Merkezileşmiş devlet terörü

“İç Güvenlik Reformu” tasarısı, halka karşı daha öncekilere rahmet okutacak düzeyde topyekun bir saldırı programıdır

GÜNCEL
Perşembe, 1 Ocak 2015 (11 yıl 9 ay önce)

“İç güvenlik” değil daha fazla merkezileşmiş devlet terörü



 



Av. Kazım Bayraktar



 



TBMM'de yasalaşmayı bekleyen “İç Güvenlik Reformu” tasarısı, daha öncekilere rahmet okutacak düzeyde halka karşı topyekun bir saldırı programıdır.  Saldırı iki cepheden yapılacak. Birincisi, saldırı aracı olarak devletin -özellikle baskı aygıtlarının- bürokratik yapısında oluşturulan siyasal merkezileşmenin daha da pekiştirilmesidir. Polis, jandarma, il idaresi, emniyet, sahil güvenlik, İçişleri Bakanlığı teşkilat ve görevleri, kamu mali yönetimi ve kontrolü konularını düzenleyen yasalarda yapılacak değişiklikler bu kapsamdadır. İkincisi, başta yaşam hakkı olmak üzere insan hak ve özgürlüklerine saldırı niteliği taşıyan, zaten sınırlanmış olanları da kullanılamaz hale getiren düzenlemelerdir.



 



FAŞİST SİYASAL MERKEZİLEŞME



İç güvenlik paketi faşist baskıların kapsamını genişletmek ve yoğunlaştırmakla birlikte asıl olarak faşizm tartışmaları açısından önem taşıyan, devlet yapısında yeni bir “siyasal merkezileşme” hamlesi de içermektedir. Siyasal merkezileşmenin kaçınılmaz sonuçlarından biri (amacı olarak da okunabilir) egemen sınıf bloku içindeki bir kısım ekonomik ve siyasal güç odaklarının şu veya bu ölçüde devlet aygıtlarından tasfiyesi, etki ve nüfuzlarının zayıflatılması; diğeri ise devlet terörünün, yasakların, baskı ve zulmün artırılmasıdır.



 



Söz konusu kanun teklifinin sadece AKP kliğinin ihtiyacı ve amacı olarak gündeme gelmediğinin altını çizmek gerekiyor. Giderek şiddetlenen ekonomik kriz ve önde gelen sonuçlarında biri olarak derinleşmekte olan siyasal kriz , 2013 haziranında demokrasi ve özgürlük talebiyle ortaya çıkan halk isyanı, Kürt halk hareketinin Ortadoğu'da  ve özellikle Kobane'de elde ettiği kazanımlarla birlikte yükselmekte oluşu, ekonomik krizle birlikte daha fazla yıkıcı hale gelen rekabetin körüklediği daha fazla sömürü daha fazla egemenlik ihtiyacı vb. koşullar nedeniyle egemen burjuvazinin yaklaşık ortak eğilimi de bu yöndedir. Burjuva siyaset arenasında asıl kavga merkezileştirilmekte olan devlet aygıtlarını kimin kontrol edeceği ve nasıl kullanacağı noktasında kopmakta, şu an devleti elinde bulunduran egemen sınıf fraksiyonunun siyasal merkezileşme eğilimini daha fazla tetiklemektedir.



 



Devletin baskı aygıtları, AKP fraksiyonunun elinde, hem diğer egemen güç odaklarına hem de gelişen toplumsal siyasal muhalefete karşı daha fazla baskı ve tehdit unsuru olarak kullanılabilmesi, her türlü suçu işleyip yargılanmama teminatına sahip olunması, AKP hükümeti tarafından işlenmiş hırsızlık ve yolsuzluk suçlarının kapatılması vb. amaçları da içerecek şekilde yeniden dizayn edilmektedir. Hazırlanan yasa bu nedenle öncekilere göre daha kapsamlı bir faşist merkezileşme ve baskı yasası özelliğine sahiptir.



