Verilen mücadelenin bir bedeli olacağını tahmin ediyordum. Bedel katilin tutuklanmasından sonra geldi
Kazım Bayraktar
01.06.2013 saat 17.00 suları. Saatlerce süren çatışmadan sonra polise geri çekilme emri verildi, yüzbinlerce insan Kızılay’ı doldurmaya başladı.
Yüreksiz öfke bunu hazmedemedi, geri çekilme emrini dinlemedi. Silahını kılıfından çekti. Diğer polislerin arasından ileri doğru fırladı. Önce yere düşmüş bir göstericiyi tekmeledi, sonra mermiyi namluya sürdü, havaya ateş ediyormuş gibi bir görüntü vermek için sağ kolunu yukarı kaldırdı, ilk atış havaya gitti. Bileğini biraz büktü, ikinci atış karşısındaki göstericilerden birinin flama sopasını kırdı. Flama yere düşerken bileğini iyice bükerek silahın namlusunu yere paralel hale getirdi ve üçüncü kez tetiğe bastı, Ethem Sarısülük toprağa düştü. Öfke sinerken korku bacayı sardı ve bir tavşan gibi gerideki polis gurubunun arasına kaçtı. “Çektim sıktım üç tane” diyerek diğer polislere hava attı.
Adı “güvenlik” olan teşkilat derhal suçüstü hükümlerini uygulaması gerekirken, katili bağrına bastı, 24 gün boyunca savcıya teslim etmedi. Başbakan “kahraman polisimiz destan yazdı” dedi. Savcılık “kasten insan öldürmek” ten dava açması gerekirken “meşru savunma sınırının kasıt olmaksızın aşılması suretiyle ölüme sebebiyet vermek”ten dava açtı. Hakim tutuklama talebimizi reddetti, itirazımız da üst mahkeme hakimi tarafından reddedildi. Davayı ele alan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi hemen yargılamanın durdurulması kararı vererek topu taca atmak istedi. Ancak itirazımız üzerine bir üst mahkeme bu kararı kaldırınca yargılamayı başlatmak zorunda kaldı.
İlk duruşma günü, duruşma salonu ve adliye koridorları sivil giydirilmiş çevik kuvvet polisleri ile dolduruldu. Katil duruşmaya, peruk, takma bıyık-kaş ve renkli kalın çerçeveli gözlükle yüzü gizlenmiş olarak getirildi. T.C. tarihinde ilk kez “gizli sanık” uygulamasına teşebbüs edildi. Yasa ve hukuk kuralları açıktan çiğneniyor, kartlar açık oynanıyordu. Ancak Gezi isyanının haklı ve yiğit öfkesinin Ankara ‘Adalet Sarayı’nda patlayacağını hesap edemediler. Katilin maskesinin Sarısülük ailesi tarafından indirilmesi ile birlikte Adliyenin içi dışı kavga alanına dönüştü. Sarayların adliyesi gaza boğuldu. Katil, duruşma salonuna girebilen az sayıda duyarlı insandan oluşan kitlenin elinden zor kurtuldu. Peruğu yere düşürülürken gözlerine yansıyan korku görülmeye değerdi.
‘Adalet Sarayı’nın yargı teşkilatı da katili bağrına bastı, sarayların adaletini uyguladı. Gerek yurtdışından gerek yurt içinden görüntü inceleme uzmanları tarafından verilen bilirkişi raporlarında katilin hareketi “kasten öldürme” olarak kesin bir biçimde tespit edilmesine rağmen altı duruşma boyunca tutuklama kararı verilmedi. Gezi ruhu her duruşmada sarayın adaletini alabora etti. Heyet, usul ve hukuk kurallarını görev suistimali derecesinde çiğneyerek yargılamayı sürdürmeye çalıştıysa da halkın, Sarısülük ailesinin ve avukatlarının haklı ve inatçı mücadelesi karşısında dayanamadı, kaçmak amacıyla “davadan çekilme kararı” verdi. Ancak bir üst mahkeme bu kararı kaldırınca yargılamaya devam etmek zorunda kaldı.
Mahkeme heyetinin katili tutuklamadan davayı devam ettirme cüretkarlığı, çekilme kararından sonra ancak iki duruşma devam edebildi. İtibarları meşru direnişin ayakları altında ezildi. Her duruşma heyetin kabusu oldu. Ve 07.07.2014 tarihli duruşmada tutuklama kararı vermek zorunda kaldı. Kararı duyan korkak katil can havliyle kendini mahkeme kürsüsünün arkasındaki müzakere odasına attı. Bir dakika geçmeden odadan dışarı çıkarılınca mahkeme salonunu dolduran halkla yüz yüze geldi. Yüz ifadesi korkudan donuklaşmıştı. Sloganlar peşpeşe patladı: “Ethem yoldaş ölümsüzdür”, “Ahmet Şahbaz ölümlüdür”.
Verilen mücadelenin bir bedeli olacağını tahmin ediyordum. Bedel katilin tutuklanmasından sonra geldi. Davanın avukatlarından biri olarak şahsım ve her duruşmasına katılım için etkinlikler düzenleyen 10 kişi hakkında terör suçundan soruşturma başlatıldı. Ankara TEM Şube Müdürlüğüne ifade vermeye çağırıldık. “Suçumuzun” kanıtları Gezi ile başlayan sokak gösterilerine katılmak ve özellikle (sağlığında terör suçundan hakkında bir soruşturma ve yargılama yapılmadığı halde) “terör örgütü” üyesi olduğu iddia edilen Ethem Sarısülük’ün davası boyunca yapılan etkinlikleri organize etmek. Avukat olarak şahsıma yöneltilen iddialar ise tam anlamıyla bir ironi içeriyor. Bu ironi yargılama süresince mahkeme heyetine yönelik hukuksal tepki ve eleştirilerden oluşuyor. Heyetin her haksız ve hukuksuz uygulama ve kararlarına karşı gösterdiğim sert tepki ve açıklamalar, özellikle siyasal iktidar-polis-yargı işbirliği hakkında söylediklerim “avukatlık kisvesi altında” işlediğim “terör suçu” nun kanıtı olarak fezlekeye yazılmış. Tüm telefonlarım dinlenmiş, basına yaptığım açıklamalar, mahkemede ileri sürdüğüm savunma ve iddialar, “teknik takip” kararlarıyla kayda alınmış. Savunma hakkını kullanma tarzım belli ki birilerini çok rahatsız etmiş.
Korkacağımızı, davanın takipçisi olanlara gözdağı vereceklerini düşünüyorlar. Yanıldıklarını görecekler.
Birgün