Ulucanlar'da 1999'da katledilen on devrimci mücadelemizde yaşıyor
Ümit Altıntaş (TKİP)
Abuzer Çat (MLKP)
Zafer Kırbıyık (TİKB)
Halil Türker (TKP/ML)
Habip Gül (TKİP)
İsmet Kavaklıoğlu (DHKP/C)
Önder Gençarslan (TKP/ML)
Aziz Dönmez (DHKP/C)
Ahmet Savran (DHKP/C)
Mahir Emsalsiz (TKP/ML)
26 Eylül 1999 tarihinde devlet cezaevlerine "çekidüzen" verebilmek, F Tipi Cezaevlerine geçişi sağlayabilmek için gerçekleştirilen provalardan ilki Ulucanlar’da yapıldı. Faşist devlet, 26 Eylül 1999’da on devrimci tutsağı vahşice katletti.
Katliamı yöneten dönemin Ankara İl Jandarma Komutanı Yarbay Ali Öz, açılan davada yargılanırken terfi ettirildi. Albay rütbesiyle Trabzon İl Jandarma Komutanı olduğu dönemde ise Hrant Dink katliamının örgütlenmesinde yer aldı. Albay Öz, ifade için çağrıldığı mahkemede hiçbir şey "hatırlamadı”.
Katliam davası 10 yıl sonra sonuçlandı. Aralarında Albay Öz'ün de bulunduğu 161 sanık beraat etti. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların "öldürme ve yaralama fiillerini yetkili makamların emrini yerine getirmek için işlediklerini" belirterek, "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verdi.
Katliamın yaşandığı tarihte Ulucanlar Cezaevi'nde bulunan Esmehan Ekinci'nin avukatı Kazım Bayraktar'a gönderdiği mektubu yayınlıyoruz:

26 Eylül'de Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde, on arkadaşımızın katledilmesi, çok sayıda arkadaşımızın yaralanmasıyla sonuçlanan katliam ve işkenceyle ilgili gördüklerim, duyduklarım ve yaşadıklarıma dair anlatımlarımdır.
Sayın Avukat Kazım BAYRAKTAR,
26 Eylül'de Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde devrimci tutsaklara yönelik yapılan katliamda ve işkencelerde yer alan kolluk güçleri ve gardiyanlar hakkında açılacak davada davacı ve tanık olarak ifademe başvurulmasını istiyorum. Konuya ilişkin hatırladıklarım şunlardır:
Saat 04.00 civarında "cezaevine asker girdi" denmesiyle kapıya gittim. Arkadaşlar kapıyı arkadan iterek robocop ve askerlerin koğuşa girmesini engelliyorlardı. Mazgaldan dışarı baktığımda maltada yüzlerce robocop gördüm. Hepsi kasklı ve kalkanlıydı. Ellerinde silah ve cop vardı. Bir anda yüzümde yanma ve kanama oldu. Mazgaldan bir madde sıktılar. Kapıyı kırmaya çalışıyorlardı. Bu arada maltadan havalandırmaya taş atılıyordu. Bu sırada havalandırmada bulunan Hülya TÜMGAN başından taşla yaralandı. Kapı kırılmak üzereyken havalandırmaya indik. O anda kapıdan ve maltadan havalandırmaya taş ve gaz bombaları atılmaya başlandı. Havalandırma bombanın etkisiyle göz gözü görmez hale gelmişti. O sırada hepimiz nefes alamaz hale geldik, içeri girdik. Bir arkadaşımız, Arife DOĞAN dışarıda kaldı. Gaz bombasının etkisi 10-15 dakika sürdü. Üst kata çıktık, oraya da gaz bombası atılmıştı. Kapıların arkasına ranzaları çekip saldırıyı durdurmaya çalıştık. Camda duran Gönül ASLAN yere yatıp "bomba