Van'ın bitmeyen depremleri!

"Hakkımızı almadan gidersem ben bu çocuğun yüzüne nasıl bakarım"

İŞÇİ SINIFI
Pazar, 21 Eylül 2014 (11 yıl 11 ay önce)

2011 Van depremlerinden sonra İŞKUR'un bir projesi kapsamında işe alınıp yerel seçimlerden hemen sonra işine son verilen ve günlerdir sürdürdükleri direnişi en son Ankara'ya taşıyan işçilerden Mehmet Şerif Şengüler'le yaptığımız röportajı yayınlıyoruz:



 



Alınteri: Sizi tanıyabilir miyiz?



Ben Mehmet Şerif Şengüler. 38 yaşındayım. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda çalışıyorum.



 



Alınteri: Deprem öncesinde ne iş yapıyordun?



Mehmet: Benim inşaat firmam vardı. İç dekorasyon işi yapıyordum. İhalelerle ya da müteahhitlerle anlaşıp iş alıp yapıyordum. Maddi sıkıntım yoktu. Arada bir İŞKUR mesaj gönderiyordu, "gelin size iş vereceğiz" diye... Fakat ben gitmedim çünkü işim vardı; işe ihtiyacı olanları alsınlar diye ben gitmedim.



 



Alınteri: Depremi nasıl yaşadınız?



Mehmet: Depremde asıl yıkım ikinci depremde oldu. Gece geç saatte yakaladı bizi tabi... Nasıl oldu? Birçok ölüm yaşandı, yakınlarımızı kaybettik. Evlerimiz yıkıldı. Her yer harabe halindeydi. Azerbaycan’dan çadırlar gelmişti. Kim kuracak? Nasıl kurulur? Hiç kimse yoktu ki ortalıkta. Biz halk olarak şokumuzu atlatıp, bir yandan enkazların altındaki cesetlerimizi çıkartırken bir yandan da çadırları kurmaya çalışıyorduk. Bir baktık bir kişi gelmiş ve "arkadaşlar siz burada ne yapıyorsunuz?" diye soru sordu. Öğrendik ki Van Valisi'ymiş. Biz valiyi tanımıyoruz. Çünkü halkın içinde olan biri değildi. Hiç görmemiştik. Neyse onarlı ekipler oluşturup ekip şeklinde çalışın diye bir emir verdi ve gitti. Halkın bir şeyi kalmadığı için çadırlara saldırıyorlardı. Kimi çadırlarını yıkılmış evinin yanına, önüne kurmaya başladı. Daha sonra bizler çadır kentte görevli olarak çalışmaya başladık. Millettin yemeğine, içmesine, ihtiyaçlarını karşılama konusunda yardım etmeye çalıştık. Altı ay geçtikten sonra bize bir haber geldi ve dedilerki sizler İŞKUR bünyesinde çalışan işçilersiniz artık. Fakat ben İŞKUR’la çalışmak istemiyordum.



 



Alınteri: Neden İŞKUR’da çalışmak istemedin?



Mehmet: Çalışırken İŞKUR’dan mesajlar geliyordu ben kayda almadım. Daha sonra telefon açtılar ve tehdit eder gibi, "gelip çalışmazsanız, altı ayınızı doldurmazsanız bir daha devlet kapısında iş bulamazsınız" diye söylediler. Fakat benim işim var, ihtiyacı olanı alın dedim. Saçma sapan bir sistem işte. Şimdi o sistemin mağduriyetini yaşıyoruz. Devletimiz bizi bu duruma getirdi. Asıl depremi devletimiz şimdi bize yaşatıyor. Bizi işten atarak... Bir de yetmemiş gibi, o dönemde inşaatların yapımını TOKİ’ye verdi. Kendi adamlarına ihaleleri verdi. Basın da zaten elinde, basına çıkıp işte “Allah razı olsun bunlar sayesinde Van ayakta” diye açıklamalar yaptılar. Birçok esnaf çöktü, bunlar umurunda değildi devletin. Devlet kan görmek istiyor, bizleri öldürerek.



