Kobanê ve ötesi...

Bu kahramanca direnişi, sosyalizm perspektifiyle hareket eden bölgesel bir devrimin mayası haline getirmek gerekiyor

AGÎRE JÎYAN
Salı, 28 Ekim 2014 (11 yıl 5 ay önce)

Serhat Tuna



 



Kobanê direnişi, on yıllara yayılan özgürlük mücadelesi birikimini de arkasına alarak, yapay sınırlar üzerinden 4 parçaya bölünmüş, emperyalist güçlerin ve bölge devletlerinin tahakkümü altındaki Kürt ulusal sorununu daha etkili bir biçimde görünür kıldı. Egemen güçlerin Kürt halkı üzerindeki tahakkümünü eskisi gibi sürdüremeyeceği gerçeğini sarsıcı biçimde ortaya çıkardı.



 



Kobanê savunmasının yarattığı etki bununla sınırlı kalmadı, ezilen insanlığın direniş dinamiklerine güç ve umut verdi. Bölge dengeleri ve emperyalist güç-ittifak ilişkileri açısından da azımsanmayacak etkiler yarattı.



 



Emperyalist güçler ve Türkiye, Güney Kürdistan başta olmak üzere işbirlikçi bölge gericilikleri, IŞİD eliyle Kobanê’nin düşürülüp bir bütün olarak Batı Kürdistan’ın (Rojava) iradesinin kırılmasını hedefliyordu. Rojava’nın iradesinin kırılması demek, bölge halkları açısından kendi iradesine dayalı ilerici bir dinamik örneğinin devredışı bırakılması anlamına gelecekti.



 



Gerici iç savaşların, mezhep çatışmalarının dölyatağı haline getirilmiş Ortadoğu’da, demokratik bilinç üzerinden halkların bir arada yaşama örneğinin başını kaldırmasına müsaade edilmeyeceği mesajı verilecekti.



 



Öyle ya IŞİD barbarlığının önünde bölge devletlerinin düzenli orduları dahi duramıyordu. Rakka, Kerkük, Musul çok rahat bir biçimde IŞİD’in eline geçmişti. Dicle-Fırat nehirleri arasında kalan geniş bir bölge IŞİD’in kontrolündeydi.



 



Gerçi daha önce de IŞİD saldırıları ve katliamlarına karşı Serakaniye, Rojava ve Şengal’de YPG-YPJ savaşçılarının başarıları vardı. Özellikle Barzani peşmergelerinin denetimindeki ve dünyanın gözü önünde gerçekleşen Şengal katliamına YPG-YPJ savaşçılarının müdahalesi, ezilen halkların gözünde ve gönlünde Rojava şahsında PKK çizgisinin prestijini yükseltmişti. Fakat daha hazırlıklı ve büyük bir kuşatma karşısında duramayacaklarını düşündüler.



 



Rojava’nın ezilmesi, emperyalist güçler, gerici bölge devletleri ve IŞİD barbarlığının çıkarlarının kesiştiği bir uzlaşma noktasıydı. Kobanê kuşatmasının 32 gün boyunca sessizce seyredilmesi, IŞİD’in malzeme ve kadro gücü olarak el altından beslenmesi bundandı. Emperyalistlerin A planı devredeydi.



 



Fakat hesap tutmadı. Dört yandan kuşatılmış bu küçük kasabadan yükselen insan iradesine dayalı soylu direniş 1 ayda tüm dünyanın gündemine oturdu. Rojava şahsında PKK’nin prestiji dört parçada yaşayan Kürt ulusunun ve ezilen halkların gözünde yükseldi. Barzani şahsında icazetçi, sahtekar ve işbirlikçilerin saltanatı eridi. Direnişin gücü uluslararası alanda da direniş dinamiklerinin gönlünde taht kurdu. İmkansız görünen şeyler açısından başarılabilir duygusunu tazeleyip güçlendirdi.



 



Direnişin gücü ABD’nin başını çektiği emperyalistlerin taktik -saf değil, taktik- değiştirmesine yolaçtı. Bölgede prestij ve inisiyatif kaybetmemek için seyirci olmaktan vazgeçerek önce Kobanê dışındaki IŞİD mevzilerini bombalamaya başladılar. Ardından Türkiye’yi devredışı bırakarak havadan Kobanê’ye silah indirdiler. Türkiye’ye bir kez daha göstere göstere Ortadoğu’da oyun kurucu olmadığı hatırlatıldı.



 



Direnişin basıncıyla Türkiye’nin de sonradan entegre edildiği B planı devreye sokuldu. PYD şahsında, PKK’nin yakaladığı prestij ve ivmeyi törpüleyip Barzani’nin yırtılan imajını restore etmeye ve Esad’a karşı ÖSO’yu güçlendirmeye soyundular. ÖSO ve Peşmerge’nin Kobanê’ye yerleşmesi için zemin hazırladılar.



