Seçim oyunu başladı!

"Açılımcı siyaset" ayrıştırmak, bölmek ve mevzi kazanmak üzerine kurulmuştur

GÜNCEL
Pazartesi, 24 Kasım 2014 (11 yıl 11 ay önce)

AKP’nin her seçim döneminde sergilediği tiyatronun yeni dönemdeki perdesi yine ve yeniden Dersim ve “Alevi açılımıyla” açıldı. Dersim'in, sündürülen "Kürt açılımından" bağımsızlaştırılarak bir kez daha kendinde bir şey haline getirilmesiyle girildi bu yeni "açılımlar" dönemine de.



 



Tek başına bu bile pek çok anlamı içeren bir yaklaşımın özetidir aslında. Asgari demokratik taleplerinin konuşulması için bile Kürt halkına silahların bırakılmasını, sokakların terkedilmesini (kısacası kendisine o göstermelik müzakere masasını açtırtan her şeyden vaz geçmesini!) dayatan burjuva hükümet, aynı zamanda onu  çeşitli farklılıklarıyla ayrıştıracak bir hatta ilerleyeceğini ilan etmiş oluyor. Bu hattın baş argümanı Alevilik olacak gibi...



 



Alevilere sunulan yeni "açılım" ise, mezhepsel kimliklerini sistemin çizdiği sınırlarda yaşamak, bu açından da sisteme angaje olmaktır.



 



2015’te fiili başkanlık sistemine geçişi dillendiren, 2023’leri hedefleyen (Hatta 2071’lere uzanan!), burjuva devlet örgütlenmesini yasama ve yargısıyla sıkı bir merkeziyetçilik temelinde kendisine bağlayan AKP, 2015’teki genel seçim sathına da bu hedeflerin gerektirdiği “açılımlarla” girdi.



 



Alevilerin ve Kobanê’deki kirli siyaseti dolayısıyla epey bir çizik yediği Kürt oylarını konsolide etme telaşıyla açılan yeni perde, öncekilerden farklı olarak daha mide bulandırıcı bir seyirliğe dönüştü! “Çocuk da olsa gereği neyse yapılır” cümleleriyle sallanan devlet sopası, Kürt siyasi hareketinin sınıfsal farklılıklar temelinde şekillenen politik tutum farklılıklarının derinleştirmesi ve giderek bir yarılmaya dönüştürülmesi hedefiyle iç içe geçen bir bütünlük oluşturmaktadır. Kürt hareketini sayısız psikolojik savaş yöntemiyle fiili saldırının iç içe geçtiği biçimler üzerinden bir iç ayrışmaya zorlayan bu kirli siyasetle, aynı zamanda Kürdistan’ı illeriyle ayrıştırmak, kazanılan yeni mevziler üzerinden güç konuşturmak da hedeflenmektedir.



 



Kürtler, Kürtler üzerinden ayrıştırılmaya ve bizzat kendi tarihsel acılarının basit bir politika malzemesine dönüştürülmesiyle “kazanılmaya” çalışılmaktadır!



 



2000’lerin başında “açılımlar” üzerinden yaratılan “demokratikleşme” havası şimdiki atmosferde yinelenerek Marx’ın Hegel’i tamamladığı o unutulmaz sözünün pratik teyidi haline geliyor: “Bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: İlkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak”



 



AKP’nin 2000’in ortalarına kadar süren “açılımcı” neoliberal siyaseti kendisini, Cumhuriyet rejimi boyunca işlenmiş çarpıcı “günahların” kaba bir retoriğe dökülmesi üzerinden inşa edilen ideolojik hegemonya biçiminde kurmuştu. “Askeri vesayet sistemi”  ve devlet partisi CHP döneminde işlenmiş katliamlar bu hegemonya arayışının temel argümanları olmuş, bildiğimiz gibi bu çizginin destekleyeni de çoktu. Bu sürecin büyük hayal kırıklıklarıyla nihayete erdiğiyse herkesin malumu!



 



AKP şimdi bu hayal kırıklıkları üzerinden aynı argümanlar ve biçimlerle yeni bir “açılımcı” güzergaha giriyor. Adres yine Dersim, hedef Alevi ve Kürtler, söylem yine katliamlar ve diğer büyük “günahların”, acıların kuru bir gürültüyle siyasete sakız edilmesi!



