Ateşi söndürmeyin!..

Acele mevsimlik tarım işçisiyiz. Şarkılarımız ıslıkla, sohbetlerimiz fısıltılı, sözcüklerimiz sihirli!

GENÇLİK
Pazar, 24 Ağustos 2014 (11 yıl 9 ay önce)

Gözümü açtığımda üzerime yağmur yağıyordu. Azıcık sola kayınca daha az ıslandığımı düşünüyorken yeniden içim geçmiş. Bu kez de çakalların ulumasına uyandım, kafamı çadırdan uzatıp baktığımda ne göreyim, ateş sönmüş! “Ateş sönerse çakal gelir” demişti tarlasında fındık topladığımız amca…



 



Gün boyu çalışmanın verdiği yorgunluk yüzünden ıslak giysilerimizin içinde benden başka uyanık beden yoktu çadırda. Belki birkaç parça közden duman çıkıyordur ya da ‘çakallar çok uzaktadır’ diye düşünürken uyuyup yeni bir iş gününe uyanıyorum. Günün nöbetçisinin hazır ettiģi kahvaltıyı edip gelen traktörle ıslak ormanlardan, vahşi ama sevimli doğanın kalbinden fındık tarlalarına ulaşıyoruz.



 



Böceklerden korunmak için çöp poşeti giymeye kadar denediğim hiçbir yol işe yaramadığından artık sadece Huriye Teyze'nin verdiği çemberle yetiniyorum. "Aslında çok da zor değilmiş fındık toplamak" derken ağaçların arasından bir güneş ışığı beynime saplanıyor. Yan ocaktaki arkadaşlara mola saatini soruyorum çaktırmadan. Sonra en güzel fındığı kendime kırıp azıcık oyalanıyorum, çavuşla (!) göz göze gelip ağzımdaki fındık tadıyla topluyorum, topluyoruz.



 



Acele mevsimlik tarım işçisiyiz. Hazırlıksız ve acemiyiz. Şarkılarımız ıslıkla, sohbetlerimiz fısıltılı, sözcüklerimiz sihirli! Fındık yeşil, kahverengi, sarı, siyah… ama biz renk vermiyoruz. Tarla sahipleri canayakın, ama candan uzak; sana yakın benden uzak, bana yakın senden uzak. Tüm olumsuzluklar, eksiklikler kaybolup gidiyor yemek sonrası, ateş başında, semaver çayında, tütün sırası beklerken. Ya da anılaştırdığımız olayları tekrar tekrar anlatıp gülerken. "Şarıl şarıl akan derede yıkandık" diye anlatılan yerin, bir evin önünden geçen su kanalı oluşu, Türk sineması tadında köy muhtarıyla takışmalarımız, birimizin "toprak kayıyor" bahanesiyle yattığı yeri sürekli değiştirmesi, gün geçtikçe yere daha da yaklaşan en sonunda yerde üstünde gezebildiğimiz ve 'çatıdayız' dediğimiz ‘de facto’ çadırımız... Mevsimlik tarım işçisiyiz. Hazırlıksız ama hevesli, acemi fakat örgütlüyüz. Sözcüklerimiz sihirli fakat bakışlarımız net. Yoldaşlarla fındık topluyoruz!



 



'Seneye tekrar' dememizde biraz da olsa etkisi olan köy halkına, keçi peyniri, karpuz ve buz gibi suyu eksik etmeyen amcaya, sert mizacıyla bizi başta korkutan, sonra evini açan teyzeye, halı sahada bizi yenen (nezaketen yenilir insan) mahallenin gençlerine, eksiklerimizi görmemizi sağlayan olumsuz koşullara, bizi tarla sahibine mahçup etmediği için, iyi saklanan bütün fındıklara sonsuz teşekkürler…