Sokağa çıkma yasaklarına karşı...

Sokağa çıkma yasakları, katliamlar, sivil faşist güruhlar birleşik mücadeleyle püskürtülür

GÜNCEL
Çarşamba, 8 Ekim 2014 (12 yıl 2 hafta önce)

Kürt halkının özlem ve umutlarının somut ifadesi olan Kobanê’yi düşürmek için IŞİD gibi bir caniler güruhunu destekleyip kollayan burjuva devlet, bu pratiğiyle Kürt halkının sabrının sınırlarını da bir kez daha görmüş oldu. Bütün diplomatik girişimlere, “çözüm” martavallarına rağmen ezeli düşmanlığı ve fobisiyle tüm enerjisini Rojava devrimini ezmeye hasreden o kirli siyaseti karşısında Kürt halkı yıllardır ödediği tarifsiz bedellerden damıttığı saf öfke ve iradeyle “E di bese!” dedi. Yıllardır süren bir savaşın bitmesi için gösterdiği kalenderliğin de, sabrın da sınırlarının olduğunu, onuruna-özlemlerine dönük kapsamlı bir saldırıya seyirci kalmayacağını görkemli bir serhildanla ortaya koydu.



 



Kürt halkının o yakıcı öfkesi Kürdistan’ın pekçok ilinde devleti kurumlarıyla adeta felç etti. Ki bunun daha başlangıç olduğunu enilen de bizzat o devletin kendisi. Yarın Kobanê düştüğünde halkın sokaklara saldığı “Kobanê düşerse Ankara da düşer!” sloganının sadece ajitasyon sloganı olmayacağını da!



 



Kürdün o bilenmiş öfkesi karşısında kapıldığı korkuyla tüm saldırı mekanizmalarını harekete geçirerek başedeceği hayallerinden de vazgeçmiyor. Hizbullah ve sivil faşist güruhların tasmalarını açması korkunun olduğu kadar, bu “umudun” da ifadesidir. Devlet, yetemediği yerde bu güruhları ortalığa salar! Bu güruhları ortaya salmasıysa savaşın en kirli ve kuralsız biçimlerini devreye sokacağını gösterir. Korku ve güçsüzlüğün olduğu kadar, faşizmin tipik özelliklerinden birinin altını daha fazla çizerek karşısındaki gücü ezebileceğini sanır! Buna sokağa çıkma yasakları, tank paletleri, en koyu biçimiyle devlet terörü de eşlik eder.



 



Kürdistan’da Kürt halkının o görkemli serhildanının ucunu gördüğü anda her ikisini devreye sokan faşist rejim, kendisini kelimenin gerçek anlamıyla yok olma noktasından, görkemli bir direnişin yaratıcısına dönüştüren Kürt halkı karşısında bir kez daha yenilecek!



 



Sadece bugün olup bitenlerden sonra Mardin, Van, Amed, Batman ve Muş'ta ilan ettiği sokağa çıkma yasağına en iyi yanıtı da yine bu halk verecektir. Fakat bu sefer Kürt halkı tüm bu saldırganlıklara tek başına göğüs germek zorunda kalmayacak/kalmamalıdır! Türkiye cephesi yanı başında yaşanan bu görkemli direnişi dostluk ve kardeşlik duygularıyla sarmaladığı oranda, Kürdün payına düşen bedel de o kadar azalacaktır.



 



Kürt halkı bu sefer o eli yanında hissediyor, hissetmeli. Kobanê direnişi halkların gerçek anlamda kardeşleşmesinin köprüsü oluyor/olmalı. Kürt halkının IŞİD canilerine karşı verdiği onur mücadelesi sadece kendi mücadelesi değil, tüm ezilen insanlığın mücadelesidir. Sokağa çıkma yasaklarını, pervasız katliamları, kirli politikaları bozacak olan da halkların bu mücadele kardeşliğidir.



 



Kürdistan Halk İnisiyatifi’nin sokağa çıkma ve OHAL kararlarına karşı yaptığı net çağrıya sokaklarda verilecek yanıt rejimin kirli oyunlarını, planlarını bozacak yegane güvencedir:



 



Kürdistan Halk İnisiyatifi’nin tarihi çağrısını yayınlıyoruz:



 




DAIŞ çetelerinin, Türk devletinin desteğini de arkasına alarak Kobane’ye yönelik saldrıları ve katliam girişimlerine karşı, Kürt halkı haklı ve meşru eylem hakkını kullanmaktadır. Bu çerçevede Kürdistan halkı yediden yetmişe, tüm Kürdistan’da, Türkiye ve Avrupa’da görkemli bir serhildana kalkmıştır.



 



Halkımız nerede olursa olsun kendisine yönelik imha ve her türlü saldırıya meşru savunma hakkını kullanarak yanıt verecektir. Bilinmelidir ki serihildandaki halkımıza yönelik saldırılar nereden ve kim tarafından geliştirilirse geliştirilsin hak ettiği yanıt verilecektir.



 



AKP hükümeti bu büyük ve görkemli serihildanın korkusuyla Kürdistan illerinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilan etmiştir. Kendince bu serihildanı yasaklarla engellemek istemektedir. Bu kararla insanları evlerinde oturarak Kobani saldırısını ve muhtemel bir katliamı sessizlik içinde izlememiz istenmektedir.



 



12 Eylül gibi eli kanlı faşist bir rejimi yerle bir eden bir hareketin mensupları olarak, ne olağanüstü hal ne sıkıyönetim kararlarını tanımayacağımızı ilan ediyoruz. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim geçersizdir, bizim nazarımızda hiçbir değeri ve etkisi olmayan bir karardır.



 



Sokaklar, meydanlar, caddeler, üniversite kampüsleri bizim; işkencehaneler, karakollar ve hükümet daireleri onlarındır. Oturması ve dışarı çıkmaması gereken bu diktatör rejim ve onun mensuplarıdır.



 



Nitekim halkımız fiili olarak bu kararı tanımamakta, sokaklarda ve meydanlarda, DAIŞ çetesine karşı dayanışma eylemlerini sürdürmektedir.



 



Bu çerçevede bütün halkımızı bu kararı çiğnemeye, anlamsızlaştırmaya ve pratik eylemleriyle geçersiz kılmaya çağırıyoruz.