 



Fakat bu  “açılımcı siyaset” bu sefer oldukça farklı bir toplumsal-siyasal iklimde “perde” dedi.  Kürt ulusal sorununun Rojava gerçekliği üzerinden bambaşka bir eksene oturduğu, 6 -7 Ekim Kobanê serhildanıyla Kürt halkının biriktirdiği öfkenin ateş topu olarak sokakları kavurduğu, “Sünni ekseni yaratmak” gibi gerici bir bölgesel politikayla içerde ve dışarda etnik mezhepsel kışkırtmanın azımsanmayacak düzeyde bir toplumsal kutuplaşmaya yol açtığı, ekonomiden-siyasete aklımıza gelebilecek hemen her alanda ciddi kriz dinamiklerinin biriktiği bugünün koşullarında işi 2000’lerin başındakiyle kıyaslanamayacak kadar zor. AKP o zamanlar işçi ve emekçilerin kazanılmış tarihsel-toplumsal haklarına karşı vahşi bir saldırganlıkla ekonomik krizin etkilerini hafifletirken (burjuvazi açısından), yarattığı toplumsal yıkımı da çeşitli araçlarla absorbe edebiliyor, olmadı “açılımcı” politikalarla perdeleyebiliyordu. Fakat şimdiki durumda defalarca çiğnediği yolda bir kez daha hem de burnuna kadar pisliğin içine batmış olarak bu yolu yürümeye girişiyor.



 



Kürt sorununda yukarda da belirttiğimiz gibi Kürt siyasi hareketini ayrıştırmayı merkeze koyan,  “müzakere” denilen şeyin içeriği ne kelime sadece biçimini bile yokuştan yokuşa süren, sürerken de zaman kazanmaya bakan AKP, Kürdistan tarihinin soykırıma varan kanlı sayfalarından Dersim katliamını Alevi özgünlüğünü de kapsayacak biçimde politikaya malzeme yaparak daralan alanını bir nebze de olsa genişletmeye bakıyor.  



 



AKP’nin Sivas-Erzincan-Dersim üzerinden yürüttüğü seçim (belki de fetih demek daha uygun olur) çalışmalarının gerek içeriğine gerekse yürütülüş biçimine baktığımızda Kürdistan’daki klasik tabanını yeni bir dokuyla genişletip derinleştirme hamleleri olduğunu, Kürt “açılımı” denilen tasfiye planında Kürt siyasi hareketinin denetimi dışında kalan alanlar yaratarak elini güçlendirmeye çalıştığını görmek zor değil.



 



AKP’nin seçim sathına tarihi tepe tepe ve son derece keyfi biçimde kullanarak Alevi ve özellikle de Kürt Alevilere seslenmeye girişmesi burjuva siyaset arenasının yeniden dizayn edilmesiyle de yakından ilgilidir. Son söylem ve hamleleriyle o, her açıdan ciddi bir iç krizle sarsılan burjuva partisi CHP’nin krizini derinleştirerek, bastığı zemini daraltıp fiilen parçalanmaya zorlamaktadır. MHP’yi en uçta konumlanmaya zorlayan AKP, Kürt halkına salladığı sopayı sıkıca kavradığı eli hep sahnede tutarak aynı zamanda onun altını oymaktan da vazgeçmemektedir.



 



Bu hedeflerinde yol alabilir mi? Bu sorunun esas yanıtı sınıf mücadelesinin nasıl bir ivmede seyredeceğinde saklıdır. Kürt ulusal hareketinin izleyeceği politik hat da aslında bununla birebir ilişkili olacaktır. AKP'nin düğmesine bastığı yeni kirli politikaların karşılık bulup bulmayacağı sorusundan da önce, "bulmaması için ne yapılmalı, nasıl konumlanılmalı?" sorularının sorulması gerektiği açıktır.



 



Hayatın burjuvazinin masa başında yaptığı planlarla yürümediği, kendi diyalektiği içinden aktığı gerçeği bir kez daha gerek bu tasfiye planının parçası olabilecek Kürt burjuva kesimlerine, gerekse neoliberal barbarlığın seçkin temsilcisi AKP’ye bizzat hayat tarafından gösterilecektir.



 



Bu sıralarda trajik olduğu kadar başı dik bir “hikayenin” kahramanı olan Seyit Rıza’nın hayatı ve duruşunu o kirli ağızlarına sakız edip yavan bir siyasetin katığı olarak kullanmaya çalışanlar bizzat onun “Dersime’e sefer olur zafer olmaz!” sözündeki özün sınırlarına çarparak bir kez daha sersemleyeceklerdir!  



 



Dersim ve tüm Kürdistan’da!..



 



Bize düşen böyle olması için çaba harcamaktır.