“Biz bütün bunlarla başederiz yeter ki Kobanê düşmesin” diyordu gözlerinden süzülen yaşları silerken bir gerilla anası
Bu yolculuğumuzun ayrı bir özelliği var. Yolculuğumuz, kadına uygulanan şiddetin, ayrımcılığın, Kobanê savaşçılarıyla başka bir anlam kazandığının tescili. Bizim de yıllardır bilinçlerde yaratmaya çalıştığımız birlikte mücadele etmekten başka bir kurtuluş yolu olmadığının vücut bulduğu sınırda bunu dillendirmek, tüm dünyaya anlatmak, duyurmak gibi bütünlüklü bir anlamı taşıyor.
Sınıra her gidişimiz ayrı bir haz, ayrı bir heyecanla bütünleşip büyüyor. Daha önceki gidişlerimizde olduğu gibi, üzerimize aldığımız sınıfsal ve tarihi sorumluluk bilinciyle hep yeni bir şeyler öğrenmeye çalıştık bu deneyimlerden. Sınırdaki insanların Kobanê’de yaşanan gelişmeleri an an takip etmelerine, gelişmelerin bir parçası olmalarına tanık olmak başlı başına eğitici bir işlev görüyor. Onların tepkilerini, duygularını içselleştirmek, dışarıdan gelen bizlerle nasıl bütünleşip tek vücut olduklarını hem yaşamak hem de bu deneyimleri dünyaya ve Türkiye işçi sınıfına ve halklarına aktarmak görevimiz oldu.
“25 Kasım kadına şiddete hayır” şiarıyla çıktığımız Suruç yolculuğunun bizim için çok ayrı bir yeri var. Çünkü gerilla anaları, eşleri, kardeşleriyle birlikte yolculuk ettik. Katılan herkes bu yolculuğun kendisi için ne anlama geldiğini dile getirdi. Bu anlatımlarda gördük ki, kadınlar gerçekten hayatın neredeyse tüm sorumluluğunu omuzlamışlar ve bu uğurda mücadele etmekten de bedelleri ne olursa olsun vazgeçmeyecekler.
Bu konuşmalarda dile getirilen ve altı kalınca çizilen bir başka boyut da sadece cins olarak kadınlar üzerinden verilecek bir mücadelenin çözüm olmadığıydı. Kadın mücadelesinin her anlamda bütünlüklü yapılması gerekliliğine vurgu yapıldı. Evde ana-eş, fabrikalarda kamuda işçi-emekçi, okulda öğrenci-öğretmen-veli... kadın hayatın her alanında işçilerle emekçilerle birlikte baskı ve sömürüye maruz kalıyor.
Öte yandan, fabrika ve işyerlerinde işçi-emekçi kimliğiyle sömürülürken cinsel kimliğiyle de sömürüye uğruyor kadın. Etnik kimlikleri yüzünden aşağılanıp ötekileştiriliyor kadınlar. Kapitalist sömürü ve baskı sisteminde kadın erkeklerden çok daha fazla baskıya ve sömürüye uğruyor...

Kadının kurtuluşunun insanlığın kurtuluşundan bağımsız olmadığı, ezilenin ezileni kadın kimliğimizi sınıf kimliğimizle de bütünleştirip harekete geçmeliyiz. Sınıf mücadelesini sosyalist bilinçle örmek, sınırda “Kader”, Kobanê’de Arin Mirkan olmak gerekiyor. Sosyalist mücadelede Mirabel kardeşleri, dokumacı kadınları ve birçok kadın direnişçinin hayatlarını ve mücadelelerini okuduk. Bizler de o direnişçi kadınlardan olabiliriz, yeter ki bizler kadınlar olarak önce kapitalist sistemin beynimize kazıdığı ve farkında olmadan içselleştirdiğimiz benliğimizdeki erkek egemen kalıpları yenelim. Bunun için adım atalım ve mücadele etmekten korkmayalım. Bunu sağlayacak olan öz kimliğimizle barışık olmak, özgürlüğümüz için gerekli olanın kendi bilincimizde olduğunu kabul etmektir...
Yolculuk Kürtçe türküler, şiirler ve sohbetlerle devam eti. Sohbetlerimiz sırasında dört çocuğunun cephede DAİŞ’e karşı savaşmakta olduğunu öğrendiğimiz anlarlar konuştuk. Gerillaların cephede oluşlarından onur duyarken yaşamın ve devletin bin bir türlü baskılarına maruz kaldıklarını anlattılar. Maddi sıkıntılarla boğuştuklarını, çevrenin üzerlerindeki baskılarının yoğunluğundan söz ettiler. Bir gerilla anası, “Biz bütün bunlarla baş ederiz yeter ki Kobanê düşmesin!” diyordu gözlerinden süzülen yaşları silerken...
Genç bir kadın hayat dolu bakışlarıyla endişesini belli etmemeye çalışarak eşini anlatıyor:
Sadece bir kez sesini duymak, iyi olduğunu öğrenmek istiyorum. Hiçbirimizin telefon numarasını ezberinde tutamazdı. Sınırdan geçerken telefonunu atmış, tam 70 gün oldu haber alamadım. Yaşadığını biliyorum, kötü bir şey olsaydı mutlaka ulaştırırlardı, o yönden içim rahat ama bir sesini duyayım onu istiyorum. Sonuçta hepimizin özgürlüğü için savaşıyor, gurur duyuyorum.

Aramızda ilk defa gelenler vardı, çok heyecanlılardı, bir an önce sınıra ulaşmak için can atıyorlardı. Artık Suruç’a yaklaşıyoruz. Yolculuk komitesindeki arkadaşlar da ilk defa gidiyorlar sınıra; daha önceki deneyimlerimizi onlarla paylaşmamız, arama noktalarına uğramadan yolculuğu sonlandırmak gerekiyordu. Bu nedenle komitedeki kadın arkadaşlara köyden birileriyle iletişime geçerlerse arama noktalarına uğramadan direkt gidebileceğimizi ilettik. Gerekli bağlantılar kurularak arama noktalarından geçmeden direkt Devşan köyüne geldik.
Alanda yerlere kilimler serildi, kahvaltı yapıldı, çocuklarla futbol oynadık. Çocuklar soğan çuvalına doldurdukları otlardan top yapmışlar yalınayak top oynuyorlardı. Biz de ayakkabılarımızı, çoraplarımızı çıkarıp eşit koşullarda maç yaptık. Kazanan Kobanê idi. Çocuklar çok mutlu oldular daha sonra yürüyüş saatini bekledik hep birlikte.
(Sürecek)