Ne okuduğun kitaba, ne de seyrettiğin filme benziyordu sınırdan Kobanê'yi "izlemek"!
Suruç’a girememe olasılığına rağmen çıktık yola. Yolda iki defa durdurulduk, fakat Suruç’a girmemiz engellenemedi. BDP Suruç binasının önüne geldiğimizde hangi noktaya gideceğimiz belirlendi. Gideceğimiz yer Dewşan (Tavşan) köyüydü. Köye vardığımızda bizi koordinasyondan arkadaşlar karşıladı. Mutlulukları gözlerinden okunuyordu. Daha sonra sözlü olarak da ifade ettiler: “Buraya gelen herkesin başımızla gözümüz üzerinde yeri var. Kobanê düşmeyecek, bizler yıllardır katliamlara maruz kalıyoruz, devletin her tür şiddetine uğradık, bir kişi kalsak bile Kobanêmizi elimizden alamazlar!”... Bu kısa konuşmanın arkasından zılgıtlar koptu. Koordinasyon, Dewşan sınır nöbet yerinin işleyişi üzerine kısa bilgilendirme yaptı.
Bedhê köyünde de İstanbul'dan gelen yoldaşlar vardı. Aslında onlarla aynı köyde buluşuruz diye düşünüyorduk. Fakat Dewşan köyünün önemi anlatılınca ve birlikte geldiğimiz ekiple hareket etmek gerektiğini düşününce bu niyetimizden vazgeçtik.
Birlikte yolculuk yaptığımız ekip Eskişehir ve Ankaralı öğrencilerdi. Kendi aramızda bir toplantı alıp işbölümü yaptık. Saat 14:00’de de bütün bölgelerin katıldığı geniş toplantı alındı ve KCK’nın bayram mesajı okundu. Beklediğimiz yer Dewşan köyünün biraz dışına düşüp sınıra daha yakın bir noktadaydı. Ekip akşam nöbet tutulacak yerleri belirledikten sonra dört ayrı gruba ayrılarak nöbet noktalarına dağıldık.

Bizim nokta köyün girişi olduğu için giriş ve çıkışlarda arabalar kontrol ediliyor, şüpheli araçlar asayişe bildiriliyordu. Buradaki asayiş iki gün önce IŞİD’lileri görmüş ve araçlarda silahlar bulmuştu, bu açıdan da önemliydi. Zaten burada bulunmamızın nedeni de bu yardımları engellemekti.

