Rojava Ortadoğu koşullarında bir devrim, heyecan verici bir toplumsal ve siyasal ortaklık projesi ama...
Fehim Taştekin
Rojava'da kurulan kantonlarda organizatör Kürtler ama Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Çeçenler de demokratik özerkliğin yapı taşları. Kanton yetkilileri meseleye realist bakıyor: "Suriye'nin bütünlüğü içindeyiz, ayrılma gibi bir projemiz yok. Özerk bölge olarak devlet bizi tanırsa Suriye'nin içinde olacağız."
Rojava’nın kalbi Nusaybin’in ikizi olan Kamışlı’da atıyor ama yönetimin bir başı batıda Amude, diğer başı Rimelan’da. Rojava üç kantondan oluşuyor: Doğu’da Cezire, ortada Kobani ve batıda Afrin. Aradaki Arap yerleşimleri ve IŞİD işgali nedeniyle üçünün de kara bağlantısı kopuk. ‘Toplumsal sözleşme’yle Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde demokratik özerklik hedefleyen Rojava kâğıt üzerinde bir Kürt entitesi ya da Kürdistan değil. Elbette Kürtler organizatör güç ama yalnız değiller; Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Çeçenler de demokratik özerkliğin yapı taşları. Eşbaşkanlıkla cinsler arası eşitliği garantileyen sistemin yanı sıra kadına meclis ve kamu idaresinde yüzde 40’lık kotayla yer açan bir sistem. Dolaştığım bölüm Cezire Kantonu. Kamu kurumlarının tabelaları Kürtçe, Arapça ve Süryanice. Çünkü üçü de resmi dil. Kamu otoritesinin bir yerde temerküz etmemesi için yönetim üç yere dağılmış durumda. 101 koltuklu meclis, başbakanlık, içişleri, savunma bakanlığı Amude, kanton eşbaşkanlığı Rimelan, bazı bakanlıklar Kamışlı’da.
22 Eylül’de sabahın köründe istikamet Amude. Arap Kemeri ile Arap köylerinin dizildiği bir ova. 20 dakikada Amude’deyiz. Meydanda Öcalan’ın da resminin bulunduğu YPG’nin devasa afişi. Tarihi bir kilisenin çaprazındaki bariyeri aşıp yönetim binasına girerken genç kadın ve erkekten oluşan asayışa ‘rojbaş’ deyip Meclis Eşbaşkanı Nezire Gavuriye’nin makamına geçtim. Süryani asıllı Gavuriye kiliseye bağlı özel bir okulda Süryani dili öğretmeni. Süryani Kadın Birliği’nin de üyesi. Eşbaşkanlık koltuğunu TEV-DEM’den Kürt asıllı Hakem Halo ile paylaşıyor. Masada, kadın ve terörle mücadele kanun tasarılarıyla ilgili çalışma notları var.
MECLİS İDDİALI
Merak ettiğim şey, toplum iradesinin ne kadar meclise yansıdığı. Malum Irak Kürdistanı’nda Mesut Barzani’nin liderliğindeki KDP’nin çizgisinde olan partiler yönetime katılmıyor. Nezire Gavuriye, halkın genelini temsil ettiklerinden emin: “Meclis çalışmalarına 14 siyasi parti katılıyor. Meclis halkın çoğunluğunu temsil ediyor.” Hakem Halo daha da iddialı: “Parti sayısı olarak yönetime katılmayanlar meclistekiler kadar ama temsil güçleri yüzde 10’u geçmez. Katılmamaları Suriye devrimine farklı bakmalarından kaynaklanıyor. Suriye krizinin kısa sürede biteceğini, Libya gibi olacağını düşünüyorlardı. Dış müdahale olacağını umut ettiler ve içerde çok çalışmadılar. Kendilerini örgütleyemediler. Daha çok dışarda çalışmalar yürüttüler.”
