Cumartesi, 23 Eylül 2006 (20 yıl 1 ay önce)
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın hazırladığı ve "Türkiye'nin güvenlik sektörünün gözetim altına alındığı" Almanak 2005'te JİTEM'e 18 sayfa ayrıldı.
Almanak 2005'te itirafçı kontrgerilla İbrahim Babat'ın şu sözlerine yer verildi:
Cem Ersever, 'Yarın iş var. Hadi bir örgüt kuralım' derdi. İsim bulma yarışması başlardı. Biri 'Demir Yumruk' derdi, biri 'TİT' derdi. Eylemden sonra arkamızda hangi örgütün imzasını bırakacağımıza böyle karar verirdik.
Binbaşı Ahmet Cem Ersever, 90'ların başında kurulan JİTEM'in ilk komutanı. İbrahim Babat'ın Ahmet Cem Ersever'in yardımcısı olduğu belirtilen Almanak'ta, Babat'ın kaç kişiyi öldürdüğünü hatırlamadığı yönündeki itiraflarına da yer verildi:
Öldürmeye yetkili itirafçı askerlerden oluşan JİTEM grupları ölümü eğlence haline getirmişti. Her cinayet ve bombalama öncesinde, arkalarında hangi örgütün adını bırakacaklarına karar vermek için, isim şehir oyunu oynuyorlardı. Cem Ersever, ben, Abdulkadir Aygan, diğer itirafçılar oturur sohbet ederdik. Cem 'yarın iş var. Hadi bir örgüt kuralım' derdi. İsim bulma yarışması başlardı. Biri 'Demir Yumruk' derdi, biri 'TİT' derdi Eylemden sonra arkamızda hangi örgütün imzasını bırakacağımıza böyle karar verirdik. Çok eğlenceli olurdu. Çok gülerdik.
İtiraflarda bahsi geçen
TİT, en son
12 Eylül akşamı
Diyarbakır'da gerçekleşen ve 8'i çocuk 11 kişinin yaşamını yitirdiği katliamı üstlenmişti.
HEM KABUL EDİLMİYOR HEM DE LAĞVEDİLİYOR
Almanak'ta, JİTEM'in genellikle PKK itirafçılarını kullandığına dikkat çekilerek, bu itirafçılardan en meşhurunun
Abdulkadir Aygan olduğu belirtildi. Ayrıca, Aygan'ın itiraflarından yola çıkılarak, 12 yıl önce gözaltında kaybolan Murat Aslan'ın kemiklerinin dağda bulunduğu, Aygan'ın "Aziz Turan" ismiyle resmen devlet memuru yapıldığı, bu isme ait JİTEM bordrolarının yayınlandığı ancak bunların resmi kurumlar tarafından hala inkar edildiği ifade edildi.
Varlığı mahkemelerde, belgelerde, raporlarda, medyada, itiraflarda ve kitaplarda tescil edilmesine rağmen, JİTEM resmi makamlar tarafından kabul edilmiyor.
JİTEM'in
İsmail Hakkı Karadayı'nın Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde basına sızan haberlerde,
"lağvedildiği" bilgisinin yer aldığının belirtildiği kitapta, belirli bir dönem faaliyette bulunduktan sonra lağvedildiğine ilişkin en son açıklamanın OHAL Bölgesi Jandarma Asayiş Eski Komutanı Emekli
Korgeneral Altay Tokat'tan geldiği ifade edildi.
Aşağıdaki haberi 4 Ağustos 1998 tarihli Radikal gazetesinden aktarıyoruz:
İnsan Hakları Derneği (
İHD) Genel Başkanı
Akın Birdal'a silahlı saldırı olayıyla ilgili 11 sanık hakkında
"çete kurmak" ve
"siyasi amaçla adam öldürmeye tam teşebbüste bulunmak" suçlamasıyla açılan dava olaylı başladı. Sanıklardan eski
Uzman Çavuş Cengiz Ersever, mahkemede Birdal ve avukatlarına saldırdı. Ülkücü değil "Türkçü" olduğunu söyleyen Ersever,
Türk İntikam Tugayı (
TİT) adlı örgütü kendisinin kurduğunu belirtirken, mahkeme başkanıyla
"Birdal'ın beynini 24 saat içinde duvara yapıştırma" konusunda iddiaya girebileceğini söyledi.