ve taş atıyorlar, ateş ediyorlar" dedi. Ancak silah seslerinin siyasi erkek koğuşunun oradan geldiğini sonradan anladık. Bu arada koğuşun iki tahta kapısını kırıp içeriye gaz bombası atıp kükürt püskürtüyorlardı, Kapıya yakın olan arkadaşlardan Fatime AKALIN'a ve karanlıkta fark edemediğim orada bulunan arkadaşlara biber gazı sıkıyorlardı. Bu arada duvarı da kırmaya çalıştılar. Oradan kopardıkları tuğlaları üzerimize atıyorlardı. Ayrıca çapa biçiminde bir kancayı içeriye sallıyorlardı. Kanca Devrim TURAN'a isabet etti. Ayrıca bu arada kapıdan içeriye uzun namlulu silahı uzatarak tehdit ve küfür ediyorlardı. Gördüğüm kadarıyla atılan taşlardan Fatime AKALIN, Başak OTLU ve Gönül ASLAN ilk andan itibaren yaralandı. Ağza alınmaz küfür ve hakaretler ediyorlardı. Yaptıkları bütün bu saldırılardan sonra saat 06.00 civarında "teslim olun arama yapacağız" dediler. Fakat küfür ve tehditlere devam ediyorlardı. Ardından içeriye tazyikli su sıkmaya başladılar. Suyun etkisiyle nefes alamaz hale geldik. Bu sırada Akdeniz anemisi hastalığı olan Filiz GÜLKOKUER bütün bu saldırılara maruz kaldı. Daha sonra hastaneye kaldırıldığını öğrendik.
Su sıktıktan bir süre sonra koğuşa girip coplar, tekmelerle, dipçiklerle saldırıp özellikle kafamıza vurarak koğuştan çıkarıp merdivenlerden tekmeleyerek aşağıya attılar. Alt katta iki tarafa dizilmiş robocop, asker, gardiyanlardan oluşmuş işkenceciler cop, kalas ve silahla vuruyorlardı, döverek havalandırmaya attılar. Havalandırmada dövülürken sivil giyimli kişiler de vardı. Bunlardan biri merdivenden yukarıya çıkarılırken şiddetli bir tekme atarak küfretti. Koğuş kapısından maltaya çıktığımızda başgardiyan Hüseyin DOSTEL'in elinde köşeli bir kalas vardı. Askerlerin arasından fırlayarak şiddetli bir şekilde kafama vurdu. Görüş yerine kadar sürükleyerek götürdüler. Görüş yerinin orada yine tekme ve coplarla dövdüler. Kapı altına götürüp tekrar geri getirdiler. Bu arada Hatice YÜREKLİ de yanımdaydı. Onu da tekme ve coplarla dövüyorlardı. Ellerimizi arkadan kelepçeleyip görüş yerine attılar. Ardından Hayriye KESKİN, Hülya TÜMGAN, Cemaat OCAK, Filiz GÜLKOKUER, Başak OTLU, Sibel AKTAN, Gökçen KAYGUSUZ'u döverek getirdiler. Bu arada Hayriye KESKİN, Hülya TÜMGAN, Filiz UZAL yarı baygın şekilde yatıyorlardı. Hayriye KESKİN'in bilinci yerinde değildi. Konuşamıyordu. Hülya TÜMGAN çok zor konuşabiliyordu. Filiz UZAL'ın yüzü tanınmayacak haldeydi. Bu haldeyken hepimize tekrar saldırdılar. Özellikle durumu ağır olanları korumaya çalıştıkça onlara daha fazla saldırıyorlardı. Başak OTLU, Döndü ÖZER, Sibel AKTAN'a ve bana biber gazı sıktılar. Bir süre hiçbir şey göremedim. Sol göğsüme vurdukları tekmeyle kısa bir süre baygınlık geçirdim. Biber gazı sıkan ve tekme vuran kişi Numune Hastanesi'nde mahkum koğuşunun komutanıdır. Hastaneye gittiğimde görmüştüm. Tekme izi doktor tarafından