Halo, PYD’nin motor gücü olması nedeniyle kantona karşı çıkan Kürdistan Demokrat Partisi-Suriye (KDP-S) ve Erbil merkezli Rudaw TV’ye zorluk çıkarıldığı gibi suçlamaları reddetti: “Demokratik özerklik projesini birlikte hazırladık. Ancak Suriye Kürt Ulusal Konseyi (KUK) özerkliğin ilanından bir gün önce çekildi. Dış bağlantılar ve özel hesaplar nedeniyle katılmadılar. Daha sonra KUK içindeki 5 parti yönetime katıldı. Buradan da çağrı yapıyorum: Gelsinler kapı açık. Rudaw da yasaklanmadı. KDP-S liderlerinin Rojava’ya girmesine yönelik karar yok. KDP-S Başkanı Suud Mela burada. Ama bizimle oturmayı bile kabul etmiyor. Aslına bakarsanız (dört partinin birleşmesiyle oluşturulan) KDP-S parçalanmamak için kongreye bile gidemiyor. Sözde partiler birleşti ama herkes kendi payını istiyor. Bu partilerin kararları kantonun dışında alınıyor.”
IŞİD’DAN SONRA REJİM GELİRSE...
Rejim özerkliği kabul etmezse ne olacak? En önemli soru bu… Eşbaşkanların yanıtı ortak:
Şu an rejimden saldırı beklemiyoruz çünkü hesaplarına gelmez. Ama saldırı olursa kanımızın son damlasına kadar kantonu savunuruz. Burada bütün etnik gruplarla birlikte hareket ediyoruz... Şu ana kadar kantonun yasal statüye kavuşturulması konusunda rejimden ret ya da kabul yönünde bir sinyal yok. Direk rejimle temas yok, sadece hizmetlerin yürütülmesi konusunda belli düzeyde ilişkiler var. İki güç aynı bölgede, sorun çıkmaması için ilişki var. Biz Suriye’nin bütünlüğü içerisindeyiz, ayrılma gibi bir projemiz yok. Özerk bölge olarak devlet bizi tanırsa Suriye’nin içinde olacağız. Elbette kabul etmemesi de bir ihtimal, böyle bir durumda tavrımızı o zaman belirleyeceğiz.
Kanton yetkilileri meseleye realist bakıyor. Suriye’den ayrılmak kolay olmadığı gibi kantonları devletten tamamen koparak yaşatmak da zor…
ABLUKA ROJAVA’NIN BELİNİ BÜKÜYOR
Aynı binada Cezire Kantonu Başbakanı Ekrem Huso’yla görüşmeyi beklerken öğle yemeğine davet edildim. Menüde sadece mercimek çorbası var. Bakanlar da memurlarla birlikte kuyrukta.
Maliye Bakanı Remziye Muhammed’e “Çorba bütçenin durumunu mu yoksa sosyal adalet anlayışını mı yansıtıyor” diye takıldım. Devlet ciddiyetiyle yanıt verdi: “Ambargo ve savaş hali yaşıyoruz. Haliyle sofralarımızı içinde bulunduğumuz duruma göre düzenliyoruz. Savaşın ihtiyaçları her şeyin önüne geçiyor. Türkiye ile ticaret yapamıyoruz, sınır kapıları kapalı. Bazen insani yardım araçları geliyor. Semelka geçişi de daha çok Irak’ın ihtiyaçlarına göre açılıyor. İhtiyaçlarımızı gideremiyoruz. Hayvan ihracatına izin veriliyor başka bir şeye değil. Türkiye tarafından resmi kapı yok. Türkiye’nin ambargosu Kürt politikasından kaynaklanıyor. Türkiye buranın güçlenmesi ve başarılı olmasını istemiyor. Oluşturduğumuz idareye Arapları da katmamıza rağmen Türkiye olumlu yanıt vermedi. Suriye tarafından gelen az sayıda mal da pahalıya mal oluyor. Yolları kontrol eden gruplar ya mal geçişini engelliyor ya da haraç alıyor. Bu da fiyatlara yansıyor. IŞİD’ın saldırılarının yol açtığı kriz sırasında Güney Kürdistan'a petrol satışı oldu ama resmi değil. IŞİD’ın kontrolündeki bölgelere de son zamanlarda buradan saman satışı oluyor. Ayrıca kaçakçıların soktuğu mallar var.”
