Halkların gücüne ve tecrübesine karşı bu denli güvensizce yaklaşmak küçük burjuva elitizmine mahsustur
Helin Adar
Aydemir Güler denilen tatlısu “sosyalisti”, sol.org sitesinde yayınlanan ve Doğu Perinçek, Devlet Bahçeli gibilerle aynı dili konuşan, o pespaye sosyal şovenizmini "antiemperyalizmle" kılıflayan “Kobanê’yi düşürme sevdalısı” yazısında“Kobanê’de IŞİD’in kuşatma mevzileri ABD tarafından vurulacak ve Kobanê ABD mühimmatıyla savunulacaksa, siyaseten kent düşmüştür! Bu tabloya 'devrim sürüyor' adını takmak emperyalizmi aklamaktır” demiş.
Diyalektik özürlü tahlillerine “Kobanê’nin askeri olarak düşmesi ile siyasal olarak düşmesi diyalektiğini” kurduğunu iddia ederek sürdürmüş. Bununla da kalmamış, Kürt hareketine destek veren ilerici, sosyalist yapılanmaların da sosyalist olamayacağını, Kürt sorununun sosyalistlerin gündemine sonradan eklendiğini açıklayıvermiş. Bunlarla kalmış mı, kalmamış!
Kürt hareketine destek verenlerin söylediklerini İşçi Partisi gibi faşist bir partiyle aynı retoriği kullanarak "eleştirmiş"! Sonra da tüm bu söylediklerini, son birkaç aydır tartışmaları yapılan ve “Birleşik Muhalefet Hareketi”nden “Birleşik Haziran Hareketi”ne evrilen yapılanmanın bu çözümsüzlüğün kurtuluşu olduğunu söyleyerek bağlamış.
Lütuf değil destansı direnişin gücü
Lenin yüzyıl önce bir kitapla yerin dibine batırdığı ve bütün oportünist yorumların en baştan önünü almak istercesine lafı hiç dolandırmadan ne söyleyecekse kitabın en başında söylediği emperyalist ekonomizm, bugün -tıpkı Güler’lerde olduğu gibi- kendini katıksız bir şovenizm olarak kusmaktadır. Lenin kitabında dosdoğru ulusların kendi kaderini tayin hakkını (UKKTH) reddedenleri sağ sapma, demokrasi mücadelesini yok sayanları sol sapma olarak nitelendiriyor. Yüz yıl sonra “Yeni Kievski’lerle” bir daha uğraşmak bizim için de can sıkıcıdır, yorucudur.
Fakat ne yazık ki, 100 yıl önceki zırvaların yeni versiyonlarıyla bugün de uğraşmak zorundayız. “Sosyalizm geldiğinde ulusların kendi kaderini tayin hakkına zaten gerek kalmayacaktır. Sosyalizm yokken de emperyalist bir çağda ulusların kendi kaderlerini tayin edebilmelerinin olanağı yoktur” gibi sakat bir yaklaşımından yola çıkarak, emperyalistlerin çeşitli bölgesel hesaplar doğrultusunda yaptıkları silah yardımlarını bahane edip sahte bir antiemperyalizmin arkasına saklanarak, Kobanê direnişine sahip çıkanları ırkçı faşist bir parti ile aynı söylemleri kullanarak hedef tahtalarına çakanlar gibi…
Aydemir Güler her ne kadar hezeyanlarında 'Kürt sorununa bakışın turnusol kağıdı olmadığını, hatta bir öneminin de olmadığını' söylese de UKKTH çerçevesinde Kobanê direnişine yaklaşım, Türkiye Devrimci Hareketi ve “komünist” geçinenler açısından da gerçek anlamda bir turnusol işlevi gördü. Elitist bir gurubun gözüdönmüş şovenizminin görmek istemediği ise bugün yapılan yardımınABD’nin ve peşmergelerin lütfu değil-elbette ki çeşitli hesaplarla da birleşerek-, Kobanê de cisimleşen devrimci mücadelenin zaferi olmasıdır.
Bu anlamda dünyanın gözü önünde süren Kürdistan’ın Stalingrad’ı kesilen Kobanê direnişinin buradan savunulmaya ihtiyacı yoktur. Dünya çapında ilerici insanlığın güç ve moral kaynağı olmasının sırrı Salih Müslim’in “tankların altına yatıp kendilerini feda eden savaşçılar için özür dilemesinde” saklıdır.
Paramaz Kızılbaş’ın Boğaziçi gibi elit bir üniversiteyi bitirmesine rağmen kapitalist ablukanın yaşamı sımsıkı cendere altına aldığı günümüzde tam da bu ablukanın bağrında patlayan Kobanê direnişini devrimci idealizmle sahiplenmesinde, bu idealizmin bugün için doruk noktası olan enternasyonal devrimcilikle buluşmasında ve Kobanê direnişinin zaferi için yaşamını tereddütsüzce feda etmesinde saklıdır. Yırtık ayakkabısı ile savaşan Delilla Gewer’in direnişinde saklıdır…
Arin Mirxan’ın gülüşünde, arkadaşlarını ve Kobanê’yi kurtarmak için kendini feda etmesinden saklıdır. Türk ve Kürt emekçilerinin, devrimcilerinin Kobanê sınırını parçalayıp direnişe geçmesinde, Türkiyeli sosyalist hareketlerin Kobanê’de yaşanan direnişe sahip çıkmasında, sınırda nöbet tutup IŞİD’in geçişini engellemesinde, Kobanê’den gelen halka elinden gelen her türlü maddi manevi desteği sunmasında, sınırları parçalayıp YPG savaşçılarına destek vermesinde, YPG saflarına katılımlarda saklıdır.
