Rojava'da devrim kadınları, kadınlar da devrimi özgürleştirdi
Kobanê direnişi son on yıllarda emperyalist kapitalist barbarlığın engelsiz oyun alanı haline gelen dünyamızda; ezilen halklara, işçilere, emekçilere umut oldu, kolektif bir moral mevzi haline geldi. Unutulan, unutturulmaya çalışılan pekçok değer ve anlamı hatırlatan, yaşatan devrimci bir mevzi… Gelecek idealleri olan, umut ve özlemlerine tutkuyla sarılmış bir halkın tüm maddi dezavantajlarına rağmen en barbar güçlere bile yenilginin tadını yaşatacağını gösterdi. Böylesi anlamlı bir direnişin asıl gücünü yeni bir toplumsal inşayla içiçe geçmesinden aldığını tüm dünyaya anlattı.
Ondaki bu gücü kısa süreliğine de olsa Kobanê’ye gitmiş birini gördüğünüz anda bile hissedebiliyorsunuz. Gözlerinin içine baktığınızda karşınızdakinin daha birkaç ay önce gördüğünüz insan olmadığını, gözbebeklerine oturan o pırıltıdan anlıyorsunuz. Oturuşu, kalkışı, çevresiyle kurduğu ilişki, konuşması… kısacası aslında benliğiyle karşınızdakinin yeni bir insana dönüştüğünü hissediyorsunuz. Kobanê’nin devrimci suyunu içmiş, bir parça ekmeğini bölüşmüş, direnişin anlık molalarında ciğerlerine hayatı çekmiş yeni bir insan…
Bir devrimin ya da toplumsal dönüşümün sınandığı esaslı alanlardan biri de kadın kitleleriyle hangi düzeyde bütünleştiğidir. Toplumların iliklerine işlemiş, kökleri tarih kadar eski olan erkek egemen zihniyetle hangi oranlarda hesaplaştığı, kadın erkek eşitliği söylemini ne kadar gerçek kıldığıdır. Dışardan bir göz Arin Mirkan’ları yaratan bir direnişin bu noktadaki gücünü zaten görür. Ama sorunu sadece kadının savaş mevzilerinde en ön saflarda yer almasıyla ölçütlendirmeyen biri, bunu toplumsal hayattaki etkileriyle görmek, hissetmek ister. Öyle ya bırakalım toplumları, komünist ve devrimcilerin bile şu ya da bu şekilde ruhlarında taşıdıkları o kadim duygu, toplumsal cinsiyetçi rollere göre belirlenmiş o davranış kalıpları aşılmadığı sürece, kısacası yeni bir toplumsal inşanın hamuru tüm bu duyguları, davranışları eşitlikçi bir toplumsal proje temelinde aşmayı merkeze koymadıkça yarın direniş bittiğinde, bildiğimiz rutin hayata dönüldüğünde kadının da erkeğin de eski rollerine dönmeleri kaçınılmazdır. Dünya tarihi bunun sayısız örnekleriyle dolu değil mi? Filistin, Latin Amerika ve daha niceleri… Efsanevi kadın savaşçılar yaratmış bu direniş ve savaşlar yeni bir toplumsal projeyle buluşamadıkları oranda toplumsal hayattaki tüm kazanımlar da tuzla buz olmadı mı?

