"Tarih yazmaya karar verdik!"

Almanya‘nın Winnenden şehrinde “25 Kasım Kadına yönelik şiddetle mücadele ve dayanışma” paneli düzenlendi

KADIN
Pazartesi, 24 Kasım 2014 (11 yıl 4 ay önce)

YAŞANACAK DÜNYA



 



Almanya‘nın Winnenden şehrinde Alevi Kültür Merkezi tarafından, “25 Kasım Kadına yönelik şiddetle mücadele ve dayanışma” paneli düzenlendi. Panele SKB ve Alınteri’nden iki konuşmacı katıldı. Açılış konuşmasını yapan dernek başkanı Hamide Kocabaş, Mirabel kardeşlerin şahsında Sakineler ve Kobanê’de direnen kadınları selamlayarak katılımcıları saygı duruşuna çağırdı.



 



 



İlk sözü alan Sosyalist Kadınlar Birliği temsilcisi, konuşmasına kadının hayata egemen olduğu ilkel komünal toplumla başladı:



 




Özel mülkiyetle kadının yaşamdaki etkinliği geriye düştü ve şiddet başladı. Bununla da analık hukuku bitip babalık hukuku başladı. İlkel komünal toplumdan sonra kadın köleleştirildi. Clara Zetkin, Erkeklerin evi dünya, kadınların ise dünyası evi demişti. Dinin kadın üzerindeki etkisi tarihte önemli bir yer tutuyor. Özellikle tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışı belirleyici. Kadının dinler gelenekler tarafında halen kuşatma altında olduğunu görüyoruz. (…) 6 dakikada bir kadın şiddete uğruyor. 5-15 yaş arası 2 milyon kız çocuğu her yıl fuhuşa sürükleniyor. Yaşanabilecek bir dünya için yeni bir sisteme ihtiyacımız var. Kürdistan yerel yönetimleri, buna bir örnektir. Kadına şiddet uygulayan erkeğin aylığının eşine verilmesi vb. uygulamalar ön açıcıdır. Kadın bedeni üzerindeki şiddetin, yoğunlaştığı alanlardan biri kürtaj karşıtı kampanyadır. Buna karşı güncel mücadele önemlidir.





Cinsel bilince varmak, kadın bilincine varmak, bunun güncel örnekleri, Rojava- Kobanê’de somutlaşıyor. Kadının cins bilincini geliştirerek, DAİŞ vb. karşı kendini koruyabileceğini görüyoruz. Bütün bunlara karşı yalnızca isyan etmek yetmiyor. Tecavüz edenin değil kadının cezalandırılması, bu da toplumsal yapının sonuçları. Kadın olarak şimdiye kadar kazanılmış hakları sistem elimizden almak için her türlü aracı kullanıyor. Buna karşı kadın örgütlenmesine ihtiyaç var. Birlikte örgütlülükle, devlet terörü, namus ve cinayet gibi kadına yönelik şiddetten kendimizi koruyabiliriz.



 




Kadın tarihi sadece ezilmişlik değil aynı zamanda direniş tarihi



Daha sonra söz alan Alınteri temsilcisi ise kadın tarihinin sadece ezilmişlik değil aynı zamanda direnişlerin de tarihi olduğunu vurguladı. “Tarihsel örnekler, Mirabelle kardeşlerle başlamıyor. Tarihin ilk kadın matematikçisi ve filozofu Hypathia’nin, MS 415’te bilimden vazgeçmediği için Hıristiyanlık tarafından katledildiği bilinmekte. Yine, Ortacağda milyonlarca kadın 'cadı' olmakla, yani büyü yapmakla suçlanarak, engizisyon tarafından diri diri yakıldı. Bugün dünyada ve Avrupa’da her üç kadından biri şiddete maruz kalıyor. AB-Temel Haklar Ajansı’nın Avrupa’ya ilişkin verileri, durumun hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor. En özgür görünen Avrupalı kadınların bile, bu kadar yüksek oranda şiddete uğraması, burjuva demokrasisinin sorunu çözemediğini ve böyle bir niyeti de olmadığını gösteriyor. Almanya vb. ülkeler, özellikle ücret farkı üzerinden, erkeğe öncelik tanıyarak, kadın-erkek eşitsizliğini koruyor ve kadını geri plana itmiş oluyor” dedikten sonra konuşmasına şöyle devam etti:



 




Mücadele içindeki kadınların bile şiddete maruz kalması, şiddetin boyutlarını ve yaygınlığını  gösteriyor. Buna karşı, yarına ertelemeden bugünden ve yaşamın tüm alanlarında, en yakınımızdan başlayarak tavır konmalı. Müdahale edilmeli ve ileri örnekler yaratılmalı.





Rojava- Kobanê’de ileri bir örnek yaşanıyor. Buradaki kadın direnişinin gelişkinliği, sadece IŞİD’in kadın düşmanlığından kaynaklanmıyor. Orada güçlü bir arka plan var. 30 yıllık kesintisiz bir mücadelenin yanı sıra kadın alanında dişle tırnakla kazanılan haklar var. Ağ türü  bir örgütlenmeyle tabana yayılmış, ev-ev, mahalle-mahalle örülmüş devasa bir kadın hareketi.





Kadına özgü örgütlenmeleri dışlamayan ama birleşik bir mücadele yürütülmeli. (…) Kadın sorunu aynı zamanda bir erkek sorunu, toplumsal bir sorun; paylaşılmalı ve ortak tavır alınmalı. Kadın mücadelesinin emekçi temele oturması ise çok önemli. Örneğin, Primark vb. giysilerimizi aldığımız mağaza zincirleri, tümüyle çocuk ve kadın emeği üzerinden satış yapıyor. En son, Bangladeş’te binanın çökmesiyle binden fazla işçinin ölmesi, halen belleklerimizde taze.





Son süreçlerde Van’da kocası tarafından öldürülen kadını korumadığı için, İçişleri Bakanlığı tazminat ödemeye mahkum edildi. Dava halen Danıştay’da. 2009’da AİHM’de kadını korumadığı için mahkum olan ilk ülke Türkiye oldu. 2002’de yapılan başvuru sonucu, Türkiye Nahide Opuz’a 36.500€ ödeyecek. Yine, Türkiye ile birlikte 11 Avrupa ülkesinde Ağustos 2014’te yürürlüğe giren, 'Kadına yönelik şiddet ve eviçi şiddetin önlenmesi'ne ilişkin İstanbul Sözleşmesi var. Ama biliyoruz ki, bu yasaların uygulanması için dahi, güçlü ve sürekli bir kadın mücadelesine gerek var.




 



Konuşmalar boyunca, arka planda gösterilen dia gösteriminde, Mirabelle kardeşlerden günümüzün devrimci kadınlarına, Gülten Kışanak‘ın Diyarbakır Cezaevi’nde 6 ay boyunca köpek kulübesinde tutularak işkence görmesinden, Kobanê’ye giderken katledilen Kader Ortakaya’ya direnen kadınların portresi çizildi. “Gülmek devrimci bir eylemdir”, “Baktık tarih bizi yazmamakta kararlı, biz tarih yazmaya karar verdik” vb. sözlerle direniş anlatıldı.



 



Winnenden Alevi Derneği‘nde ilk kez böyle bir etkinliğin yapılması olumluydu. 7 Aralık’ta da Esslingen Alevi Derneği’nde böyle bir etkinlik planlanıyor.