Dün Kütahya, Mersin ve Nazilli'de olmak üzere üç kadın katledildi
Çeşitli sıfatlarlarla anılan cinayetlerin bol olduğu bu ülkede, sıfat kazanmış bu cinayetlerin haberleri birbirine karışıyor. Genellikle gazetelerin 3'üncü sayfalarda popüler kültür malzemesi muamelesi gören kadın cinayetleriyle gazetelerin kuytuluklarında birkaç satırlık yer bululabilen işçi cinayetleri, hız kesmek ne kelime, yükselişteki istikrarlarıyla aynı noktada kesişiyorlar. Tıpkı aynı kaynaktan beslendikleri gibi...
Bu sıfatlı cinayetlerin toplumsal duyarlılıkla ters yönde bir grafik izlemesiyse sadece şaşkınlık yaratmayıp pekçok gerçeğin somut ifadesi oluyor. Öyle ya Soma gibi büyük bir katliamla birlikte iş cinayetleri toplumsal gündemin önemli bir parçası haline gelirken bile hayatını kaybeden işçilerin sayılarında düşüş bir yana istikrarlı bir yükseliş yaşanıyorsa orada durup düşünmek gerekir. Aynı şey kadın cinayetleri açısından da sözkonusudur. Sadece dün 3 ayrı ilde 3 kadın, birlikte oldukları erkekler tarafından katledildiler! Oysaki kadın cinayetleri konusunda dünden daha güçlü bir duyarlılık var. Sözümona yasalar çıkarılıyor, sözümona caydırıcı önlemler alınıyor!
Gerek iş cinayetleri gerekse kadın cinayetlerindeki yükseliş, yüzümüze inen ve tüm benliğimizi sarsan bir tokat oluyor. Çünkü cinayetlere verilen tepki eskiye göre daha görünür olsa da yeterli değil ki, bu katliamları yapanlar daha bir pervasızca hareket ediyorlar. Soma'dan sonra katliamın faillerini hak ettikleri şekilde yargılamamış olmamız "ne yaparsak yapalım bu toplum biraz bağırır çağırır ama unutur" rahatlığı yarattığı içindir ki cinayetler artık çift haneli rakamlar şeklinde gerçekleşiyor.
Günde en az üç-beş kadının katledildiği ve son 12 yılda kadına dönük şiddetin yüzde bin 400 oranında arttığı bu ülkede; burjuva devlet halen şiddeti meşrulaştıracak düzenlemeler yapabiliyor ve bunu savunuyorsa, aile kurumunu kutsallaştırarak kadın cinayetlerini anlaşılır kılmaya çalışıyorsa, kız çocuklarının evliliğini teşvik edecek düzenlemeler yapabiliyorsa, katleden erkekler yargılandıkları mahkemelerce adeta aklanarak toplumun içine salınabiliyorsa sokaklara salınan "kadın cinayetlerine son!" çığlıkları yeterli düzeyde olmadığı içindir.
Biz ayağa kalkmadıkça, hak edilen yanıtı vermedikçe katiller için en büyük cinayetlerin anlamı gelecekteki cinayetler için toplumsal nabzın ölçüldüğü bir zeminin ötesine geçmiyor. O nabız, cinayetin şiddetli etkisine denk bir ritimle atmadığı sürece katiller bundan daha fazlasını yapabiliriz sonucu çıkarıyor.
Dün Kütahya, Mersin ve Nazilli'de olmak üzere üç kadın katledildi. Mersin'de eski eşi tarafından katledilen öğretmen Yasemin Çetiner'in oğlunun "koruma istedik ama verilmedi" çığlığı, faillerin o geniş listesinin özeti oluyor. Tıpkı önceki cinayetlerde olduğu gibi...
Bakanları-mahkemeleri-polisiyle burjuva devlet ve onun çelik kanatlarıyla sarmaladığı tetikçiler pervasızlıklarına denk düşen bir toplumsal yanıt almadıkça sıfatlarıyla ardı ardına dizilen cinayetler daha büyük sıçramalarla devam edecek! Farkında mıyız?..