 



Sorunun çivisi de burada... PYD ve PKK’nin savaş alanında kazandığı prestiji, diplomatik alanda kazımaya çalışacaklar. PKK’nin direnişçi çizgisini gerileterek, Barzani liderliği ve Güney Kürdistan modeli-çizgisi içine hapsedilen, bölgedeki denklemler içerisinde istedikleri gibi kullanabilecekleri işbirlikçi bir Kürt oluşumunu stabilize etmeye oynayacaklar. PYD’yi, karşısına başka grup ve oluşumları çıkararak taviz vermeye zorlayacaklar.



 



PYD ve PKK bu oyuna gelir mi? Gelmeyeceği açık. PYD ta baştan net bir tutum aldı. Suriye’de gerici iç savaş derinleştirilip Esad’ın karşına ÖSO ittifakı çıkartılırken sırtını ne Esad gericiliğine, ne de emperyalist ittifaka dayadı. Kürt halkının öz iradesine dayalı bir “üçüncü yol” tercihinde bulundu. Doğan boşluktan da yararlanarak, kantonlara dayalı demokratik özerklik ilan etti.



 



İlan edilen sistemin karakterine dair herkes kendi meşrebince bir sürü şey söyleyebilir. Burjuva demokratik sınırları aşmayan bir model olarak nitelendirilebilir. Postmodern bir tarzda sosyalizmi aşan bir sistem olarak pazarlanmasına tepki duyulabilir. Sonuçta bu ezilen bir ulusun kendi kaderini tayin hakkı ilkesel yaklaşımı içerisinde değerlendirilmesi gereken bir gerçekliktir.



 



Rojava gerçekliğini Türkiye, İsrail ve Güney Kürdistan başta olmak üzere, bölge gericilikleri ve emperyalist güç odakları da içine sindirmedi. Bugün Kobanê kapısından girerek Rojava’nın başına getirilmek istenenler bununla ilişkilidir.



 



Kelimenin tam anlamıyla Kürdistan’ın Stalingrad’ına dönüşen Kobanê, savaş cephesinde olduğu gibi pazarlık masalarında da güçlü bir biçimde savunulmak zorundadır. PYD ayak oyunlarına öyle kolay gelmeyecek bir mücadele birikimine sahiptir. Fakat PYD’nin karşısındaki blokun da oyun kurmaktaki mahareti tarihsel deneyimlerle sabittir.



 



Tek güvence bölgesel devrim perpektifi doğrultusunda, işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen halkların Rojava’yla dayanışma şahsında direniş mevzilerini büyütmesidir. Enternasyonal dayanışma, Kuzey Kürdistan’ın serhildana durması, nöbetlerle sınırın özgürleştirilmesi Kobanê’nin önemli bir soluk borusu olmuştur.



 



Bunun farkında olan faşist Türk devleti sınırı askeri-yasaklı bölge ilan edip, Kobanê’yi Gazze’leştirmeye soyunuyor. Kürt halkı başta olmak üzere işçi ve emekçiler bu aymazlığa izin vermeyecektir. Kürt halkını dört ayrı parçaya bölmüş yapay sınırlar erimeye mahkumdur.



 



Kendi kaderini tayin hakkı engellenmiş Kürt ulusu, özgürlük mücadelesi birikiminin itilimi üzerine oturan Kobanê direnişiyle, geleceğini şekillendirme yönünde bir sıçrama halkası yakaladı. Bu halkanın binbir oyunla kopartılmasının önü halkların omuz omuza vermesi ve birleşik gücüyle alınabilir.



 



Toplumsal gericilik birikiminin kaşındığı bölgede, halklar arasında derinleştirilen etnik, din, mezhep, aşiret, cins ayrımı yarılmalarının üstüne çıkan demokratik karakterde bir özerklik inşaasına yönelmek elbette ileri bir adımdır. Yalnız bununla yetinen, sınıfsal çelişkilere dokunmayan bir yaklaşım uzun vadede gerçek kurtuluşa uzanamaz.



 



Kürt ulusal hareketinin rol modeli olarak aldığı Güney Afrika özgürlük mücadelesi ve onun geldiği nokta bu yönüyle ibret vericidir. Siyahların kimi özgürlükleri kazanılmıştır belki, fakat sınıfsal çelişkiye dokunulmadığı için kapitalist sömürüye dayalı, hak arayan işçinin üzerine katliamla giden bir sistem olmaktan kurtulamamıştır.



 



Bu yüzden kahramanca yürütülen direnişin ateşini stratejik sınıfsal bir hatla buluşturan, sosyalizm perspektifiyle hareket eden bir bölgesel devrimi mayalandırmak temel bir sorumluluk olarak öne çıkıyor. Günümüzde bu zorunluluğun koşulları her zamankinden daha fazla güçlenmiştir.