Murat Topal Ülker'i anlattı

2002'de Ülker'de işe başlayan Murat Topal, çalışma koşullarını ve 39 günlük direniş sürecini anlattı

İŞÇİ SINIFI
Pazartesi, 8 Aralık 2014 (11 yıl 8 ay önce)

Murat Topal 2002 yılında Ülker Çikolata fabrikasına işe girmiş. Bize ilk işe başladığı süreçten başlayarak, 39 gündür fabrika önündeki direniş sürecine kadar yaşadıkları çalışma koşullarını ve direnişi anlattı:



 



12 senedir Ülker Fabrikası’nda çalışıyorum. Bütün işçilerin farkında oldukları belli rahatsızlıklar, huzursuzluklar vardı. Hep ha düzelecek, ha düzelir diye bekledik. 20-30 senedir çalışan arkadaşlarla oturup konuşuyoruz, sendikanın hiçbir şey yapmadığını, patronun kurduğu bir sendika olduğunu, bu nedenle işçiye sahip çıkmadığını, bir yaptırım gücünün olmadığını hep kendi aramızda konuşuyorduk. Biz de bir şey yapamıyorduk. Yaptığımız zaman yerimiz değişiyor, vardiya değiştiriyorlar, mobing uyguluyorlardı.



 



2009’da Ülker’de toplu işten çıkarmalar oldu. Yaklaşık 900 işçi arkadaşımız işten çıkarıldı. Ben işe gireli 2 yıl olmuştu. Daha ne sendikayı ne de sözleşmeyi falan öğrenmiştik. Arkadaşları işten çıkardılar, biz asgari ücretli olarak başlamıştık işe, işten çıkarılanlar bizim ücretimizin iki katını alıyorlardı. Kadrolu çalışıyorlardı. İşten çıkarılan arkadaşlar bir ay sendika tarafından oyalandılar. Yaptıkları direniş değildi de, bir iki gün dışarıda bağırdılar, sanayiye yürüdüler, Öz Gıda’nın şubesine... Sonradan öğrendiğimize göre bütün bunlar formaliteymiş. Sendika işçileri oyalamış, öbür taraftan içerde patronla anlaşmış, şu ücrete geri işe girerler, çıkarırsanız da gelip çalışırlar diye anlaşma yapılmış sendikayla patron arasında. Dedikleri gibi de olmuş. 900 kişiden 8-10 kişi işe başlamadı, diğerlerinin hepsi işe yeniden başladılar patronların belirlediği şartlarda. 850 lira ücret alırken, 350 liraya tekrar işbaşı yaptılar. Dünyada görülmemiş bir şey Ülker’de gerçekleşmiş oldu böylece. Bedeller ödenerek kazanılmış haklar ellerimizden alındı bu şekilde. O günden bu yana ücretlerimize enflasyona göre, yüzde 5, yüzde 10, yüzde 12 gibi eklemeler yapıldı. Bu asgari ücretin üzerine bile çıkmıyor. Yapılan bu zamlar sene sonuna doğru artan faturalarla değerlendirildiğinde asgari ücretin çok altında kalıyor.



 



İçeride işçilerin rahatsızlıkları arttı çalışma koşullarına ve ücrete karşı ama cesaretleri yok isyan etmeye. Kiminin kredi kartları, kiminin bankalara yığınla borçları, kira sorunları var. Bunun yanında sağlık sorunlarıyla birlikte çalışma koşullarının getirdiği rahatsızlıklar da var. Ama yasadan habersiz, geçinebilmek için 12 saat çalışmış, 8 saat üzerinden aldığı 900 lira yetmiyor, mesai yapmak zorunda!.. Mesailer için haftalık listeler asılıyor ve sen bu listeye uymak zorundasın. Bir hafta gece, bir hafta gündüz mesailer zorunlu tutuluyor. Yasaya göre mesailer zorunlu da olsa 270 saati geçmemesi gerekiyor. Bunları öğrendikçe itiraz etmeye başladık. Sağlık sorunlarımız çıkınca doktora gidip istirahat aldık. Bu sefer mobing uygulanmaya başlandı. Ameliyat olan arkadaşlarımızın 6 ay rahat bölümlerde çalışması gerekirken, “sen rapor alıyorsun” diyerek daha zor bölümlere gönderildiler. Gördük ki bir ürün kadar değerimiz yok! Bir ürün yere düşüyor, ürün yere düşmesin diye tedbir alınıyor, insanlar ölüyor, hasta oluyor, yirmi yaşındaki arkadaşlarımız belinde korseyle çalışıyor ama hiçbir tedbir alınmıyor. Ne içerdeki sendika ne de işveren vekilleri tarafından herhangi bir tedbir alındı. Sürekli baskı, sürekli “işinize geliyorsa çalışırsınız, burası Ülker!..” diyerek bizi geri plana attılar. En sonunda bu sene bir işyerinde iki sendika olabileceği yasasını öğrenince, biz de ikinci bir sendikayı fabrikaya getirmeye karar verdik. Nasıl olsa parasını biz veriyoruz.



