Büyütülen sömürü, derinleşen öfke, çıkışsızların isyanı!..
Direnişçi işçilere kol kanat geren naylon çadırların mavisiyle, gaza boğulmuş eylemciyi saklayan sokakların şarkısıyla, ölüme çaresiz eyvallah diyen genç işsizlerin birbirine benzeyen hayatlarıyla hatırlıyoruz 2014’ü… Göğe yükselen plazalar, derinliklere inen madenler işçi kanıyla yıkanıyor.
Kürt halkı, yılların direniş okulunda pişmiş olmanın ısrarıyla atılıyor öne; kadın erkek, genç yaşlı demeden… Serhıldanlara serhıldan ekliyorlar; her atılımda kendilerini aşıyorlar. Kobanêli çocukların gözbebekleri merak ve umutla bakıyor geleceğe, özgüvenliler… Her karede zafer işaretleri karşılıyor desteğe gelen hüzünlü yüzleri. Biz burdayız diye haykırıyor yediden yetmişe bir halk! İnatla, ölümüne savaşıyorlar…
Evde, parkta, otobüs durağında delik deşik edilmiş bedenleriyle genç kadınlar… kocaları, sevgilileri tarafından “hadleri bildirilmiş”… “Hayır” sözcüğü mühür gibi kapanmış ağızlarına. Aşağılanmaya, köleleştirilmeye boyun eğmekten şaşmasınlar, ‘hak’mış, ‘özgürlük’müş modasına kapılmasınlar, karşı çıkmayı, “diklenmeyi” öğrenmesinler, duvarlar gibi suskun kalsınlar istenmiş…
Ağır, acılı ve sancılı geçiyor yıllar. Kendisi için gül bahçesi yaratma derdindeki tekelci burjuvazi ve AKP Hükümeti açısından da pek parlak değil durum. Baskı yetmiyor, terör kesmiyor; hırsızlık ve yolsuzluk ayyuka çıkınca dünyaya efelenmelerine artık kimse kanmıyor.
Çürümüş bir sistem toplumu da bozuyor ama kitlelerin nefesini enselerinde hissetmekten de kurtulamıyorlar. “Biz burdayız” diyen her çıkış korkularını depreştiriyor. Çünkü bunun bir sonun habercisi olduğunu tarihten biliyorlar.
2015 sonlarının başlangıcı olsun; yorulduğumuz, tökezlediğimiz, düşüp kaldığımız yerden onların sonunu hayal ederek doğrulalım!
Haziran’ları yaratanların öfkesiyle ileri atılalım!
(Alınteri’nin baskıda olan 2015 Ocak sayısının manşetidir)