“Yardımı” direniş koşulladı
Silah ve askeri yardım ABD’nin ve peşmergelerin lütfu değil, Kobanê de cisimleşen devrimci mücadelenin zaferidir!
Kobanê düşerse Kürt hareketinin güç ve prestij kaybedeceğini hesaplayan Türk devleti, büyük bir siyasal yenilgi yaşatmıştır. “Kobanê’ninTürkiye’yle ne ilgisi var” söyleminden -PKK ve HDP çevrelerine dönük olarak- “Kobanê sizin için değil, bizim için stratejiktir” söylemine geçiren de direnişin kendisidir. Emperyalist ABD ile işbirlikçisi TC arasındaki çelişkileri derinleştiren, düşmeyen Kobanê’dir. ABD’nin silah ve askeri yardımı karşısında Erdoğan’ın bangır bangır “ÖSO ve Peşmerge’ye evet PYD’ye hayır” naraları atması bunun ifadesidir.
Öyle ki, düne kadar “Kobanê diye bir sorununun olmadığı, Suriye ve Irak’ta stratejik önceliklerinin petrol bölgelerinin güvenliğini sağlamak” olduğunu söyleyen de aynı ABD’dir. Ne değişti? Direnişin görkemi dünya çapında öyle bir duyarlılık ve beklenti yarattı ki, ABD ve bölge gerici devletleri Kobanê’yi seyretmeye devam ettikleri taktirde, Ortadoğu’da izledikleri ve izlemeyi düşündükleri politikaların baştan yara alacağını iyi biliyorlar ve buna göre hareket ettiler.
Emperyalistlerin, Türkiye başta olmak üzere bölge devletlerinin herbirinin elbette-Kobanê üzerinden- bölgede farklı stratejik hesapları vardır. Bölgede belli bir gücü ve toplumsal temeli olan her hareketi etkilemek, denetim altına almak, kendisine “borçlu” bırakarak ılımlı bir çizgiye çekmek istemenin emperyalistlerin yüzyıllardır sürdürdüğü politikalar olduğunu bilmeyen var mı?! Elbette tarihsel fırsatları olduğu kadar tarihsel tehlikeleri de barındıran süreci iyi değerlendirmek, ABD ve bölge devletlerinin güncelleyerek hayata geçirmeye çalıştıkları politikalara karşı devrimci uyanıklığı elden bırakmamak yaşamsal önemdedir. Yine Türkiye'nin açtığı koridorla Kobanê'ye geçecek olan bin 500 peşmergenin, IŞİD’le savaşmaktan çok YPG’yi dengeleyip Kobanê ve Rojava’da YPG’ye “alternatif” oluşumlara koruyuculukyapmak amacıyla konuşlandırılmaya çalışıldığı unutulmamalıdır.
Bunun başka bir yönünüyse, Kürtlerin temsilcisi olarak gösterilen, esasında emperyalistlerin ve işbirlikçi devletlerin bölgedeki truva atı olan (elbette ki hırslarıyla birlikte) Barzani’nin namusunu kurtarma hesapları oluşturmaktadır. Çünkü kendini “Bütün Kürtlerin lideri” olarak pazarlayan Barzani’nin imaji ve dahi süngüsü hem Şengal’i bırakıp kaçmalarından, hem de Kobanê’yi bu denli yalnız bırakmasından dolayı zaten fena halde yerlerdedir. Öte yandan PYD ve PKK sergilediği tutumla Kürdistan’ın bütün parçalarında olduğu kadar, ilerici insanlık içinde de hakettiği prestiji kazanmıştır.
"Ortadoğu’da bundan sonra kim muhatap alınacaktır?", "Ortadoğu’nun asli aktörlerinden olan Kürtleri kim temsil edecektir?" Bu soruların yanıtı sadece Kürtleri değil, ABD ve İsrail başta olmak üzere bölgedeki gerici devletleri yakından ilgilendirmektedir. Yapılan her askeri yardımın karşılığı YPG’ye bir dayatma olarak geri dönecektir, bu doğrudur. Fakat bu, Güler gibi sosyal şovenlerin sık sık yaptıkları “Emperyalizmin kucağına ha oturdu ha oturacak” tahlillerindeki kadar kolay değildir. 30 yıldır kıyasıya bir savaşta ayakta kalmayı başaran, emperyalistlerle, bölge devletleriyle bu özgüvenle dans eden bir hareketin, PYD şahsında emperyalist oyunların kucağına düşüvereceği tahlilleri, yüzeysel olduğu kadar, dört parçada ayağa kalkan bir halkın, bu denli rüştünü ispatlamış bir Kobanê’nin gücüne ve tecrübesine inanmamaktır.
Halkların gücüne ve tecrübesine karşı bu denli güvensizce yaklaşmak küçük burjuva elitizmine mahsustur ve bu iflah olmaz cenahın ne yapacağı, nasıl tutum alacağı bu noktada kendilerini ilgilendirir. Kobanê askeri olarak günlerdir sokak sokak, mevzi mevzi direniyor. Düşmeyecek! Siyasal konumunu ise sırça köşklerinde ahkam kesen sosyal şovenler değil, dört parçada ayağa kalkan Kürt halkı ve Güler’in köpürdüğü destekleyicileri sosyalistler belirleyecektir.