Nöbet sonrası geç bir saatte uyumaya gittik. Büyük bir gürültüyle uyandık, sanki deprem oluyordu, resmen ev sallandı. Toplanma alanı bizim bulunduğumuz yere biraz uzaktı… Oraya bomba düştü diye çok telaşlandık. Elektrikler kesilmişti ve herkes merakla ne olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. Kısa süre sonra Kobanê’nin doğusunun koalisyon tarafında bombalandığını öğrendik.
Sabah erken saatlerde alan çok kalabalıklaşmıştı. Birçok bölgeden yeni yeni insanlar gelmiş ve gelmeye de devam ediyorlardı. Herkes merakla sınıra yakın yerlere konumlanmış, çatışmaları takip etmeye çalışıyordu.
Öğlene doğru Adana ve Mersin ekibi geldi. Yolda yaşadıklarını anlatmaya başladılar. Birçok noktada durdurmuş ve Suruç’a girmeleri polis tarafından engellenmeye çalışılmıştı. Onlar da -yaklaşık bin kişi- arabalardan inerek yoldaki telleri parçalayıp yürümeye başlamışlardı. İki köyü yürüyerek geçtikten sonra belediye otobüs göndermiş ve nöbet yerine öyle gelmişlerdi. Hepsi bir anda sınıra doğru yönelmeye çalışınca durdurmak isteyen görevlilere bağırarak, “İnsanlarımız ölüyor bizi de sınırda tarasınlar da hepimizden kurtulsunlar. Nedir bu yaşadıklarımız! Her yerde engeller, şiddet!.. Kobanê’de hewallerimiz çatışıyor, biz buraya eğlenmeye gelmedik” diyorlardı. Sakinleştirilmeleri güç olsa da sakinleştirilmeye çalışıldılar. Bu ekibin ruh hali Kürt halkının toplam ruh halinin somut bir izdüşümüydü aslında. Bir taraftan tüm hücreleriyle Kobanê'deydiler, bir taraftan da gerekenin yapılmadığı duygusunun yarattığı bir gerilim içinde...
Yaklaşık beş bin kişi vardı Dewşan köyünde. Milletvekili Aysel Tuğluk halka bir konuşma yaparak, sınıra neden yaklaşılmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Devletin bunu bahane ederek köyleri ve nöbet eylemini tasfiye etmek istediğini… “Kobanê düşmeyecek” diyor, “Sizler bu şekilde ayağa kalktığınız sürece devrimimizi kimse yıkamaz, bunun için herkesin duyarlı ve hassas olması gerekir” cümleleriyle devam ediyor sözlerine…
Akşam yemeğinden sonra bizim ekip sınıra yakın bir bölgede nöbet tutmaya başladı. Karanlık çökmeye yakın bir anda TOMA’ların toplandığımız yöne doğru geldiğini gördük ve biz kitleyi uyarmaya doğru yönelirken asker her tarafa sayısız gaz bombası atmaya başladı. Tüm bir köy ve civarı gaz bulutuna kesti bir anda. Türk askeri bize saldırırken, IŞİD de Kobanê’ye saldırdı. Gaz bulutu içinde kimi TOMA’lara taş atarken, kimi de arabalara doğru yönelmeye başlamıştı bile.
Tam o kargaşada yaşlı bir amca yere düştü. Onu kaldırmaya çalışırken tekrar gazlar, bağrışmalar… Benimle birlikte bir kaç kişi daha amcaya yardım ettik ve arabaya koyduk kendisini. Kaldığımız evin önüne vardığımızda çok az sayıda insanın kaldığını gördüm. Arazi çok açık olduğu için o gaz bombardımanı altında sığınacak yer bulamayan çok sayıda insan araçlarla saldırı bölgesinden uzaklaşmıştı. Ben de yanımdaki yoldaşımı kaybetmiştim. Ona ulaşmaya çalışırken evin iki tarafından tekrar gaz atıldı. O ara tarlada bir araçla bekleyen insanlar bizi yanlarına çağırdı ve limonla yüzümüzü temizledikten sonra, bir süre bekledik.
Gençler gruplar halinde TOMA’lara taşlarla cevap veriyordu ki, bir otobüsün ve bir aracın yandığını gördük. Belli bir süre sonra evin oraya tekrar döndük sayı bayağı bir azalmıştı. Sınır nöbetinin önemi ve anlamı konusunda kafası açık olan insanlar büyük bir çabayla kitleyi yeniden toplamaya çalışıyorlardı. Onların bu çabası Türk askerlerinin sınırdaki hareketliliğiyle unutulmaz bir anlam kazanıyordu. Nitekim saldırı olduğu esnada, Türk askerlerinden oluşan bir konvoy yaklaşık 20 araçla sınıra yaklaşıp belli bir süre beklemişti. Büyük olasılıkla saldırı sırasında Türk askerleri IŞİD’e silah desteği yaptılar.

Ne okuduğun kitaba, ne de seyrettiğin filme benziyordu
Kobanê tam karşında! Çatışma sesleri, toz, duman ve ateşler yükseliyor… Gelen silah seslerinden kimin ateş ettiğini zamanla anlıyorsun. Bazen toz bulutları yükseliyor, bazen yangın yeri… Hele gece olunca bu sesler hem sevindiriyor insanı, hem de kaygılandırıyor. Gece çatışmaları YPG’nin silah sesleriyle yakılanıyor. Hep bir ağızdan “Lexe lexe YPG, Bi ji Berxwedana YPG!” sesleri yükseliyor sık sık. Sesler sanki karşılık buluyor gibi atışlar daha da sıklaşıyor.
Yakın mesafeye düşen bomba yeri sallıyor adeta…
Kimi, Kobanê’de savaşan yakınından aldığı haberleri bizlerle paylaşıyor, kimi savaşın seyrine dönük sezgileriyle çıkardığı sonuçları...
Kobanê için ölümsüzleşenler…
YPG ve YPJ savaşçılarından ölümsüzleşenlerin cenaze törenleri, kadınların yürek yakan ağıtları... Cenazeler Suruç’ta toprağa verilirken bir Kobanêli kadının ağıtı gökleri deliyor sanki… YPG savaşçısı, dört çocuğu ve eşini geride bırakarak ölümsüzleşmişti. Yakınını kaybeden Kobanêli kadın, Kürtçe yaktığı ağıtta, “Hani söz vermiştin bizi gönderirken, ‘Siz gidin Kobanê’yi alıp, sizinle birlikte geri döneceğim’ demiştin. Seni toprağında, Kobanê’de bile toprağa veremedik. Ne istiyorlar bizden, hepimizi öldürsünler, kurtulalım bu işkenceden, katliamdan…” diyordu. Bu tarifi imkansız ağıt, herkesi gözyaşlarına boğuyordu. Ağıtlar yürekleri deliyordu adeta. Artık sözün bittiği anlardı… Birçok duyguyu bir anda yaşıyorsun…

Her cenaze toprağa verilirken hep bir ağızdan edilen “Kanın yerde kalmayacak” yeminleri kitlenin öfkesi ve kazanma kararlılığının ifadesiydi.

