"Kaybedecek bir şeyimiz kalmadı"

Van'dan Ankara'ya yürüyen işçilerden Nurcan Ürper'le yaptığımız röportajı yayınlıyoruz

İŞÇİ SINIFI
Salı, 16 Eylül 2014 (11 yıl 11 ay önce)

2011 Van depremlerinin ardından İŞKUR aracılığıyla Toplum Yararına Çalışma Projesi kapsamında işe alınıp yerel seçimlerden hemen sonra işten çıkarılan işçilerin Van'da 90 gündür sürdürdükleri direniş, şimdi Ankara'ya taşındı. Çeşitli kamu kuruluşlarında geçici olarak istihdam edilen 7 bin 286 işçinin işlerine 13 Haziran'da son verilince Van'da birçok eylem yapmışlar, polis saldırısına uğramışlardı. Bu saldırılardan sonra Van merkezdeki Feqîyê Teyran Parkı'nda oturma eylemine başlayan işçiler, 10 Eylül'de Ankara'ya yola çıktılar. Oldukça zorlu bir yürüyüşten sonra 2 gün önce Ankara'ya ulaşan işçiler, eylemlerini şimdi Abdi İpekçi Parkı'nda sürdürüyorlar.

 





Van'dan Ankara'ya yürüyen işçiler arasında Nurcan Ürper isimli bir kadın işçi de var. Nurcan Üreper'le yaşadıkları sürece ilişkin konuştuk:



 





 



Alınteri: Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Nurcan Ürper. 34 yaşındayım. Depremzede İŞKUR işçisiyim. Belediye’de çalışıyordum. 13 Haziran 2014’te kadar.

 



 



Alınteri:Bir kadın işçi olarak bu uzun soluklu direnişe başlayıp sürdürüyor olmana dair neler söylersin?

Nurcan: Ben hakkımı aramak için buradayım. Bu eylemimizin siyasi bir içeriği yoktur. Tabii ki herkesin bir siyasi görüşü vardır. Biz tamamen emeğimiz, hakkımız için buradayız. 7 bin 286 kişi ne demek, bir anda kendimizi kapının önünde bulduk. Bir kadın işçi olarak ben görüşlerimi dile getirmek istiyorum. Doksan gündür bu direnişimiz sürüyor. Direnişte bulunan işçilerin çoğunluğu erkek. Ben bunun ayrımını yapmadan bir kadın olarak direnişte de yerimizi almamız gerektiğine inandığım için ve ayrıca kadınlarda haklarını aramalıdır düşüncesini savunduğum için katıldım ve buradayım. Ayrıca ben bütün işçi kadınların, arkadaşlarımın temsilcisi olarak buradayım. Bir kadın isterse her şeyi başarır diye düşünüyorum.

 



 



Alınteri: Deprem öncesi çalışıyor muydun?

Nurcan: Hayır çalışmıyordum. Depremden iki ay sonra işe alındım.

 



 



Alınteri: İşe nasıl alındınız?

Nurcan: Depremden sonra psikolojik olarak müthiş bir sarsıntı geçirdik. Herkes birçok şeyini kaybetti. Ölümler oldu. Yakınlarımızı kaybettik. Mal, mülk... birçok şeyimiz yok oldu. Bir çoğunun işyerleri vardı, işyerlerini kaybettiler. Her şeyini kaybeden Vanlılar bir de akın akın memleketi terk ettiler. Bizler memleketimizi terk etmedik ve kaldık. Bizleri de Toplum Yararına Çalışma Projesi adı altında İŞKUR işe aldı ve üç yıl boyunca; kış, kar, fırtına demedik çalıştık. İşçiler bölüm bölüm alındı ve toplam 7 bin 286 kişiye iş imkanı açıldı. Bunlardan biri de benim. İşe girdiğimizde prosedürü, 6 ay, sonra 8 ay daha sonra da 9 ay diye belirttiler. Zaman zaman kur'a dendi... Birçok olay önümüze sürdüler. Üç yıl boyunca hep bunların önüne geçmeye çalıştık. Son olarak da 13 Haziran 2014’te hepimizi birden işten çıkarttılar ve bin işçiyi kur'ayla alacağız diye kapının önüne konduk. Biz de 14 Haziran’da direnişe başladık.



 



Alınteri: Kur'a dedikleri olayı biraz açabilir misiniz?

Nurcan: Şu an İŞKUR’a 35 bin kişi başvurmuş ve bu 35 bin kişinin içinden kur'a çekip bin kişiyi alacaklar. "Şu an istihdam problemi yaşıyoruz, işçi fazlalığı var ve çok işsiz, bunları kur'ayla belirleyip bin kişi alacağız" diyorlar. Başta kur'a işini dillendirdiklerinde bize 4 bin kişi dendi. Daha sonra bu bin kişiye düştü. Yani bizler belli bir tecrübe kazandık iş alanlarımızda, şimdi bunlar bu kur'ayla hangi işçiyi alacak bilemiyorum. Bizlerin hiçbirini de almayabilirler. Adı üzerinde kur'a.



 



Alınteri: Eyleminiz hakkında bilgi verebilir misin?

