Uçsuz bucaksız bir hangarda...

Adım atacak yer pek azdır kasaların önünde sıraya girmiş market arabalarıyla geçit vermez...

GÜNCEL
Salı, 26 Ağustos 2014 (12 yıl 2 ay önce)

Avrupa’nın en büyük perakende gıda zincirlerinden olan yüksek indirimli bir süper marketteyim. Bu şirketin işlettiği mağaza sayısı 8 binin üstünde. Ürünler -örneğin karton kutularda elma suyu- burada öteki süper marketlerin yarı fiyatına. Şehrin varoşlarında, otobanların başlangıç noktalarında kurulu.



 



Burada yaklaşık altmış kişi çalışıyor, en az bir o kadar da güvenlik kamerası var. Raflarda hiç mal göremezsiniz, yanları yırtılmış kolilerin içinde durur hepsi. Müşterilerin çoğu buranın müdavimi olduğundan neyin nerede olduğunu bilir.



 



Müşteriler arasında sadece kendisi için bir şeyler almaya gelmiş yoksul, yaşlı insanların yanı sıra çocukları, (eğer varsa) eşleri, kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları aile üyeleri için alışveriş yapan çok sayıda genç kadın var. Herkes imkanı elverdiğince çok şey almaya çalışıyor, zira haftada bir ya da en fazla iki defadan çok buraya gelmek istemiyorlar. Kasa önünde kuyruk olan market arabaları şaşmaz bir biçimde aynı maldan çok sayıda paketle, örneğin makarna ya da Meksika pidesi ya da Hachis Parmentier de Boeuf * kutularıyla tepeleme dolu oluyor. Bazı yaşlılar nakit ödüyor, geri kalan herkes kredi kartı kullanıyor. Kaygılılar, zira ay sonu yakın.



 



Kimseler konuşmasa da arada sırada bir çocuk sesinin duyulduğu oluyor. Bizler ise -müşterilerle görevliler-  sanık durumundayız, her hareketimiz izleniyor. Başlıca saplantısı hırsızlık olan uçsuz uçaksız bir hangarda, her birimiz gözümüze kestirdiklerimizi elliyor, arabaları sürüyor, ürünleri gözden geçiriyor, son kullanma tarihlerini kontrol ediyor, sebzeleri tartıyor, hesaplıyor, zamanı iyi değerlendirmeye çalışıyoruz.



 



Püf noktası pazarlık etmek olan semt pazarlarının tam zıddıdır bu marketler. Pazarlarda herkes birbirini kelepir bir alışveriş yaptığına dair yüreklendirirken, burada bizlere potansiyel hırsız gözüyle bakılır.



 



Adım atacak yer pek azdır -ürünlerin istiflendiği tekerlekli platformlar mekanı büyük ölçüde daraltmaktadır- kasaların önünde sıraya girmiş market arabalarıyla geçit vermez. İki araba ilerimde hamile bir kadın sırada bekliyor. Uzun boylu, dağınık sarı saçlı. İhtimal Polonyalı. Acaba ilk çocuğu mu? Aldıklarını kasanın tezgahına dizerken yüzü kaygılı.



 



İçinde bulunduğumuz bu yüksek indirimli hangardaki -dikkate alınması gereken öteki etkenlerin neredeyse tümümü bertaraf eden- hırsızlık türleri hangileri?



 



Müşterilerin hırsızlığı. Zaman zaman mağaza yönetimi markete “gizli müşteriler” gönderir. Görevleri kimi ürünleri araklayıp kasiyerlerin ne derece uyanık olduğunu sınamaktır.



 



İşçi ve memurların hırsızlığı. Eğer raflardan kendileri için bir şey alacak olurlarla mutlaka yöneticinin imzalı onayı gerekir, ayrıca her zaman vücut aranmasına tabi tutulabilirler.



 



Şirketin sistemli hırsızlığı. Çalışanların karşılığı ödenmeyen fazla mesaileri. Kasiyerler her hafta en az iki saat, bazen daha fazla ücretsiz mesai yapar. Çalışma saatlerinin dışında -yöneticilerden sıradan işçilere kadar- pek çok çalışan gece gündüz demeden, acilen göreve çağrıldıklarında bu çağrıya icabet etmek zorundadır. Hastalık izni yoktur. Vardiyalar arasında öngörülen yasal molalara ya da hafta içinde dinlenme imkanına fırsat verilmez.



 





İşçi hakları hırsızlığı. Son olarak, küresel gıda perakendecileriyle sıkı bir işbirliği içinde olan tarımsal üretim şirketlerinin hırsızlığı: Bir zamanların tarım ürünlerinin türleri, tohumluklar, gübreler, hangi hayvan türlerinin üretileceği gibi konularda toprağı işleyenler söz sahibiyken artık böyle bir hakları yok. Eskiden bunlar yöresel, yılların tecrübesine dayanan kararlardı- günümüzdeyse neyin üretileceğine şirketler karar veriyor ve gereken malzemeyi onlar sağlıyor. Küresel tarım, tüm doğayı ticari mala dönüştürmeyi amaçlayanlar tarafından paketleniyor.



 



Polonyalı olduğunu tahmin ettiğim hamile kadın kuyruğun en başında. Kasiyerler, bir dakikada otuz beş ürünü taramak zorundalar! Bu hedefe ulaşabilen kimse yok. Dolayısıyla hepsinin verimlilik karnesi eksiklerle dolu. Ödemede bulunmak üzere olan hamile kadın kredi kartına bakıp yüzünü buruşturuyor.



 



Sonra başını kaldırıp benim arkamda duran, aniden fark ettiği bir tanıdığa gülümsüyor. Belki de birlikte gelmişlerdi markete. Ya da alışveriş için bugün burada buluşmak üzere sözleşmişlerdi.



 



Garip bir nezaket hissiyle arkama dönüp de kime gülümsediğine bakmıyorum. Ama erkek olmadığını tahmin ediyorum. Sanırım bir kadın. Polonyalının başını kaldırıp saçlarını arkaya atışından ve gülümseyiş tarzından, kanaatimin doğru olduğuna karar veriyorum. Sonra da gülümsemesi yüzünden eksilmeden oradan uzaklaşıyor.



 



Tebessümü katışıksız bir mutluluğun ifadesi. Işık saçan, aynı zamanda ışığı içine çeken türden. Beklenmedik her mutluluk gibi öngörülemeyecek bir şey.



 



Tebessümü bir anlık olsun sahicilik kazanan, unutulmuş vaatlere dair.



 



Kadının tebessümüne ilişkin vaatleri ya da hangarın hırsızlığını abartıyor muyum? Yok, hayır. Her ikisi de aynı yerde aynı anda mevcut.



 



Sevinçten doğan arzu, başka her şey aynı kalmak üzere, kederden doğan arzudan daha güçlüdür.



 



(John Berger, Bento’nun Eskiz Defteri, 111-113)



 



* Sığır kıyması ya da kuşbaşı etle yapılan, patates garnitürlü bir Fransız yemeği.