"Kaderimizi şimdi biz çiziyoruz"

Grevlerinin startını 16 Eylül günü veren Serna-Seral işçileriyle yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.

GÜNCEL
Salı, 20 Eylül 2005 (20 yıl 8 ay önce)

Grevlerinin startını 16 Eylül günü veren Serna-Seral işçileriyle yaptığımız röportajları yayınlıyoruz. Bu röportajlarda fabrikanın çalışma koşulları ve sendikal örgütlenmeye iten şartların yanında: Tüm sınıf için bir kıvılcım olabilmenin inancını, 12 yıllık işçilik yaşamının yaşanmamış bir hayata eş değer olabilmesini ve biraz da kapitalizmin feodal bağları çatırdatmasını bulacaksınız.

Sendikaya neden ihtiyaç duydunuz?
Serna temsilcisi Erdinç: Biz burada iki gün, üç gün boyunca sabahlamalarla gece 4 saat yatarak çalışıyorduk. Ve de hiçbir insani değerimiz yoktu. Bu kadar çok çalışmaya karşı bize söyledikleri tek bir şey vardı: “Bunu biz size mesai olarak ödüyoruz ya...” Küfür vardı, taciz vardı...

Bunları, kimler yapıyordu?
Şefler, usta başları..

Sürekli başınızdalar mıydı?
Tekstil zaten bölüm bölüm, her bölümün bir şefi var. O şeflerin inisiyatifine kalmış insanlar, birisi bağırır, birisi küfreder...

İşçi sirkülasyonu nasıldı? Tekstilde işten atılmalar yoğun yaşanır...
Uzun süredir çalışan, 13-14 senelik oturmuş bir işçi kadrosu vardı. Fakat devamlı sirküle edilen 30-40 kişilik bir kadro da vardı. “Kriz oluyor” diyordu çıkartıyordu, zam dönemlerinde çıkartıyordu, fazla zam istenmesin diye... Yani şartlar çok kötüydü: çalışma koşulları kötü, ücretler çok düşük.. 14 senelik işçi asgari ücretle çalışıyor.

Sendika nasıl geldi?
Oturduk birçok şeyi konuştuk: “Aşırı mesailer var, çalışma koşulları kötü, iki sene zam alamadık, bir çıkar yolunu bulalım” dedik.

Aynı bölümdekiler mi başlattı sendikal çalışmayı?
Bir bölümden çıktı, kalite kontrol bölümünde patlak verdi. Orada bir çalışma yürütüldükten sonra fabrika içinde genel bir hoşnutsuzluk olduğu için diğer bölümlerden hemen katılım oldu. Daha sonra sendikayla görüştük. Sendika bize yasal prosedürü anlattı: yüzde 50 barajını aşacaksınız dedi...

O dönemde baraj aşılmış mıydı?
Yok daha aşamamıştık. Sonra insanlarla teke tek sohbetlerle sendika çalışması hızlandı: sendikalı olmalıyız vs. dedik. Görevli arkadaşlar vardı, onlar gidip konuştu.

Patron ne zaman öğrendi sendikalaşmayı?
Yetki geldikten sonra, onu da biz deklare ettik. Çok gizli bir örgütlenme yürütüldü. Her görüşülen insan hakkında tek tek önceden tartışıldı; nasıl bir kişidir diye. İlk önce ağzı yoklandı. Bunların akabinde o insanlara sendikal bir faliyetin yürütüldüğü açıklandı. Yetki tespitimiz gelene kadar hiç genel toplantı yapmadık, devamlı küçük toplantılar yapıldı, kahvelerde filan. Yetki geldi gelecek biz hala fazla mesaiye, sabahlamalara kalıyorduk, sesimizi çıkarmıyorduk, kimse bir şey anlamasın diye. İnsanlar kim sendikalı, kim sendikasız, bu işi kim götürüyor filan bilmedi. Herkes kendisiyle görüşen adamı bildi, başkasını bilmedi. Ama yüzde 50'nin üzerinde bir örgütlenme olduğunu biliyorlardı. Daha sonra biz şöyle demeye başladık: “Daha dün bu serviste 3 kişi sendikalıydı. Şimdi bu işin içine girmeyen 1-2 kişi”.

Notere nasıl gidildi?
Bölüm bölüm gidildi. Buralar da pastanelere filan noter getirildi, üçer, beşer gidildi. En sonunda yetki tespitine gidildi. Hemen hemen bütün tekstil atölyelerinde olan şey bizim fabrikamızda da oldu: Bizim fabrikamız iki fabrika çıktı. Fakat daha öncesinde çalışmasını yaptığımız için haberimiz vardı ve orada tıkanmadık. İki fabrikaya ayrı ayrı başvurduk.

İnsanları nasıl ikna ettiniz?
İnsanlara, “Ya çıkacağız gideceğiz başka fabrikaya, orada da aynı sorunlarla karşılaşacağız ya da kalıp mücadele edeceğiz dedik.