Nurcan: Biz 10 Eylül’de Van’da yola çıktık. Bin 500 kişiyle kararlaştırdık ve yola çıktık. Edremit ilçesine vardığımızda polislerle karşılaştık. Bize tazyikli su ve biber gazıyla müdahale ettiler. Otuz kişi gözaltına alındı. Yirmi arkadaşımız yaralandı. Kimi arkadaşlarımız rahatsızlandı. Biz geri kalan arkadaşlarla yolumuza devam edeceğimizi söyleyip; ikişerli üçerli ayrılıp kendimizi dağlara vurup yürümeye başladık. Belirli bir yerde buluştuk ve devam ettik yolumuza. Tabi biz yürüyerek Ankara’ya gelmeyi hedeflediğimiz için kimi arkadaşlarımızın ayakları şişti. Ödem oluştu, yaralar oluşmaya başladı. Geçtiğimiz illerde, ilçelerde yaralı arkadaşlarımıza yardımcı oldular. Bu süre içinde sesimizi de duyurma başladık. Her gittiğimiz yerde destek bulduk. Yardım etmeleri, bizi karşılamaları, destek vermeleri bizleri sevindirdi. Dün akşam geldik çeşitli yerlerde ağırlandık. Sabahın erken saatlerinde de Abdi İpekçi Parkı'na geldik. Bize önceden verilen vaatleri gerçekleştirinceye yani işe alınıncaya kadar bu parkta ayrılmayacağız. Biz bu yola çıkarken ölümü göze alarak çıktık. Artık kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı.



 



Alınteri: Daha önceden verilen bir söz var mıydı?

Nurcan: Evet verilen söz vardı. Ramazan ayında biz on beş gün burada kaldık. Vekillerimizle sürekli diyalog halindeydik. Olumluya gidiyordu ve gidin arkadaşlarınıza söyleyin bu iş çözülecek diye... Bizler de geri döndük. Arkadaşlarımızla konuştuk, "Bu iş çözülecek" diye... Ayrıca bayramda Başbakan Van’a geldi, onunla da görüştük. “Tamam ne gerekiyorsa yapılacak” diye bize söz verildi. Cumhurbaşkanı seçimlerinde de buradaydık ve tekrar görüşüldü. Görüşmelerde hep olumlu izlenimler verildi bize. Bu iş olmaz diye bize bir şey söylenmedi. En son AKP’li Van Milletvekili Burhan Kayatürk ile görüşüldü ve bize açıklaması şu oldu; “Arkadaşlar gidin arkadaşlarınıza açıklama yapabilirsiniz bu iş çözüldü” dendi. Biz gittik arkadaşlarımıza "bu iş çözüldü artık" dedik. Fakat hiçbir iş çözülmedi. Ben kadın olarak utandım, onların ağzıyla arkadaşlarıma yalan söylemiş oldum. Hatta biz şunu da söyledik “Siz mi açıklamayı yaparsınız yoksa biz mi yapalım” diye. Bize şunu söyledi “Siz gidin açıklamayı yapın biz bir hafta sonra geleceğiz ve biz de açıklarız” dedi. On gün sonra geldi vekil ve şu açıklamayı yaptı “Yok arkadaşlar, 35 bin kişi işsiz ve bunlar kur'ayla seçilip bin kişi alınacak” dedi. Biz de "artık yapacak bir şeyimiz kalmadı" dedik ve yola koyulup buraya geldik. Bu defa da bu işi çözmeden gitmeyeceğiz diyoruz.



 



Alınteri: Doksan gün boyunca ekonomik olarak bir yerden destek geliyor mu?

Nurcan: Hiçbir yerden destek almıyoruz. Bir çok arkadaşımızda ceplerinde para olmadığı için gelemediler. Gelenlerin çoğu da oradan buradan borç alarak geldiler. Bugün okullar açıldı. İşte çocuklar babalarını arayıp çanta, kitap istiyorlar. Şimdi bu insanlar ne yapsın? Kime derdini anlatsın? Direniş boyunca kimi arkadaşlarımız gidip inşaatta günlük çalıştılar. Onları da kısmen idare ettik.



 



Alınteri: İşten çıkartılan kaç kadın işçi var? Bunlar direnişe katılıyorlar mı?

Nurcan: 640 kadın işçi işten atılan. Bunların bir kısmı köyde kalıyor. Buraya gelme durumları olmadı. Fakat orada mücadeleye katılıyorlar. Köyde kalan kadın arkadaşların katılmaları biraz zor oluyor. Fakat arada bir katılabiliyorlar. Kimi de hala o feodal yargıları kıramamışlar. İşte, erkeklerin yanında bulunamayız diye geri düşünenler de var. Bu düşüncede olan kadın arkadaşlarla sürekli konuşmaya çalışıyorum ve "bu zihniyetten çıkın" diyorum, ama yine de belli tutuk yönleri aşmış değil kadınlarımız. Ayrıca tabii ki belli sorunları da yaşıyorlar. Mesela, şu an iki yüz kadın arkadaşım eşinden ayrılmış. Bir çoğu eşinden şiddet görüyor. Ailesi izin vermeyen kadınlar var... Bu sıkıntılardan dolayı katılamıyorlar. Bu direnişte şu an 15-20 kadın işçi arkadaşım var. Fakat buraya ben tek geldim ve onları da temsil ediyorum. Ve işimize geri dönünceye kadar da buradan ayrılmayacağız diyorum.



 



Teşekkür ederiz.