 



Yargıdan yürütmeye yetki devri



Hukukta kolluk gücü olarak tabir edilen polis teşkilatı esas olarak yargılama gerektirecek suç niteliğindeki olayların takibi, kanıtların toplanması vb. ile görevli olan bir güçtür ve bu nedenle yargı erkine bağlı olarak çalışmaktadır. Yeni teklifte, Polis Vazife Ve Selahiyetleri Kanunu’nda değişiklik yapılarak, hem kolluk gücüne yargı kararı olmaksızın arama yetkisi verilmekte hem de bu arama yetkisini kullanacak kolluk amirlerinin İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek kurallar dahilinde mülki amirler (vali, kaymakam) tarafından görevlendirilmeleri öngörülmektedir. Adli soruşturma ve yargılamaya konu olan bir “koruma tedbiri”ne yürütme erkinin müdahalesinin yolu açılmaktadır. Bu durumda İçişleri Bakanı ya da mülki amir, yürütmenin çıkarına ters düşen bir aramaya engel olabileceği gibi çıkarına uygun ancak hukuka aykırı bir aramayı da dayatabilir. Yargı erkine ait bir yetki yürütmenin etki alanına kaydırılarak faşist siyasal güç merkezileşmesi yolunda önemli bir adım atılacaktır.



 



Yerleşik mevzuata göre suç işlendikten sonra adli soruşturmanın başlaması esastır. Soruşturmanın yönetimi cumhuriyet savcılarına verilmiştir. İl İdaresi Kanununda değişiklik yapılarak, Valiye lüzumu halinde kolluk amir ve memurlarına suçun aydınlatılması ve suç faillerinin bulunması için gereken acele tedbirlerin alınması konusunda emir verme yetkisi verilmekte, vali adeta ilin savcısı haline getirilmektedir. Vali bu yetkiyi kullanırken adli ve askeri kurumlar hariç bütün kamu kuruluşlarının araçlarını isteme ve personellerine görev verme yetkileri ile donatılmaktadır. Bu yetki ile birlikte vali gerekli görürse kamu personellerini kolluk gücü gibi de kullanabilecektir. “Kamu kurum ve kuruluşları, valinin bu konudaki emir ve talimatlarım yerine getirmek zorundadır. Aksi takdirde vali emir ve talimatlarını kolluk aracılığıyla uygular. Bu fıkradaki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya geciktirilmesi sebebiyle oluşan kamu zararı ile gerçek ve tüzel kişilerin Devlet tarafından karşılanan zararları ilgili idarece genel hükümlere göre sorumlu kamu görevlilerinden tazmin edilir.” İnsan haklarını ihlal eden, yargı kararlarını yerin getirmeyen, Türkiye'nin AİHM tarafından yüksek miktarda tazminatlara  mahkum edilmesine sebep olan ve bunlardan dolayı şahsen sorumlu tutulmayan kamu görevlileri valinin emrine uymadıkları takdirde şahsen sorumlu tutulacaklardır.



 





 



AKP kliğinin yargıda daha hızlı kadrolaşması için düzenlemeler



Yargıtay tetkik hakimleri artık Yargıtay Başkanlık Kurulu tarafından değil de HSYK tarafından seçilecek ve böylece AKP'nin, etkin olduğu HSYK aracılığıyla Yargıtay'a müdahalesinin yolu açılacak.



 



Yargıtay’a 128, Danıştay’a 39 yeni üye atanarak AKP kliğinin bu iki yüksek yargı organında kadrolaşmasına hız verilecek.



 



Avukatlıktan hakim ve savcılığa girişte şart koşulan 5 yıllık mesleki tecrübe 2 yıla indirilerek AKP'ye sadık avukatların hakim ve savcı olmalarının yolu açılacak ve önümüzdeki iki yıl içinde atanacak olan 8500 yeni hakim ve savcının AKP'li olması sağlanacak.

 



Jandarmanın polisleştirilmesi, terörün askerileştirilmesi



Yeni kanun teklifinin en önemli kısımlarından biri de sivil yürütme erkinin askeri hiyerarşinin orta kademelerine de -üst kademelerine müdahalede daha önce bazı değişiklikler yapılmıştı- müdahale olanağı getirmesidir. Bu bir sivilleşme değil, ordunun faşist siyasi iktidar kliği tarafından kadrolaştırılarak ele geçirilmesi ve rejimin yeni tip sivil-asker ortaklığında daha da faşistleştirilmesi yönünde bir adımdır. Bu süreçte polis iktidarın adeta özel muhafız birliğine dönüştürülürken, jandarmanın polisleştirilmesi, muhtemel bir iç savaş için hazırlanması hedeflenmektedir. Düzenlemenin temel esaslarına göre:



 