[foto]serna3.jpg[/foto]

Patron duyduktan sonra?
Zaten hiçbir yetkimiz yokken biz patronla sendikamıza da sorarak görüşme talep ettik. Sendikalı çalışma isteğimizi söyleyelim, hem yetkiye itiraz hakkıda vardı, bu itirazı belki yapmaz dedik. Bu görüşmeden sonra ben, şu anda Seral'ın temsilcisi olan Suzan ve iki işçi arkadaş atıldık. Cumartesi günü biz çalışırken patronun bir adamı, bekçi geldi “Siz niye çalışmıyorusunuz?” dedi. “Biz çalışıyoruz” diye cevap verdik, bu da “Siz bizimle böyle konuşamazsınız” diyerek üstümüze yürüdü. Biz de Cumartesi ve fazla mesai olmasından dolayı bütün bölümlerde iş bıraktık, aşağı indik. Sonra patron çağırdı “Niye böyle yapıyorusunuz?” filan dedi. “Adamlar bize saldırıyor, biz size söyledik. Bize küfür edilmemesini, saldırılmamasını istiyoru,z hala bunlar devam ediyor, biz de fazla mesaiye kalmıyoruz” dedik çıktık.

Pazartesi günü geldik, paydosa yarım saat kala akşam 18:00'de işverenle görüşmeye çıkan 4 arkadaşın çıkışı verildi. Buna da sessiz kalınmadı, paydostan sonra mesaiye kalmadık. Sloganlarla fabrikadan çıkıp toplantı yapmaya gittik. O toplantıda kendimize bir program belirledik. Bir hafta boyunca eylem yaptık, çay paydoslarında alkışlı protestolar filan yaptık. Bir hafta sonunda patron dayanamayacak hale gelince anlaşmaya çağırdı. “Sizinle anlaşmaya karar verdim, sizde haklısınız” dedi, bizi tekrar geri aldı, yetkiye itiraz etmişti o itirazı geri çekti. Sonra sözleşme dönemi geldi. Oturduk idari maddelerin çoğu üzerinde anlaştık.

Sözleşme dönemine nasıl gelindi?
Seral Temsilcisi Suzan: Önce itiraz davası açtı, 6 gün içinde itiraz etme hakkı vardı. Erdinç'in anlattığı bize yapılan küfürlü saldırıdan sonra biz de patron alehine bir dava açtık. Patrona da eğer sen itirazını geri çekersen biz de davaları geri çekeceğiz dedik. Ondan sonra patron itirazını geri çekti. Biz de davayı geri çektik. Öyle oturduk masaya, o da 1-1.5 ay sürdü.

Erdinç: Ondan sonra toplu sözleşme dönemi başladı zaten. Hazırladığımız sözleşme taslağı ile masaya oturduk. Çok aşırı bir şey de istemedik, sonuçta her şey pazarlığa açık olacak zaten. Şirketin- üyelerimizin yüzde 80'i asgari ücretle çalışıyordu. Bu ücretin 470 milyona iyileştirilmesini, üstüne de yüzde 30 zam yapılmasını istedik. Normal sendikal sosyal haklar: dört ikramiyesi, yakacak yardımı vs. Her görüşmede bize burada ideolojik şeyler var, üretimi düşürüyorsunuz gibi birçok şeyle gelindi. Bize tek bir teklif verdi; onda da birinci yıla yüzde 3 ikinci yıla yüzde 5. Bunun dışında hiçbir sosyal hak yok. Biz de "Bu imzalanacak ya da tartışılacak bir şey değil” dedik o anda görüşme bitti zaten, başka bir teklifiniz varsa onu sunun dedik.

Arabulucu sürecinde de bir toplantı yaptık arabulucu ile, ilk toplantıdan sonra uyuşmazlığını tuttu zaten. Onun akabinde de 60 günlük yasal grev süreci başladı. Bu süreçte de bir teklifiniz var mı diye sorduk, bir teklifle gelinmedi. En son genel merkez araya girdi, grevden önceki haftanın Çarşamba günü geldiler, yine yapacak bir şeyim yok, yapamam, gücüm yok, iflas ettim gibi şeyler şöyledi: Biz de baktık grevden başka bir şey görünmüyor. Velhasıl buraya kadar geldik, kapının önüne çıktık. Dönem olarak kötü bir dönemden geçiyoruz, hiçbir yerde düzgün bir işçi hareketi yok, dayanışma yok. Ama bu olmayacağı anlamına da gelmiyor. Kime baksak bir tepki var bir yerden bir kıvılcımın çıkması bekleniyor. İhşallah biz oluruz o kıvılcım, bunun için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

Fason işi nasıl, patron işini dışarda yaptırabiliyor mu?
Örgütlenme sürecinde buradan işi çekti, bir aydan beri biz burada çalışmıyoruz, boş duruyoruz. Fasonlar çatır çatır çalışıyor bütün işini dışarda diktiriyor. Arada bir numunelik işler getirip onları bize yaptırıyor ve gelen müşterilere onları gösteriyor. Bu şekilde çalışıyordu. Şu anda burayı da gösteremediği için dışarda burayla ilgili hiçbir işini yaptırmıyor. Başka bir firma kurduysa onu da bilemiyoruz. Bunu araştırma şansımızda yok, başka birinin üstüne de bir şirket kurmuş olabilir, sistem buna çok müsait. Tekstil sektörü çok kaypak bir sektör, işçi sirkülasyonu çok fazla, sezonluk iş, istediği yere kaydırabiliyor, atelyeler çok fazla, her yerde bir atelye bulup çalıştırabiliyor. Biz 14 tane atölyesini bulduk gidip bildiri dağıttık. Ertesi gün baktık çalıştığı 5 atölye daha çıktı. Ama şu anda burası üzerinden iş yaptırmıyor. Pazartesi'nden itibarende yasal olarak yaptıramayacak. Mühim olan bizim eylemlerimiz. Burayı ne kadar canlı tutarsak o kadar başarılı oluruz.

