Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi'nin çağrısıyla saat 18:00'de basın açıklaması yapıldı
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi'nin çağrısıyla saat 18:00'da Sakarya Caddesi'nde bir araya gelindi. Basın açıklamasına geçilmeden önce kısa bir bilgilendirme konuşması yapıldı. Bu açıklamada 6 haftadır devletin, polisin baskılarına ve şiddetine maruz kalındığı, çarşamba günü Güvenpark'ta yapılmak istenen basın açıklamasına izin vermeyen Ankara Valiliği ve İç işleri Bakanlığı hakkında suç duyurusunda bulunulacağı belirtildi.
Bu açıklama, "Hasta tutsaklar serbest bırakılsın!", " F tipi öldürüyor!", "Katil devlet hesap verecek!", "İçerde dışarıda hücreleri parçala!" sloganlarıyla karşılandı. Kısa açıklamanın ardından basın açıklaması yapıldı.
Alınteri okurlarının da katıldığı basın açıklamasının tam metnini yayınlıyoruz:
TECRİT AĞIRLAŞIYOR, HAPİSHANELER ÖLÜM KUSMAYA DEVAM EDİYOR
Aylardır her cumartesi “HASTA MAHPUSLAR SERBEST BIRAKILSIN” diyerek “kefen” giyip sokağa çıkıyoruz. Ancak her seçim öncesinde veya “çözüm süreci” görüşme arifelerinde “hasta mahpusları serbest bırakacağız” diye açıklamalar yapan Hükümet ve devlet kanadından en ufak bir hareket yok. Adalet Bakanı “kör”, Başbakan “sağır”, Cumhurbaşkanı ise bir taraftan “Küba’ya cami dikmek”le uğraşırken bir taraftan da hakaretamiz bir dille her kese, her tarafa “ayar vermeye” çalışıyor. Meclis Başkanı ise oralı bile değil.
Değişen tek şey içerde ve dışarıda baskı ve şiddetin artması, tecritin yoğunlaşması.
24 haftadır çoğunlukla Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde buluşup Güvenpark’a yürüyerek orada yaptığımız oturma eylemi ve basın açıklaması son 6 haftada Ankara polisinin saldırısına uğruyor. Çevik kuvvetle, TOMA’larla biber gazlarıyla önümüz kesiliyor, yürümeyip sadece Güvenpark’ta buluşarak “basın açıklaması” yapmak istediğimizde bile kadın-yaşlı demeden polisin azgın saldırısına uğruyoruz.
Hapishanelerde de tecrit üstüne tecrit, baskı üstüne baskı uygulanıyor. Görüş yasağı, mektup yasağı, kitap-dergi-gazete yasağı, kamera ile gözetleme, keyfi sevk ve sürgün… derken şimdi de tüm hapishanelerde tam bir “yayın yasağı” uygulanıyor.
Oysa patır patır insanlar ölüyor. Devletin “güvencesi altında” dört duvar arasında, hapishanelerden neredeyse her hafta bir ya da birkaç tabut çıkıyor. Ya da insan hakları savunucularının , mahpus ailelerinin, demokratik kamuoyunun baskısı altında ölüme 5 kala serbest bırakılanlar da 1 hafta-10 gün içinde hayata veda ediyor. Halbuki bizim istediğimiz bir “veda hakkı” değil, insanlar ölmeden önce yakınlarını görsün değil, “ailesinin, dostlarının arasında ölsün” hiç değil, insanların iyileşmesi, sağlığına kavuşmasıdır. Hukuk da, adalet de bizim isteğimize uygun. Devlet ise hapishanelerde, dört duvar arasında tuttuğu insanları tedavi etmeyerek, tedavi koşulları yaratmayarak, dışarıda olsa belki iyileşebilecekleri kendi hukukunu çiğneyip tahliye etmeyerek fiilen “idam” cezası uyguluyor, cinayet işliyor.
Adalet Bakanlığı verilerine göre; “2009’da 242, 2010’da 260, 2011’de 285, 2012’de 287, 2013’te 267 kişi hapishanelerde yaşamını yitirmiş.
Daha birkaç gün önce cenazesi çıkan 1964 Urfa doğumlu astım hastası Ali Çakıcı’nın yattığı küçük bir ilçe Akçakale Hapishanesindeki mahpus anlatımları her şeyin özeti gibi;”Doktor 15 günde bir geliyor, hastane sevki 2 ayda bir yapılıyor…” ve..”Ali Çakıcı bu İlçe hapishanesinde 7 ayda 2. Ölüm vakası, daha önce Halil Tombul aynı hapishanede yaşamını yitirmiş..”
Bugün yine bir yandan Kürt sorununun demokratik çözümü için görüşmeler başlamış, heyetler gidip gelirken “ilk elde hasta mahpusların serbest bırakılmasından” söz ediliyor, Hasta mahpusların yaşamı siyasi pazarlık konusu ediliyor, bir yandan da yeni “güvenlik paketi” dedikleri; “sınırlı hak ve özgürlükleri de yok etme paketiyle” toplumsal muhalefeti tam bir “polis devleti” cenderesi içine hapsetmeye çalışıyorlar.
Unuttukları bir şey var: Hiçbir baskı yasası, hiç bir baskı ve şiddet aygıtı diktatörlükleri halk kitlelerinin muhalefetinden kurtarmaya yetmez, hatta diktatörlüklerin sadece ömrünü kısaltır. “RÜZGÂR EKEN FIRTINA BİÇER”.
-Sokakta devlet terörüne, hapishanelerde tecrite, kamerayla gözetlemeye, sevk ve sürgünlere, yayın yasağı, mektup yasağı, yayın yasağı, kelepçeli-jandarma gözetiminde muayene ve her türlü baskı ve işkenceye son verilsin.
-Hapishanelerde 24 saat nöbetçi doktor ve ambulans hazır bulundurulsun.
-Adli Tıp Kurumu hasta mahpusların durumunu belgelemek için tek belirleyici olmaktan çıkarılsın, tam teşekküllü devlet hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ile tıp fakültelerinin ya da Türk Tabipleri Birliği tarafından onaylanan bağımsız tıp kurullarının vereceği heyet raporları da geçerli sayılsın. Hasta mahpusların ölümüne yol açan uzun bürokratik işlemlere son verilsin.
-Hasta mahpusların yaşamını savcıların, polisin, jandarmanın keyfine bırakan; “toplum güvenliğini tehlikeye düşürüp düşürmediği” şeklindeki düzenleme ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yasanın 25. Maddesi iptal edilsin.
-HASTA MAHPUSLAR DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!
HASTA MAHPUSLARA ÖZGÜRLÜK İNİSİYATİFİ