Tayyip Erdoğan'ın daha fazla güç ve egemenlik eğilimin sembollerinden biri olan Çamlıca Camii inşaatında işçi kıyımı var!
Neoliberal barbarlığın en hızlı ve en usta temsilcilerinden Tayyip Erdoğan'ın "çılgın projelerinden" biri olan Çamlıca Camii'nin yaklaşık 1 yıl önce başlayan inşaat çalışmaları da diğerleri gibi (3. Köprü ve havaalanı) hızlandırılmış bir tempoda sürüyor. Güç ve hegemonya eğiliminin tipik sembollerinden biri haline gelen camii yapımı da tıpkı 3. Köprü ve diğer "çılgın projeler"de olduğu gibi iliklerine kadar sömürülen işçilerin alın terleri üzerinden yükseliyor.
Ücretlerin düzenli ödenmediği, taşeronluk sisteminin bir ahtapot gibi sarmaladığı, işçi ölümlerinin rutine bindiği, sigorta ve güvencenin hayal olduğu inşaat sektörü, Çamlıca Camii'nin yapımında da aynı kuralları en keskin biçimiyle hissettiriyor. 2016 yılının Kadir Gecesi'ne yetiştirilmesi vaadedilen on binlerce kişilik camiinin yapımında çalışan işçiler, sadece sömürünün en vahşi biçimleriyle karşı karşıya kalmıyorlar, aynı zamanda bu koşullar karşısındaki hoşnutsuzluklarını ifade eden en küçük tepkilerinde hızla işten atılıyorlar!
Camii yapımında çalışan Münir Yavuz, Musa Yıldırım, Mithat Yıldırım, Ertan Atıcı isimli dört işçinin başına gelenler bu açıdan oldukça çarpıcı veriler sunuyor. Hepsi de operatör olarak çalışan bu dört işçi, 12 saat çalıştırılıyor. İşin niteliği ile çalışma süresi arasındaki dengesizlik düşünülünce sömürünün boyutları da, yaşanan iş cinayetlerinin sebepleri de ortaya çıkıyor.
Dört işçi bu koşullar karşısında henüz seslerini bile yükseltmemişken, sadece hoşnutsuzluklarının farkına varıldığı için işten çıkarıldılar! Cami inşaatında kule vinç operatörü olarak çalışan ve bugün itibariyle işten çıkarılan Münir Yavuz'dan aldığımız bilgilere göre, işçilerin işten atılmalarındaki tek gerekçe, 12 saatlik ağır çalışma koşullarına karşı sadece bir araya gelip "ne yapabiliriz?" minvalinde bir "toplantı" yapmış olmaları!
İşçilerin hoşnutsuzlukları nedeniyle yaptıkları "toplantının" haberinin hızla yayılması üzerine patronların "bunlar buraya sendikayı getirecek, olay çıkaracak, makinelere zarar verecek" gibi spekülasyonlar eşliğinde işlerine son verdiğini anlatıyor Münir Yavuz. Görüşmemizde bu durumu "ya hiçbir eylem ya da görünür tepkimiz olmadı, sadece 'toplantı' yaptık, onlar işi büyüttüler" şaşkınlığıyla anlatıyor.
Yavuz ayrıca, çıkışının yaklaşık 4 gün önce verildiğini, ama kendisinin buna rağmen böyle bir şey yokmuş gibi işe devam ettiğini, 4 gün sonra yerine yeni operatör bulduklarında çalışmasına izin verilmemeye başlandığını anlatıyor. Ücret ve ihbar tazminatının ödendiğini ifade eden işçi, bu durum karşısında hukuki olarak neler yapabileceklerine dair bir avukatla görüşme yaptığını da belirtti.
İşçinin gaspedilen emeği ve kanı üzerinden yükselen plazalar, duble yollar, AVM'ler, ışıltılı villalar... için daha fazla emek gücü sömürüsü, daha fazla barbarlık arayışında olan patronların, inşaatın o dağınık işçi yapısının devam etmesi için ellerinden geleni yapacakları açık. Çamlıca Camii örneğinde olduğu gibi alışılmış sömürü düzeneğini sorgulayan işçiler bile hızla tasfiye ederek, üzerinde tam denetim kurabildikleri bir kölelik sistemini muhafaza etmek, hatta daha da derinleştirmek için sonuna kadar çabalıyorlar. Fakat inşaat işçisi de bıçağın kemiğe dayandığı noktada duruyor! Sınıfa karşı sınıf tutumunun er geç mayalanacağı bu cehennemi sektörde inşaat baronlarının işi artık eskisi kadar kolay değil ve olmayacak!