 



Alınteri: Daha sonra İŞKUR’da çalıştınız.



Mehmet: Evet ama nasıl oldu? Bizlere verilen sözler oldu. Bize bu işi söylemelerinin nedeni Van’ı terk etmeyelim diye. Van harabeye dönmesin diye. Biz zaten Van’ı terk etmek istemiyorduk ki. Fakat bizi malzeme olarak kulandılar. Kandırdılar. Şu anki mağduriyetimizin sebebi zaten devlet yöneticileridir. Çünkü bize kalıcı olacak iş lazım. Mesela, Gürcü, Düzce, Çaldıran... Buralarda da deprem yaşandı ve buradaki insanlara kalıcı iş verildi. Bizlere de kalıcı iş verebilirlerdi. Ecevit döneminde buralarda deprem yaşandı ve bunların hepsi kadrolu işçi olarak işe alındı. Bizleri niye kadrolu işçi olarak almıyorlar? Bize ilk söylediklerinde o ümitle kabul ettik, kadrolu olacağız diye... Neyse 8 ay, sonra 9 ay çalıştırıldık ve 3 yılı buldu bu çalışmamız. Bizler aslında siyasete alet edildiğimizin farkına varmadık. Bundan kaynaklı diyorum "bizleri kulandılar siyasetlerine alet ettiler" diye.  İşte direnişimiz dönemi de seçimler dönemiydi, Başbakan olsun Cumhurbaşkanı olsun hepsi ayrı ayrı söz verdi, "işiniz elinizde alınmayacak ve kadrolu çalışacaksınız" diye... Seçimler bitti sorun çözülmedi. Bir de bin kişi kur'ayla alınacak. Biz biliyoruz kimlerin kur'ayla alınacağını, bizim ensemiz kalın değil ve kesinlikle kur'ada bizim ismimiz çıkmayacaktır.



 



Alınteri: Şimdi direnişinize devam ediyorsunuz. Bu konuda ne söyleyeceksin?



Mehmet: Devletimiz sayesinde ikinci depremi yaşıyoruz. Bizler hakkımızı arıyoruz. Depremde mağdur edilen, işten atılan, çöken esnafın, okula gidemeyen çocuklarımızın hakkını aramaya gelmişiz. TOKİ'yi getiriyor Van’ı kalkındırıyor! Evler yapıldı, kendi arsam olan evde dahi biz şimdi oturmuyoruz. Biz üç kardeşiz ve kura yapıldı bir kardeşime çıktı. O da, kardeşlerim oturmazsa ben de oturmam bu evde dedi ve kimse oturmuyor şimdi. 3 ev yapılabilecek arsaya bir ev yapıldı sadece. TOKİ sayesinde kalkınacağız! Bu direnişi dediğim gibi sadece işimize dönmek olarak algılamıyorum ben. Asıl dönen bu oyunlara bir baş kaldırmadır diyorum. Bugün sekiz çocuğum var altısı okula gidiyor. Arıyorlar beni, "Baba okul başladı biz ne yapacağız?". Ben de bu devlet bunları bize reva görüyorsa okula gitmeyin diyorum. İşte onların da mücadelesini veriyorum. Biz her haksızlığa karşı ayaklanmış, bir yola girmişiz. Sonuna kadar, alıncaya kadar mücadelesini vereceğiz. Hakkımızı alıncaya kadar buradayız. Vermezlerse de bizi öldürüp göndersinler. 2 yaşındaki çocuğum bana “Baba hakkını helal et” diyor. Öyle ayrıldım ben. Hakkımızı almadan gidersem ben bu çocuğun yüzüne nasıl bakarım.



 



 Artık yeter diyoruz. Seçimlerde kandırıldık. Depremde yalnız bırakıldık. Bir de işimizden olduk. Bu şekilde yaşamaktansa öldürsünler bizi.