[foto]serna2.jpg[/foto]

Kaç yıldır çalışıyorsun burada?
Seral temsilcisi Suzan: 12 yıldır. 18 yaşında girdim.

İşçilik hayatın burada mı başladı?
Daha öncede çalışıyordum. Küçük yaşta başladım. Bundan önce bir sene başka bir yerde çalışıp buraya geldim, bir daha da çıkamadım.

Serna işçisi olmak nasıl bir şey?
Serna'da en büyük şikayetimiz yoğun mesailerdi. O kadar yoğun mesailere kaldık ki biz. Sabahlamalara kalıyorduk, masaların üzerinde ikişer saat yatıp o gün akşama kadar devam ediyordu. Kalite kontroldeki arkadaşlarımız 2-3 gün sabahlamaya kalıyordu, hiç eve gitmeden.

Bu fabrikadaki 12 yıllık işçiliğini nasıl değerlendiriyorsun?
Çok şey götürdü ama hiçbir şey kazandırmadı. Ben 12 senedir buradayım hala aldığım ücret 400 milyon.

Kadın işçi olmak daha bir zorlayıcı olsa gerek..
Tabii. Bir bayan işçi vardı bu sendikal çalışma sürecinde. Pazar günü mesai var denildi, geldik. Normalde Pazar günü 4'e kadar çalışma olması gerekiyor. 4 oldu dediler iş bitmedi, 6.5 oldu, “iş bitmedi sabahlama var” dediler. Arkadaşın evinden telefon geldi, eşi çocuğu hasta olduğu için telefon açtı. Ona “Ya çalışacaksın ya da kapı orada” denildi. Eşi çocuk hasta dediğinde şefimiz “Al karını evinde oturt” dedi. Aldığımız cevaplar bunlardı. Pazar günü çalışma zorunluluğu bile yok ama bize bilmediğimiz için dayatılıyordu. Bizde artık yeter dedik. Haklarımızı öğrendikten sonra ilk önce “Pazar günü mesaiye kalmıyoruz artık yasal sürenin dışında mesaiye kalmayacağız” dedik.

Ben burada 12 senedir çalışıyorum, her zam döneminde patronla birkaç kelime konuşmuşumdur “Artık bu böyle gitmez zam yapın” diye. Bugüne kadar kapıya koymayan adam sendikalı olduktan sonra kapıya koydu. Çünkü ben sendikalı oldum ve hakkımı örgütlü bir şekilde aramaya başladım.

En son patronun saldırısında uğramışsın?
İki gün önceydi. Bizim yemekhanede iki tane üye arkadaşımız var, onları çağırmış patron. Onların çağrıldığını duyunca temsilci diğer arkadaşla birlikte biz de gittik. Vurduk kapıya, girdik içeri, günaydın dedik. Gülümseyerek “Günaydın, buyrun çocuklar” dedi. Bende “Bizim üye arkadaşlarımızı çağırmışsınız, ben de temsilcileri olarak yanlarında bulunacağım dedim. Öyle der demez çılgına döndü ve “defolun!” dedi, ağza alınmayacak küfürler etti. Kolumdan tuttu. Yemekhanede arkadaşlar adamı tutmasa dövecek beni, niyeti belli zaten.

Sen kaç yıllık işçisinin?
Bir kadın işçi: 11 yıl.

Ne kazandın 11 yılda?
350 milyon ücret alıyorum şu andan. Kaybım, iki tane kızım kendi kendine büyüdü, evlendirdim, onlarla hiçbir yaşamım olmadı. Gece gündüz hep buradaydım, 3-4 gün boyunca çalıştığım oldu.

Bu kader mi?
Patronlar çizmişti kaderimizi o zaman, şimdi biz çiziyoruz.

Çalışmaya nasıl başladın?
Ben Doğu Anadolulu olduğum için kadın çalışmaz diye düşünürdüm. Ama geçim sıkıntısı oldu mu kadınlar da çalışırmış.

İşçi olduktan sonra kendinde bir gelişim gördün mü?
Tabii daha bilinçli oldum. Her şeye daha farklı bakıyorum. Çocuklarımla daha farklı konuşuyorum. İşçi olmak daha farklı tabii. Ben çarşaflıydım. Şimdi attım çarşafı. Biraz geri kafalılığı atmak zorunda kalıyoruz.

Çarşafı çıkarmaya nasıl karar verdin?
İşe girince çıkarmak zorunda kaldım.