Remziye Muhammed’e göre Rojava’da sayısı binleri bulan petrol kuyularından yaklaşık 100’ü çalıştırılıyor. Çıkartılan petrol ilkel yöntemlerle rafine edilip iç tüketim karşılanıyor. Petrol geliri de kantonun bütçesine giriyor. Maliye hükümet kurumlarında çalışanlara maaş ödüyor. Tabii bunların sayısı çok fazla değil. Hizmetleri yürüten komitelerde çalışanlar daha çok gönüllü. İmkan oldukça çalışanlar maaşlı kadroya alınıyor. Bakanlara 50 bin, yardımcılarına 40 bin, memurlara 20 bin Suriye lirası maaş ödeniyor... YPG üyeleri arasında da ailesi olanlara 20-25 bin Suriye lirası ödeme yapılıyor. Normalde Suriye devletinde memur ya da işçi olanlar da ödemeler istikrarsız olsa da maaşlarını almaya devam ediyor.
Rojava’da yerel güçlerin idareyi ele aldığı 19 Temmuz 2012’den itibaren güvenlikten petrol ve sosyal hizmetlere kadar birçok alanda işleri TEV-DEM idare ediyordu. Kanton yönetimi şekillendikçe TEV-DEM sorumluluklarını devretti.
BARZANİCİ KANATTAN BİR BAŞBAKAN
Kanton neferlerinin mütevazi hallerinin aksine iddialı bir duruş sergileyen Başbakan Ekrem Huso ise PYD’ye cephe alan Kürt Ulusal Konseyi'nden (KUK) hükümete katılmış bir avukat.
“KUK’la Kanton yönetimi üzerine anlaşamadık, bir kısmımız ayrıldık, buraya katıldık. Katılmamaları normal. Yüzde 100 katılım olsaydı bu demokrasi olmazdı” diyen Huso’ya birçok yerde dikkat çeken Öcalan portrelerini hatırlattım. Rojava’da bir Öcalan cumhuriyetinin şekillendiği tespitini reddetti:
Buna katılmıyorum. Öcalan, Kak Mesut (Mesut Barzani), Mam Cemal (Celal Talabani) ulusal önderlerimizdir. Yani bunlar halkın gönlünde yer almış liderlerdir. Benim masamın üzerinde de Mam Cemal'in fotoğrafı var. Özerk yönetim demokratik ulus düşüncesi üzerine kurulmuş yapıdır. Burada bütün etnik gruplar yer alıyor. Burası Rojava’nın üç kantonu arasındaki koordinasyon merkezi; ‘Öcalan cumhuriyeti’ olsaydı burada onun fotoğraflarını asardık. Gerçek anlamda emek ve kanını verenlerin kendi sevdiği kişilerin fotoğraflarını asması onların hakkıdır. Ben DTP’nin kongresine katıldım, orada da ulusal önderlerin fotoğrafları vardı.
Huso’ya en çok zorlandıkları konuyu sordum. İşte yanıtı: “Ekonomik ambargo. Özellikle Türk kardeşlerimizden sınırı açmalarını istiyoruz. Türkiye ile 400-500 km sınırımız var. Ekonomik ve hizmet alanlarında zorluk çekiyoruz. Türkiye hükümetine çok kere mesaj gönderdik ama yanıt vermediler. Türk kardeşlerimizle el ele verip işbirliğini geliştirmek istiyoruz. Öncelikle de IŞİD’a verilen desteğin kesilmesini bekliyoruz. IŞİD’a verilen destekle ilgili Savunma Bakanlığımız ve YPG’nin elinde belgeler var. Böyle bir durumu kabul edemeyiz. Türkiye’den IŞİD’a karşı net bir tavır almasını ve mazlumdan yana olmasını umut ediyoruz.”
Huso, Rojava’ya karşı bir ilgi olduğunu, Almanya Dışişleri’nden bir görüşme talebi geldiğini, İskandinav ülkelerinin yakından ilgilendiğini, İsveç’te bir temsilcilik açılmasının gündemde olduğunu, Fransız yetkililerinin kantonu ziyaret ettiğini, Mısır’dan davet geldiğini, İspanya’nın Süryanilerin durumunu öğrenmek için Başbakan Yardımcısı Elizabeth Gavuriye’yi Madrid’e davet ettiğini anlattı. Huso, Semelka kapısını kısa süre öncesine kadar kapalı tutarak ve sınır bölgesine hendek kazarak Rojava’ya ambargo uygulan Erbil yönetimi ile de ilişkilerin normalleşmesini umuyor: “İlişkiler önündeki engelleri kaldırmak istiyoruz. Önümüzdeki süreçte Güney Kürdistan parlamentosu Rojava’yı tanımak için bir tasarı oylayacak.”