 







Bu nedenle ‘79’larda bu fabrikada var olmuş olan DİSK’e gittik. Ama öncesinde de birçok sendikayı araştırdık ve bizim için en uygun sendikanın DİSK olduğuna karar verdik. Ve toplantılar yapmaya başladık, üçer-beşer kişi devamlı görüşme halinde olduk. Haklarımız konusunda bizleri bilgilendirdiler. Biz de araştırmıştık öncesinde; ta ‘79’larda DİSK’in sayesinde kazanılan hakları Öz Gıda bu hale getirmiş. Üzerine hiçbir şey katmamış, tırpanlanmasını sağlamış. Biz de ‘DİSK’le bir görüşelim, o ne diyecek bakalım’ dedik. Sendika üye aidatlarının daha düşük olduğunu, temsilcilerin bir işçi kadar ücret aldıklarını, yaptıkları sözleşmelerin bizimkinden daha iyi şartlar getirdiğini öğrendik. Yıllık izinlerimizi istediğimiz gibi kullanma hakkımız olduğunu, mesailerimizin zorunlu olmadığını, istediğimiz zaman mesaiye kalmayacağımızı, 8 saat üzerinden geçinebileceğimiz bir ücreti alabileceğimizi bize anlattılar.



 



DİSK’te bu görüşmelere katılan işçi sayısı 150’ye kadar çıkmıştı. Aslında destek veren çok daha fazla işçi var ama içerde çalışan işçilerden kimi akraba grupları, kimileri dayıbaşı gibi bunlar nasıl olıyorsa bir şekilde hallerinden memnun gözüküyorlar. Onlar da bizimle aynı şartlarda çalışıyorlar, aynı ücreti alıyorlar. 800 lirayla kim geçinebilir, kim memnun olabilir ki?.. Kiralar olmuş 650-700... 2-3 ay sadece güvenebildiğimiz arkadaşlarla irtibat halinde olduk. 26 Ekim 2014 tarihinde DİSK’le yaptığımız son toplantıda sendikaya geçiş yapma kararı aldık, 27 Ekim’de mesai bitiminde insan kaynaklarına dilekçelerimiz verdik; dayanışma aidatlarını yatırmak için, normal çalışma saatleri içinde internet üzerinden 6-7 arkadaş daha geçiş yaptı. Mesai bitiminde gidip insan kaynaklarına sunduk. Fakat insan kaynakları müdürü bunları imzalamayacağını söyledi. Biz de imzalaması gerektiğini veya imzalamadığına dair bir kağıt vermesi gerektiğini anlattık. “Görüşmem gereken yerler var” diyerek bizi oyalamak istedi, mesaimizin çoktan bitmesine rağmen saat 17:30’a kadar bizi oyaladı. 17:30’da insan kaynakları odasına çağırdı, İş Kanunu’nun 25-2. maddesini okuyarak işimize son verdiklerini ve sabah gelip özel eşyalarımızı alabileceğimizi bildirdi.



 



Biz işverenle veya kendileriyle bir sıkıntımızın olmadığını, sorunumuzun sendikayla olduğunu ve anayasada yer alan hakkımızı kullanmak istediğimizi, memnun olmadığımız bir sendika yerine başka bir sendikaya üye olduğumuzu söyledik. Bu nedenle bizi işten atamayacaklarını da dile getirdik. 25-2. maddeyle de “Bu madde verimsizlik, emre itaatsizlik, ahlaki kurallara uymamazlığı içeren bir madde, bize iftira atıyorsunuz “diyerek işten çıkarılmayı kabul etmediğimizi söyledik. Fakat bunun altına imza atarsak bütün haklarımızı hesabımıza yatıracaklarını söylediler, biz de imzalamayacağımızı söyleyerek bu iftirayı kabul etmediğimizi beyan ettik. Bize, “Yarın gelin özel eşyalarınızı alın gidin, imzalamazsanız da evlerinize kağıtlar gönderilecek. Almazsanız muhtarlıklara bırakılacak ve imzalamış sayılacaksınız” dediler. Böylelikle imzalamadan çıktık gittik. Ertesi sabah fabrikaya geldiğimizde güvenlik bizi içeri almadı. O gün sabah direnişe başladık.