İnsanın Rojava’ya da bu temkinlilikle yaklaşmasından daha doğal ne olabilir ki. Karşınızda Kobanê’ye gidip geldikten sonra başka bir insan olmanın eşiğinde duran bir bireyi gördüğünüzde ille de bu noktadan anlamaya çalışmanız belki biraz da bu yargılardan. Ben de gidip gelen bir dostu bu göz ve bilinçle anlamaya çalıştım. Belki de dakikalarla ifade edilebilecek kısacık bir zamanda onun, ille de devrimcilerin bile ruhunu sinsice kemiren erkek egemen zihniyetin üzerine yürümekte özel bir çaba sarfettiği sonucuna ulaştığımı söylemek çok isabetli gelmeyebilir. Fakat karşınızdaki birey önceki hallerinden farklı olarak hemen her davranışında bir kadın denetiminin devrimci basıncını hissettirecek özel bir dikkatle ilişkileniyorsa hayatla, orada durmak gerekir derim. Espriler, birlikte yenilen bir yemeğin sofrasını toplamaktaki özel itina, bazı işlerin kadınlar tarafından yapılması konusundaki doğallaşmış beklentinin üzerine gidişteki ısrar, bu ısrarı çevresine de hissettirme çabası insanda Rojava’nın direniş ve yaşam suyunu içmiş bir erkeğin kolay kolay eskiye dönemeyeceği güveni yaratmaya yetiyor. Onun üzerinde böylesi görünür bir içsel denetim yaratan o toplumsal dönüşümün de kolay kolay çözülemeyeceği… Eskiden vurdumduymaz, çevresiyle ilişkisi son derece sınırlı, gündelik hayatın o nankör ve öğütücü işlerinden elini eteğini çekmiş, deyim yerindeyse az biraz bohem bir erkeğin en küçük bir davranışını bile direniş sürecinde edindiği ve belli ki tutkuyla sevdiği yeni alışkanlıklarıyla süreki bir otokontrolden geçirmesi devasa bir toplumsal devrimin yaşandığının delili değil de nedir?
İnsanın gündelik hayatın rutini içinde yaşanan toplumsal gelişme ve değişimleri fark etmesi çoğu zaman imkânsıza yakındır. Dışındaki dünyada yaşanan farklılaşmaların onun iç dünyasına, algı ve ölçütlerine, alışkanlık ve düşünüş biçimine etkisi nerdeyse görünmezdir. Sözün kısası, tek tek bireylerin ya da genel olarak toplumların kendileri dışında olup bitenlerle ilişkisi rutin akış içinde evrimseldir. Bu değişim ve farklılaşmaları anlayamayanlar ya da uyum sorunu yaşayanlarsa genellikle ya toplum dışına düşerler ya da düşmeseler bile gelişimin önünde durmaya çalışarak özünde gericileşirler.
Devrimsel gelişmelerin yaşandığı dönemlerdeyse hayatın ritmi de bireyle toplumsal değişim ve dönüşüm arasındaki ilişki de baş döndürücü bir farklılaşma yaşar. Böylesi dönemlerde toplumlar ve bireyler hayatın baş döndürücü dönüşümü karşısında ya en gerici alışkanlık ve ölçütleriyle bu ritme uygun bir hesaplaşma yaşarlar ya da hayat onları bunu en azından kabule, dışında olup bitene uyuma zorlar. İkisi dışındaki diğer seçenekse dışına düşmektir hayatın…

Erkek egemen kültürün toplumların hücrelerine sindiği, aslında toplumlardaki ya da bireydeki devrimci dönüşümün bam tellerinden birini oluşturduğu açıktır. Devrimci ve komünistlerde bile şu ya da bu şekilde şu ya da bu biçim ve düzeyde taşınan bu kültürün aşılması ya güçlü bir bilinç ve bundan beslenen iç mücadele gerektirir ya da bireyin dışında soluk alıp verdiği havayı bile etkileyecek bir toplumsal altüst oluşu.
Kısa süreliğine Kobanê’ye gidip dönmüş bir dostun bende bıraktığı izlenim, Rojava’da gerçek bir toplumsal altüst oluşun yaşandığı, bu altüst oluşun en dinamik halkasını da kadınların oluşturduğudur. Devrimin kadınları, kadınların da devrimi özgürleştirdiğidir. Ruhunun “kadın” olduğudur. Rojava’nın Kobanê’sinden dünyanın yüreğine düşen fotoğraflardaki sınırsızca gülüşleriyle kadınlar toplumsal hayatın motor gücü, devrimci dönüşümün esas garantileri. Sadece dünya halkalarının, ezilen insanlığın yüreği değil Rojava, belki de en fazla ezilenin ezileni olan kadınlarındır…
(Alınteri’nin baskıda olan Kasım 2014 tarihli sayısının kadın sayfasından alınmıştır)