PARALEL MAHKEME
İç savaşın tam ortasında özerk yönetim tesis etmenin zorluğu sadece güvenlik ve ekonomik alanda kendini göstermiyor. Adalet Bakanı Abdülhamid el Bakr ile karşılaşmasaydım adaletin ahvali aklıma gelmeyecekti. Adaletin nasıl tecelli ettiğini, hangi yasanın uygulandığını, rejimin mahkemeleriyle çatışmayı nasıl önlediklerini ve personel durumunu sordum, bakan yanıtladı:
Devletin mahkemeleri hala açık. Halk mahkemesi olarak ayrı mahkemelerimiz var. Dokuz bölgede, dokuz mahkeme. Ayrıca 4 üst mahkeme ve temyiz mahkemesi var… Suriye Ceza Kanunu’ndaki maddelerden bize uygun olanlarını uyguluyoruz. Diğer devletlerin kanunlarını da referans alıyoruz. Yeni bir ceza kanunu için hazırlıklar sürüyor… Eğer bir dava rejim mahkemesinde görülüyorsa müdahale etmiyoruz. Orada durdurmazsa biz bakmıyoruz. İdarenin hükmettiği bölgelerde zaten rejime gidilmiyor. Tapu davaları gibi olaylara karışmıyoruz.
KİMLİKLERİ GASP EDİLMİŞLER…
Halkın ihtiyaçlarıyla yüzleşenler daha çok yerel komiteler. Hükümetin eli henüz tam olarak taşın altında değil. Amude dönüşü Kamışlı’da cadde üzerinde bana dondurma ikram eden Hüseyin Muhemmed Ali’ye beklentisini sordum. İşte kimliksiz bırakılmış bir Kürt’ün hikayesi ve öz yönetimden beklentisi:
Altmış yaşındayım. Serekaniyeliyim. Eşim Gülcihan Bahşistani ise Kamışlılı. Kimliğim 1962'de iptal edildi. 140 bin Kürt aile, Türkiye'den muhacir oldukları gerekçesiyle kimliksiz bırakıldı. Kimi Lübnan’a, kimi Ürdün’e gitti. Düşünün bir kardeşin kimliği var, diğerinin yok. Benim babam Suriye ordusunda askerlik yaptı. 1939'daki kayıtlarda varız. Oğlum liseyi bitirdi, kimliği olmadığı için üniversiteye gidemedi. Serekaniye'de 50 yaşına kadar yaşadım, dükkânım vardı, kimliğim olmadığı için her ay emniyete gidip imza vermem gerekiyordu. Bazen kaçıp kaçmadığımı denetlemek için polis baskın yapar gibi geliyordu. Eşim Suriye vatandaşı olduğu halde bana kimlik vermediler. Bu olaylar çıktığında çıkartılan yeni yasadan yararlanmak için gittim, bu kez ismimin üzeri çizilmişti. Bana Kürtçülük hareketine mensup olduğu söylendi. Yedi tane torunum oldu, onların da kimliği yok. Şimdi kendi yönetimimiz oldu, bu meseleyi çözmelerini bekliyoruz.
Kanton çok kırılgan bir yapı üzerinde kurumlarını oturtmaya çalışıyor. Bir tarafta KDP çizgisindeki partilerin reddiyesi, diğer tarafta IŞİD saldırıları ve henüz fazla üzerinde durulmayan Suriye rejimiyle verilecek sınav. Şu anda meclis üyeleri arasında bile Suriye devletinden maaş alanlar var. Rojava Ortadoğu koşullarında bir devrim, heyecan verici bir toplumsal ve siyasal ortaklık projesi ama bir o kadar da saldırıya açık…
Yarın: Öcalan’ın peşinden bir Arap şeyhi
Radikal