Lenin’in de dediği gibi, soruna yaklaşımın ideolojik temellerini sağlam bir tarzda koyduktan sonra kimi tartışmalı noktalar da “ayrıntı” derekesine düşüyor.
Yazar bu temeli hazırladıktan sonra dinlerin kadına yaklaşımı ve bunun üretim ilişkileriyle bağını kuruyor. Kadın sorununun toplumların gelişiminin çeşitli evrelerinde nasıl bir karakter kazandığını inceleyerek ilerleyen kitap (ilkel kölecilik-feodalizm), burjuva devrimlerinin soruna karşı körlüklerini ve ataerkil yaklaşımın sınıfsal kökleriyle (mülkiyet ilişkileriyle) nasıl bir tarihsel süreklilik taşıdığını açımlayarak ilerliyor.
Feminist hareketin her iki dönemini sınırları da tanımlayarak yerli yerine oturtan kitap, bu dönemlere damgasını vuran isimleri ve savundukları argümanları çürüterek, onun özündeki sistem içi karakteri teşhir ediyor. Ataerkil kültürün dayandığı mülkiyet ilişkilerini, bu ilişkilerin üzerinde yükseldiği üretim ilişkileri ve biçimini es geçen bu hareketin ufkunun orta sınıf kadınların “kültürel özgürlük” ufkuyla sınırlı olduğunu, bizzat onların argümanlarıyla ortaya koyuyor.
Feminist hareketin ataerkil yaklaşımın temellerini sınıfsal çelişkilerle açıklayamamasının da sınıfsal bir tutum olduğunu ikna edici bir tarzda açımlıyor. Hareketin ufkunun kadın sorununda yapılan kimi demokratik ya da kültürel iyileştirmelerle sisteme karışan öncüleri şahsında da örnekleyerek pekiştiriyor.
Kitap burjuva devrimlerin erkek egemen ruhunu olduğu kadar, Freud’un kadını aşağılayan erkek şovenizmini de güçlü bir şekilde teşhir ediyor. Feminist hareketin bazı ekollerinin Freud’la flört etmelerindeki ironiyi olduğu kadar, sağlam bir eksene dayanmamanın yaratacağı garip savrulmaları da serimlemiş oluyor. Sağlam bir omurgaya oturmayan feminist hareketin hangi absürt savunulara savrulduğunu örnekleriyle ortaya koyuyor.
Sosyalizm deneyimlerine de eleştirel bir mercek tutan kitap, sorunun tek yönlü kavranışının yarattığı sakatlıkları olduğu kadar; nasıl bir sosyalizm ve gelecek tahayyülü konusunda da düşünmeye çağırıyor. Yazarın kimi noktalarda geleceğe dönük yaptığı çıkarsamalar geniş bir projeksiyona oturmasa da, gelecek toplumda cinsler arasındaki ilişkileri düşünmeye zorlayan kışkırtıcı bir etki yarattığı kesin.
Kısacası “Tarihte ve Günümüzde KADIN” kitabı özellikle devrimci harekete kadın sorununa yaklaşımda başvuracağı anlamlı bir kaynak sunuyor.