Uğur Kurt'u katleden polisin avukatının son itiraz dilekçesi polisin toplumu terörize etmesini meşrulaştıracak içerikte
Okmeydanı Cemevi’nde cenaze beklerken polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt'un katilinin aklanması için şimdiye kadar yapılmayan kalmadı. Kaldı ki artık yargının katilleri aklamak için çırpınması da gerekmiyor. Polise adeta önüne geleni vur yetkisi veren son güvenlik paketiyle tüm katiller aklanacağı gibi yenilerine de "yürü ya kulum" denilecek. Kurt'un katili polis S.K'nın avukatı Tolga Yurdakul da bu düzenlemelerden aldığı güçle olsa gerek mahkemeye, “C.K. adlı gösterici ile polis arasında 31 metre mesafe bulunmaktadır. Bu mesafeden, olayın yaratmış olduğu heyecan, panik ve acil durumu içerisinde sakince ve net bir şekilde nişan alarak, hedef tutturmayı beklemek mümkün değildir” diyerek davanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesine itiraz etti.
Bu itirazın içeriğiyle, polisin molotof kullananı katletmesi bir yana aslında militan kitle gösterilerini bahane ederek tüm bir toplumu terörize etmesi, rastgele katliamlar gerçekleştirmesi meşrulaştırılmış oluyor! Yeni güvenlik yasasıyla birlikte aslında buna yasal bir güvence kazandırılacağı...
Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberine göre, Yurdakul, itiraz dilekçesinde, müvekkilinin meşru müdafaa kapsamında arkadaşlarını ve kendisini korumak için silah kullandığını iddia ederek, “O an karşı tarafı durduracak başka bir aleti bulunmamaktadır” diye savunma yaptı. Oysa bizzat Kurt'un katili daha önce verdiği ifadelerde araç içerisinde elinde biber gazı atmakta kullanılan FN silahının bulunduğunu söylemişti. Araçta ayrıca dört adet gaz bombası da bulunmuştu.
Molotof atılan yerde bulunmak bile ölüm nedeni olabilir!
Son güvenlik yasasıyla molotofun silah kategorisine alınarak polise silah kullanma yetkisi verildiği biliniyor. Uğur Kurt'u katleden polisin yargılandığı davada başından beri sergilenen tutum kitle hareketine karşı alınan bu saldırgan tedbirleri bile aşan bir anlam kazanıyor. Keza Kurt'u katleden polisle ilgili olarak "taksirle ölüme neden olma" suçundan 3 ila 6 yıl arasında hapis cezası talebiyle iddianame düzenlenmiş; İstanbul 85. Asliye Ceza Mahkemesi ise görevsizlik kararıyla dosyayı ağır ceza mahkemesine göndermişti.
Mahkeme, sanık polisin ‘olası kasıtla adam öldürme’ suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapis istemiyle yargılanması gerektiğini kaydetmişti. Katil polisin avukatı Tolga Yurdakul bu karara itiraz etti! Oysaki kararın kendisi katili şu ya da bu şekilde aklayan bir içerikte. Ama konjonktürün de gücüyle avukat bunu bile çok görerek polisin beraatını, aklanmasını istiyor.
Sadece davanın bu seyri bile polisin molotof kullananı katletme özgürlüğü olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Hatta bunun da ötesine geçerek molotof kullanılan bir kitle gösterisinin yakınındaki bir mekanda bulunan birinin bile polis kurşunuyla katledilmesi meşrulaştırılmış oluyor.
Molotofa vur yetkisi verilirse!...
Polis S.K'nın avukatının itiraz dilekçesinin içeriği yeni güvenlik yasasının önümüzdeki dönemlerde hangi sonuçlara neden olacağının ve bunların nasıl meşrulaştırılacağının da açık ifadesidir. Yurdakul, bu karara itiraz ettiği dilekçesinde, S.K.’nın, elinde motolofkokteyli bulunan C.K. adlı göstericiyi hedef aldığı, fakat kurşunun bu kişinin 26 santimetre üzerinden geçerek, 73,5 metre uzaklıktaki Uğur Kurt’a isabet ettiğini belirtti. Dilekçede, şöyle denildi:
C.K. adlı gösterici ile polis arasında 31 metre mesafe bulunmaktadır. Bu mesafeden, olayın yaratmış olduğu heyecan, panik ve acil durumu içerisinde sakince ve net bir şekilde nişan alarak, hedef tutturmayı beklemek mümkün değildir. Olay yerinde 24-62 kod numaralı zırhlı aracın, yani içerisinde bulunan polislerin görev yeri normalde o bölge değildir. Sanık o bölgeyi bilmemektedir. Dolayısıyla hangi yolun dar olduğunu, hangi yolun sonunda hangi dükkan veya binaların olduğunu bilmeleri, öngörmeleri mümkün değildir. Sanığın sokağın sonunda cemevi olduğunu, cemevinde bir cenaze merasimi için bulunduklarını bilmesi mümkün değildir. Zaten bunları sanığın bilmesi ve buna göre hareket etmesi beklenemez ve beklenmemesi gerekir.
Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun 16. maddesi gereğince polisin silah kullanma yetkisinin doğduğu kaydedilen dilekçede,
Bu istenmeyen ve beklenmeyen, binde bir gerçekleşmesi mümkün olan bir olaydır. Müvekkil daha önce o bölgede çalışmamıştır. Kaldı ki aracın kapalı alan olan arkasından şok ve panik içinde indiğinden yakın alanda ve çevrede göstericilerden başkaları olabileceğini düşünme fırsatı dahi olmamıştır
denildi. Dilekçede, polis S.K.’nin kasıt olmaksızın ateş ettiği savunularak, görevsizlik kararının kaldırılması ve iddianamesinin asliye ceza mahkemesine iade edilmesi istendi.
Avukatın bu dilekçesi yukarıda da belirttiğimiz gibi polisin molotof kullananı öldürme yetkisinin alenen savunulmasını olduğu kadar, bu yetkinin "heyecan", "panik" gibi gerekçelerle çevreye terör saçmaya vardırılacağını ve bunun da son derece meşru bir temele kavuşturulacağının açık ifadesidir.
Kurt Ailesi’nin avukatı Turgut Kazan ise karşı dilekçesinde, son molotofkokteylinin saat 11:38:07’de atıldığını, polisin zırhlı araca girip kendisini koruyabilecekken, araçtan silahını alıp döndüğünü kaydetti. S.K.'nın amirleri tarafından beş kez, ‘Sıkma’ diye uyarıldığını kaydeden Kazan, “Saat 11:38:10’da üçüncü bir kişi molotof fırlatıp hemen dönüyor ve yan sokağa giriyor. Yani, bu son molotofu atan, zaten kaçıyor. Ateş etmeyi gerektiren, yeni ve başka bir tehlike yok. Ama sanık saat 11:38:12’de ateşe başlıyor. Böylece Kurt vuruluyor” dedi. Ateş etmeden önce sanık polisin elinde, gaz kapsülü atmakta kullanılan FN silahının bulunduğunu vurgulayan Kazan, ”Ayrıca shortlantta dört tane gaz bombası bulunduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla varsayılan tehlikeyi, ölüme yol açmayacak bu imkanlarla bertaraf etmek mümkünken, arabadan tabancayı alıp ateş etmek, meşru müdafaa veya taksirle ölüme sebebiyet sayılamaz. Terörle mücadelede görev almış polisin, bu şekilde ateş edildiği zaman , kurşunun bir insana isabet edeceğini ve onu öldürebileceğini mutlaka öngörmüş olması gerekir” dedi.
Kazan, bu nedenle itirazın reddini talep etti.