tespit edilmiştir. Bu arada Cemaat OCAK epilepsi krizi geçirirken başını tekmeleyerek dövdüler. Dövenlerden birisi Mesut isimli uzman çavuştu. Yine hastane komutanlarından birisi daha vardı. Subayın birisine isim sorduğumuzda “Adanalı Tayfur'um, beni komutanlıktan sorun” dedi. Görüş yerinde Sevinç ŞAHİNGÖZ yeşil renkte kusuyordu. Hayriye KESKİN ve Hülya TÜMGAN, Hatice YÜREKLİ de sürekli kusuyorlardı. Hülya TÜMGAN'ın ağzından köpük ve kan geliyordu. Devrim TURAN ve Sibel AKTAN'ın ka fası yarılmıştı. Başak OTLU'nun kaşı yarılmıştı. Hatice ve Arife DOĞAN aldığı darp sonucu kanama geçiriyorlardı. Döndü ÖZER yarı baygındı. Fatime AKALIN'ın gözü morarmış, kan oturmuştu. Kelepçeler çok sıkı olduğu için birçok arkadaşın elleri şişmiş ve morarmıştı. Saat 10.00 civarında yoğun seri atış ve tek tek atış şeklinde silah sesleri duydum. Bir süre sonra Erdal GÖKOĞLU'nun slogan seslerini duyduk. Durumu ağırlaşan arkadaşlar için doktor çağırdık. Doktor Turalp, Murat, Metin, Soner geldi. "Sizin durumunuz erkeklere oranla oldukça lüks" dedi. Ölü var mı, dediğimizde Turalp "yaralıları hastane ye gönderdik, bilmiyorum" dedi. Kendisiyle doktor olarak durumu ağır olan arkadaşların kelepçesinin açılması için tartıştık. "Söylerim ama açmazlar" deyip gitti. Hülya'yı hastaneye götürmek için geldiklerinde ise ellerinde bizim Niğde'ye sürgün listesi vardı. Hepimizi teker teker alıp dövüp sürükleyerek sevk arabasına bindirdiler. Arabaya doktor Murat, Metin, Soner geldi. Bizi hiç muayene etmeden sevke gidebilir raporu verdiler. Biz de bu şekilde gidemeyeceğimizi, kelepçelerin çok sıktığını kollarımızın kangren olacağını söyledik. Subay "daha iyi ya..." diye yanıt verdi. Bu yanıta rağmen doktor subaya "biz şimdi gidiyoruz. Biz gidince bir diş gevşetirsiniz" deyip subayın yanıtını beklemeden gittiler. Yol boyunca sıkılı kelepçe nedeniyle Edibe TOZLU, Fatime AKALIN, Gönül ASLAN, Döndü ÖZER, Zeynep GÜNGÖRMEZ'in elleri şişti, bilekleri yara oldu. Bununla da yetinmeyen askerler Niğde'ye geldiğimizde hastaneye gidiş gelişte dövdüler. Ring arabasından inerken ellerimiz kelepçeli olduğu halde yere düşürerek, kafamızı tekmeleyerek yerde sürüklediler. Doktorun yanında bile dövmeye devam ettiler. Aradan 15 gün geçmesine rağmen hala maruz kaldığımız kimyasal maddelerin etkisiyle ağız, boğaz kuruması, deri dökülmesi ve kuruması sürekli uyku hali, idrarın koyu renk, dışkının siyah renk olması şeklinde zehirlenmenin etkisi sürüyor. Darp nedeniyle oluşan şişlik ve morlukların bir kısmı hala duruyor. Özellikle Döndü ÖZER'in hastanedeki saldırıdan sonra yüzü tanınmayacak şekilde kan içindeydi. Geçici hafıza kaybı yaşadı. Sibel AKTAN'ın kafası tekrar yarıldı. Bütün bunlara rağmen cezaevine geldiğimizden beri cezaevi idaresinden adli tıpa çıkmak istediğimizi belirtmemize rağmen cezaevi idaresi duyarsız kaldı.
11.10.1999
Esmehan EKİNCİ