Hele toprağa verilen YPJ’li kadın savaşçıysa; zılgıtlar, sloganlar hiç dinmiyordu. Savaşın tüm anlamlarını en derinden yaşayan kadınlar, ölümsüzleşen kadınlara duydukları saygıyı en güçlü seslenişlerle resmediyorlar.
YPJ’li gerillanın cenazesini almak için yola çıktık ve Suruç’a geldiğimizde bürokratik işlemler için beklerken ölümsüzleşen Delila Gewer’in ağabeyiyle sohbet ettik. Delila’yı anlatırken yüzündeki kararlı ifadeyi Delila’nın mücadeledeki berrak ve kararlı duruşundan almıştı sanki. Çatışma anındaki görüntüsünü ve ayakkabısının yırtık olduğunu bize gösteren ağabey buruk bir ifadeyle, “Delila’ya ayakkabıları yetiştiremedik” diyor. Burukluğu, yüreği delen acı onun kahramanlığına gölge düşürür mü hiç?

Köylülerin öfkesi
Köylülerin çoğu devletin buraları iki yıldır boşaltma çabalarına rağmen evlerini, köylerini terketmemişti, havan topunun deldiği evlerinde oturmakta ısrar ediyorlar. “Nereye gideceğiz? Bu topraklar bizim hiçbir yere ayrılmıyoruz” diyerek tam savaşın ortasında kalakalmışlar.
Aslında Suruç’un köylerinde yaşananlar Kürt halkının hiç de yabancısı olmadığı bir durum, yıllardır savaşla soluk almış bir halk bu... Hele bir kadın var ki her bomba sesinde dürbünü alıp kapının önüne çıkıp savaşı seyrediyordu. Gözü dolu bir şekilde “20 yıldır kardeşimi bekliyorum, o kesin şimdi Kobanê’de” diyor. 20 yıllık bekleyişi şimdi Kobanê’yle farklı bir anlam kazanmıştı. Her cenazeye gidip gelişimizde isimleri öğrenmeye çalışıyor, kardeşim “Acaba şehit mi düştü?” diye bakıyor adeta. Bakışları ayrı acı veriyor insana.
En çok da Kobanê’den buraya gelen gençlere öfkeli köylü halk. “Niye onlar burada dolaşıyor? Gitsin savaşsınlar. Hep bizim çocuklar savaşıyor orda, onlar burada dolaşıp duruyorlar” diyorlar. Aslında öyle olmadığını anlatmaya çalışıyoruz fakat söyledikleri belli boyutlarıyla da gerçek. Ayşe Müslim de cenaze töreninde Kobanêli gençlere, “Suruç’ta dolaşarak ne yapıyorsunuz? Gidin ve ülkeniz için savaşın onurlu yaşamak istiyorsanız Kobanê’ye dönün” diyerek gençlere YPG’ye katılma çağrısı yaptı.

Köylüler ilk etapta herkese güvenmiyor. Konuştukları sınırlı. Zamanla güven duyup düşüncelerini bizlerle paylaşıyorlar. Korkularını, endişelerini rahatlıkla açıyorlar. Evinde kaldığımız köylü son geleceğimiz gün, “Gelin sizi dışarıdan gelenlerin bilmediği, çoğu basının görmediği yere götüreyim” dedi. 20 dakikalık yolculuktan sonra gittiğimiz yer Kobanê şehrinin tam batı cephesi.

Gerçekten yaklaşık 10-15 köylü ve birkaç gazeteci dışında kimse yoktu. Şehir tam karşımızda… Dumanlar, bomba ve silah sesleri o kadar yakın ki, tüm görüntü çok etkileyici, sarsıcı. Oldukça etkilendiğimiz bu yerden belli bir süre sonra ayrıldık. Köylülerle Suruç’a bir daha geldiğinizde kapımız size açıktır bekleriz diye ayrıldık.