"Avrupa’da genç işsizliği” araştırmasının sonuçları, kapitalizmin tahripkarlığını gösterdi
Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi‘nin (ZEW) hazırladığı, “Avrupa’da genç işsizliği” araştırmasının sonuçları, kapitalizmin gençliği geleceksizliğe mahkum ettiğini bir kez daha gösterdi.
Buna göre Avrupa genelinde 7,5 milyon genç işsiz ve meslek eğitimi imkanından da yoksun. 2012 yılı için İspanya‘da bu durumda olan gençlerin oranı 50. Yani her iki gençten biri bu sorunla boğuşuyor.Yunanistan‘dakigençlerin yaşam koşulları da aşağı yukarı aynı.
Kapitalist işletmelerin çıkarları odağından bakanRobert-Bosch Vakfı‘nın yöneticisi Ingrid Hamm şöyle konuşmuş:
Adeta bir tür kayıp nesil yetiştiriliyor. Uzmanlar kariyerin erken döneminde alınan bu yaraların uzun dönemli olduğunu ve çok ileriki dönemlerde etkisini gösterdiğini biliyor. Gençliğinde işsiz olan birçok kişi daha sonra istihdam piyasasına giriş yapmakta güçlük çekiyor .
Yani bugün işsiz olan ya da yeterli eğitim alamamış gençlerin ileride kapitalist işletmelerin vasıflı ve yarı-vasıflı işgücünü karşılaması zor!
Kafasının arkasında mızrak olan bir başkası, istihdam piyasası uzmanı Holger Bonin de benzer şeyleri söylemiş:
Özellikle eğitim sistemleri istihdam piyasasının ihtiyaçlarına göre tasarlanmıyor. Buradaki açıklar istihdam piyasasına yansıyor. Örneğin İtalya’da 1995 yılından bu yana bütçeden eğitime ayrılan pay artırılmazken, İspanya’da ise her beş gençten biri diploma almadan okulu bırakıyor. Üniversite mezunu gençlerin çoğu gereken vasıflara sahip değil. Eğitim sistemleri işletmelere uzak, işletmelerin ihtiyaçları gözönünde bulundurulmuyor ve bu çok büyük bir tehlike.
Bonin, İngiltere ve Güney Avrupa ülkeleri gibi gençler arasındaki işsizlik oranının yüksek olduğu ülkelerdeki yapısal sorunları şöyle özetliyor:
Okulu yarıda bırakanların sayısının yüksek olması, çok sayıda üniversite mezunu olması ve işverenler ile sendikalar arasında çok sayıda çatışma yaşanması… Bu ülkelerde üniversiteler mezunları üretiyorlar fakat mezunlar için iş yok Bu durumda üniversite mezunu gençler düşük ücretli işlerde istihdam ediliyor, bu da ‘diplomalı taksiciler’ gibi bir olguya neden oluyor.
Kapitalizmin ‘mantığı’ ‘basit’: Karların oluşmasının dayanağı olan artı-değeri çoğaltmanın esasta iki yolu var; ya aynı üretim yöntemiyle çalıştırdığın işçilerin sayısını arttıracaksın ya da yeni üretim yöntemleriyle en azından aynı miktarda artı-değeri daha az sayıda işçiyle (yani işten atmalarla) üretmeyi başaracaksın. İlkinde her şey sabit olmakla birlikte işçi sayısı arttığı için toplam artı-değerde artış olur. İkincisinde (üretilen metaların hacmi aynı kalsa bile) daha az sayıda işçiye ücret ödendiği için (toplam artı-değerin harcanan toplam sermayeye oranı olan) kar oranı yükselmiş olur.
Karların oluşmasını sağlayan, bu nedenle kapitalistler için vazgeçilmez olan artı-değerin üreticisi olan aynı canlı işgücü, aynı kapitalistlerin hesap defterlerinde aşağıya çekilmesi gereken “maliyetler” olarak gözükür. Kapitalizmin kendisini yiyip bitiren amansız temel çelişkidir bu. İşsizlik olgusu bu nedenle kapitalizme içseldir ve özellikle kar oranlarının dibe vurduğu dönemlerde sıçramalarla yukarıya fırlar.
Üstüne üstlük kapitalizmde ‘eşitsiz gelişme yasası’ gereği üretim sektörleri arasında çoğu kereler uyumsuzluk başgösterir. Kar oranı nerede yüksekse sermeye oraya doğru akma eğilimine girdiği için bazı sektörler gereğinden fazla büyür bazıları gerilerde kalır. Toplumun çıkarlarını/ihtiyaçlarını gözetmeyen bu kapitalist hareket tarzından dolayı toplumda çok sayıda eğitimli işgücü olduğu hallerde bile bunlar iş bulamaz olurlar. Diplomalı işsizlerin yanı sıra, taksiciler, dil öğretmenliği yapan fizikçiler, matematikçiler gibi ‘görünümler’ kaçınılmaz olur.
Üretim alanının kimi zaman büyüyen kimi zaman farklılaşan, kimi zaman ortaya biredenbire çıkan ihtiyaçları ve bunun getirebileceği yeni sorunları, ancak toplumun genel çıkarlarını gözeten bunu temel alan bir toplum biçimi olarak sosyalizm çözebilir.
Sosyalizmin fazla sıkıntı yaşamadan çözebileceği aynı sorunlar karşısında kapitalizm zaaflıdır. Ama aynı zamanda saldırgan ve proletaryanın, özellikle de gençlerin aleyhine “çözümler” üretir. Kapıları üstlerine kapanmış ya da diplomalı olduğu halde işsiz kalmış gençleri “meslek eğitimi” sistemleriyle “hem okul hem iş” yanılsaması eşliğinde ucuz işgücü olarak “istihdam” eder!
Bu nedenle, proletaryanın ana gövdesini oluşturan işçi bölükleri, işsiz işçilerle olduğu kadar “meslek yapan” ya da mesleğe hazırlanan öğrenci ve yarı-öğrenci gençlikle güçlerini birleştiren bir mücadele hattı örmelidir. Gençlik ise sınıf mücadelesinde yerini aldığı ölçüde gerçek ve özgür bir geleceğe sahip olacaktır!