İktidar olanaklarının paylaşılması üzerinden yaşanan iç tepişmeyle ortalığa serilen pislikler bu sistemin ruhudur
Bugün, neoliberal vahşetteki ustalığını din bezirganlığıyla perdeleyen AKP hükümeti ve iktidar ortağı Cemaat'in yüzündeki tüm perdelerin yırtılıp atıldığı 17 Aralık yolsuzluk ve hırsızlık operasyonunun birinci yıldönümü. Son 12 yıl boyunca hükümette kalan, arkasına aldığı toplumsal destekle sömürü ve zulümde ustalaştıkça ustalaşan bu din bezirganlarının tek tanrılarının para olduğunun açıkça dile geldiği gün. Bizim hayatlarımız cehenneme çevrilirken; rüşvet ve hırsızlıkla doldurulan kasaların, ayakkabı kutularının bir iç dalaş nedeniyle patladığı, patlamayanlarınsa bir hırsız telaşıyla "sıfırlanmaya" çalışıldığı gün...
İktidar olanaklarının paylaşılması savaşı!
İktidar blokunu oluşturan AKP ve Cemaat arasında özellikle devlet mekanizmasının kilit noktalarının ele geçirilmesi, olanakların denetlenmesi konusunda yaşanan it dalaşı, Haziran İsyanı'ndan hemen sonra tırmanmaya başladı. Rejimin yıllardır aşamadığı kriz yeni iktidar bloku içindeki krizle devam ederek ne kadar derin köklere sahip olduğunu ele veriyordu.
Fakat uzun süredir yaşanan toplumsal krizin derinliğini ve kapsamını ortaya koyan Haziran İsyanı, bu krizi derinleştiren bir faktöre de dönüştü. Çünkü gerek bölgesel gerekse ekonomik-siyasal-toplumsal kriz burjuva devletin daha zorbaca biçimlerle tahkimini dayatıyordu. Esneme şansıysa yoktu. Dananın kuyruğu da bu tahkim sürecinin hızlanmasıyla koptu. Burjuva hükümetin devletin tüm yönetim erklerini sıkı bir merkeziyetçilikle kendi denetiminde toplama hamleleri iktidar ortağı olan Cemaat'le yaşadığı tepişmeyi şiddetlendirip kopuşu hızlandırdı. Yargıya, kolluk güçlerine, istihbarat birimlerine çöreklenmiş Cemaat'le kurulan geçici ilişki, şimdi bu mekanizmaların el değiştireceği düzenlemelerle kopuyordu.
Devlet olanaklarının kimin denetimine geçeceği üzerinden kopan fırtına 17 Aralık'ta ortaya dökülen iğrenç belgelerle kelimenin gerçek anlamıyla bir savaş niteliği kazanmaya başladı. Burjuva devletin günlerce adeta felç olduğu operasyon sonrası toplumsal öfke ve patlamalara karşı zorbaca düzenlemelerle rejim tahkim edilirken, yaşanan iç kriz de rövanşist hamlelerle bir temizlik harekatı niteliği kazanarak bugüne kadar sürdü ve daha da süreceği malum.
Tarihte eşine az rastlanır bir hırsızlık örneği olarak 17 Aralık operasyonu sonrasında aynı hırsızlıkların ve katliamların faili olan Cemaat'e sayısız operasyon düzenlendi. On bin civarında polisin yerleri değiştirildi, bir kısmı görevden alındı. Yargıda depremsel düzenlemeler, tasfiye eşliğinde gerçekleşti ve devam ediyor. Fiilen başkanlık sistemine geçen rejimin sömürü ve saldırı politikalarının önünde ayak bağı olabilecek tüm kurumlar, akıl almaz düzenlemelerle bizzat hükümete ve gelinen noktada cumhurbaşkanına bağlandı.
"Paralel yapı" her pisliği örten kılıf oldu!
Cinayetlerin ve soygunların, organize devlet terörünün ortağı, azmettiricisi olan Cemaat tasfiye edilirken bu, giderek işçi ve emekçilere karşı yapılan saldırı düzenlemelerinin perdesi haline getirildi. "Paralel yapı" tüm dertlerin çözümünde kullanılan bir sihirli kelime olarak tepe tepe kullanılır hale geldi.
Burjuva hükümet yeri yerinden oynatacak pisliklerinin açığa çıkması karşısındaki toplumsal tepkinin zayıflığından aldığı güçle ipleri daha sıkı tuttuğu bir tahkim sürecini işletmeye başladı. Hem de en pervasız biçimleriyle... Tayyip Erdoğan hemen sonrasında yaptığı balkon konuşmasında ismi yolsuzluk ve rüşvetle anılan dört bakanı ve tüm aile bireylerini yanına alacak kadar pervasız bir meydan okumayla açtı bu perdeyi.
Cemaat'e karşı olduğu gibi işçi ve emekçilere karşı da bir meydan okuma anlamına gelen bu sembolik davranış bile sonrasında olup bitenleri açıkça ifade ediyordu. Artık rejim kendisini tahkim ederken hem iktidar ortağını temizleyecek hem de bu perde altında gözümüzün içine baka baka on yıllarımızı ipotek altına alacak sayısız saldırı düzenlemesiyle erkini güçlendirecekti. Kısacası saldırı ve sömürüde ustalaşan AKP Hükümeti yaşanan rezaleti daha fazla saldırı daha fazla saldırı düsturuyla hareket ederek kapatmaya çalışırken, gelecek yılları da aynı ruhla güvenceye almaya çalışıyordu/çalışıyor/çalışacak!
17 Aralık operasyonunun yıldönümünü, son güvenlik yasası ya da Yargıtay gibi küçük ayak bağlarına bile tahammülsüzlüğün ifadesi olan yeni atama ve düzenlemelerle, Cemaat'in medya ayağına yapılan operasyonun içiçe geçtiği bir kapsamla karşılaması bunun tipik ifadesidir.
Onların çelişkileri ne ki?!
Sonuç itibariyle açık olan bir şey var o da bir zamanlar tüm cinayetleri, operasyonları, provokasyonları, hırsızlıkları, yağlı ihaleleleri elbirliğiyle kotaran ortaklar, rejimin bekaası sözkonusu olduğunda bir yerde uzlaşacaklar. Şu ya da bu tavizlerle... Bizim her ikisiyle de uzlaşmayan çelişkilerimizse onları sıfırlayıncaya kadar sürecek! Tarihin bu yakıcı görevi ve gerçeği hiçbir perdeyle kapanmayacak kadar keskin!