Davanın görüldüğü Ankara 1 No'lu DGM, bir hafta önce de Birdal'ın sanık olarak yargılandığı bir başka davada, Yargıtay'ın bozma kararına rağmen Birdal'a ceza kararında direnmişti.
Usul tartışması
Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı duruşmaya tutuklu sanıklardan Cengiz Ersever, Semih Tufan Gülaltay, Hasan Hasanoğlu, Bahri Eken, Kerem Deretarla, Ahmet Fulin, Demir Demirok ve emekli Binbaşı Namık Zihni Ozansoy ile Akın Birdal ve avukatları katıldı. Birdal'ı savunmak için gelen 50'den fazla avukattan bazılarının vekâletinin olmaması usul tartışmasına neden oldu.
'TİT'i ben kurdum'
Duruşmada ilk sorgusu yapılan Ersever, emniyet, savcılık ve yedek hâkimlikte verdiği ifadeleri reddederken, bunu ifade aşamalarında "ne dediğini bilememek ve psikolojik baskı altında olmak"la açıkladı. Görev yaptığı bölgelerde PKK'nın eylemlerine tanık olduğunu belirten Ersever,
PKK denen kalleşlerle, erleri şehit edenlerle karşılaştım. Bunun üzerine 1996 yılında Türk İntikam Tugayı'nı (TİT) kurdum. Örgütün lideri de benim
dedi. Örgüt adına birçok insan yetiştirdiğini anlatan Ersever, eğitimlerini eylemsel ve psikolojik yönlerden yaptırdığını,
gündüz resmi görevinde, gece örgüt işinde mesai yaptığını söyledi.
TİT'in terör örgütü olarak görülmesine karşı çıkan Ersever,
"Biz cumhuriyet rejimi karşıtlarına karşıyız, tamamen Türkçülük sentezine bağlıyız. Rejim ne olursa olsun sistemi savunan bir örgütüz" diye konuştu. Kendilerinin "ülkücü" değil "Türkçü" olduklarına vurgu yapan sanık, sorguda kendi adamlarını ele vermemek için başka isimler verdiğini söyledi.
Ersever, örgütün elemanlarından Bahri Eken'e, Akın Birdal'a yönelik eylem talimatını kendisinin verdiğini açıklarken,
Kesinlikle öldürün ya da yaralayın demedim, ben onu esir alın talimatını verdim
dedi. Amaçlarının, Birdal'ı teslim aldıktan sonra kendisine basın önünde
"Ben Türkiye aleyhine bölücülük yapıyorum. Söylediklerim gerçek değil" şeklinde bir açıklama yaptırtmak olduğunu savunan Ersever,
"Böylece hem TİT'in adını duyurmuş olacaktık, hem de Birdal'ın bölücü olduğu anlaşılmış olacaktı" diye konuştu. Örgütün tek silahının kendisine ait silah olduğunu ileri süren Ersever, saldırıda kullanılan silahları kendisinin vermediğini söyledi.
'Yeşil'i tanımam'
Ersever, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile davanın diğer sanığı Semih Tufan Gülaltay'ı tanımadığını öne sürerken Yeşil'in ağabeyi Bahattin Yıldırım'la samimi olduğunu kaydetti.
Ersever'in, Birdal'ı öldürme amaçlarının olmadığını anlatırken
Öyle olsaydı oraya sabıkalı adamlarımı değil, sabıkasızları gönderirdim. Burda sizinle iddiaya girelim. Akın'ın beynini 24 saat içinde duvara yapıştırırım
demesi soğuk duş etkisi yaptı. Birdal'ın avukatları bu sözlerin tutanağa geçirilmesini istedi, ancak Başkan kendilerine söz vermediği gibi onları tersleyince ortam gerginleşti.
Bunun üzerine Ersever
"Ulan bana bak avukat" diye Başkan'la tartışan avukatın üzerine yürüdü, kendisine daha sonra sanık arkadaşları destek verdi. Tepkiler yükselince araya salondaki jandarmalar girdi. Ancak bu kez sanık Ersever, Birdal'a
"Akın, Akın sen öldün" diye tehditler yağdırdı. Sanıklar, bunun üzerine sert müdahale görmeden salon dışına çıkarılırken, mahkeme duruşmayı öğleden sonraya bıraktı.