 



Direnişin 23. günü bizimle görüşme talep ettiler, 24. günü de Ülker’in 70.yıl kutlamaları vardı. 23. günü DİSK Genel Başkanı Kani Beko, Gıda-İş Başkanı Celal Ovat ve ben görüşmeye, Çamlıca’daki bürosuna gittiğimizde işten çıkarılma sürecini ve sebebini anlattım. Bana, senin anlattığınla dosya birbirini tutmuyor dedi. Dosya 25-2’ye göre hazırlanmış; biz bunun iftira olduğunu ki bizim aramızda yılın en iyi işçisi olarak seçilmiş ve ödül verilmiş arkadaşlarımızın da olduğunu söyledim, bir taraftan “Müslümanım diyeceksin, kul hakkı yiyeceksin, dinlemeden yargısız infaz yapacaksın” dedim. Bunun üzerine “Ben size geçin işbaşı yapın derim ama müdürüme görev vermişim ve o müdürün görevini saymamış olurum, ona inanmak zorundayım, ama araştıracağım ve bu işi çözeceğiz” dedi. Ertesi gün de Ülker’in 70. yıl kutlamaları vardı; kendisine, onları mutlu ettiğimizi, ancak Ülker patronlarının işçileri mutlu etmediğini söyledik.





Bir hafta sonra Murat Ülker’in danışmanı İsmail bey geldi, sendikacılarla görüşmek istemedi, sadece işten atılan üç kişiyi çağırdılar içeriye, gittik. Bize, hangi tarihte işe başladığımızı, hangi tarihte işten çıkarıldığımızı, hangi makinede çalıştığımızı, sendikadan beklentilerimizi, fabrikadan beklentilerimizi içeren bir yazı istediklerini söylediler. Görüşme dedikleri şey böyle oldu. “Bizimle konuşmayacak mısınız” diye sorduğumuzda ise “bunları anlatan bir yazı yazıp verin, değerlendireceğiz” dediler. Bizimle görüşen İsmail bey, daha önce ‘74 döneminde DİSK’te olduğunu, öyle sanıldığı gibi bir masaya oturulmadığını, bu yollara girmememiz gerektiğini, siyasi konulara girmememiz gerektiğini, DİSK varsa Ülker’in anlaşma yoluna gitmeyeceğini” söyledi. Biz de, “30 senedir kaybedecek bir şeyimiz kalmadı, sağlığımızı kaybetmişiz, sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedik. DİSK’i biz çağırdık. Siz DİSK’ten rahatsızsanız o zaman siz içeriden Öz Gıda’yı gönderin, biz de DİSK’i gönderelim ama çalışma koşullarımızı, ücretlerimizi düzeltin, sosyal haklarımızı verin ya bağımsız sendika kuralım ya da sendikasız da çalışırız dedik.



 



Sabri Ülker’den bahsetti, biz de “tanıyoruz” dedik, “Sabri Ülker’den sonra işçiyi siz tamamen bitirdiniz, bunu Ali Ülker ve Murat Ülker birlikte bitirdiniz, işçiye sahip çıkmadınız, hakkını vermediniz, biz sonuna kadar mücadelemizin arkasındayız. Biz 8 saat üzerinden 1600-1700 lira ücret istiyoruz. Geçinebileceğimiz ücret bu, çalışma koşullarının düzeltilmesini, işe başlatılmamızı ama DİSK’li olarak işe başlamak istiyoruz” dedik. Ayrıca işten atılma sebebimiz sendikal faliyettendir, fakat dosyaya başka türlü yazıldığını ve bunu da kabul etmediğimizi ve bu konuda da hukuksal açıdan hakkımızı aramaya kararlı olduğumuzu, dışarıda sekiz kişi olabiliriz ama içerideki 800 kişinin de gönlünün bizden yana olduğunu bildiğimizi de belirterek içerde referandum istediğimizi de ilave ettik taleplerimiz arasına ve iki sendika arasındaki seçimi işçi kendisi yapsın, baskı uygulanmasın diyerek görüşme sonlandı ve bekliyoruz sonucu.



 



Bugün 39. gündeyiz ve kazanana kadar devam edeceğiz.