- Meclise sunulan tasarıya göre jandarmanın görev ve sorumluluk kapsamına “hizmet gereklerine göre” belediye sınırları da dahil edilecek, askerin müdahil olduğu sivil alan genişletilecek,



 



- General rütbesi hariç askeri daire başkanları ile il ve ilçe jandarma komutanlarının atanmaları, yer değiştirmeleri ve geçici görevlendirilmeleri İçişleri Bakanlığı tarafımdan yapılacak,



 



- İl jandarma komutanı ile merkez ilçe jandarma komutanı hakkında il valisi tarafından; ilçe jandarma komutanı hakkında kaymakamın raporu alınarak il valisi tarafından, her yıl sonunda, askeri görevleri dışındaki görevleri ile ilgili olarak rapor hazırlanacak ve bu raporlar atama, tayin, yer değiştirme ve ödüllendirmelerde dikkate alınacak,



 



- Albaydan asteğmen rütbesine kadar jandarma subaylarının atanma yetkisi; daire başkanları ile il ve ilçe jandarma komutanlarının atanma, yer değiştirme ve geçici görevlendirilmeleri açısından Jandarma Genel Komutanından alınacak İçişleri Bakanına verilecek, (ki bunun anlamı 81 il ve 957 ilçede büyük ölçüde askeri personel atamalarının AKP kliğinin eline geçmesi ve siyasal kadrolaşma demektir)



 



- TSK'nın Deniz Kuvvetlerine de müdahaleyi amaçlayan tasarıya göre amiraller haricinde, Sahil Güvenlik Komutanlığı Kurmay Başkanı, Sahil Güvenlik Komutanlığı karargahında görevli başkanlar ve bölge komutanlarının atanmaları İçişleri Bakanı tarafından yapılacak; gerektiğinde Sahil Güvenlik Komutanı da bu konuda teklifte bulunabilecek; diğer subayların ve astsubayların, devlet memurlarının, uzman erbaşların ve sözleşmeli erbaş ve erlerin atanmalarıyla erbaş ve erlerin dağıtımları Sahil Güvenlik Komutanı'nca yapılacak,



 



- Sahil Güvenlik Komutanlığında görevli sahil güvenlik mensubu subay, astsubay, sivil personel, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erlerin hizmet gerekleri veya sağlık ya da diğer nedenlerle görev ve hizmet yerlerinin değiştirilmesiyle geçici görevlendirmelerinde atamalarındaki usul ve esaslar geçerli olacak,



 



- Sahil güvenlik bölge komutanları hakkında, mülki görevleri açısından konuşlu bulundukları yerin valisi tarafından her yıl sonunda, askeri görevleri haricindeki diğer görevleriyle ilgili olarak değerlendirme raporu düzenlenecek ve bu raporlar personelin terfi, ödüllendirme, atama ve yer değiştirmesinde dikkate alınacak.



 



Özetle, TSK'nın bir parçası olan jandarma ile Sahil Güvenlik Komutanlığı, dokusu belli ölçülerde yapı-bozuma uğratılarak, kuşkusuz asker niteliği de korunarak iç güvenlikte daha fazla kullanılacak, faşist baskı ve zulüm daha fazla askerileştirilecektir.



 





 



HAK ve ÖZGÜRLÜKLERE SALDIRI, BASKI ve TEHDİT



Yeni tasarının bazı maddeleri 17-25 Aralık 2013 öncesine dönme isteğini ifade ediyor. Merkezileşmekte olan yapıyı elinde bulunduran AKP fraksiyonu, Cemaatin 7-25 Aralık hamlesi karşısında ağır bir yara almış, can havliyle ve hukuksal koruma kaygısıyla bazı yasa değişiklikleri  yapmak zorunda kalmıştı. 21 Şubat yasası olarak adlandırılan bu düzenlemeler en yakın rakibi ve aynı zamanda suç ve çıkar ortağı Gülen Cemaatinin 17-25 Aralık hamlesine karşı kendini koruma, Cemaat polislerinin ve savcılarının AKP kliğine karşı siyasal amaçlı keyfi uygulamalarını engelleme amacı taşıyordu.



 



Yeniden makul şüphe



“Makul şüphe” konusu bunlardan biridir. CMK'nın 116. maddesinde yer alan “makul şüphe” ibaresi 21 Şubat 2014 tarihli kanunla “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” şeklinde değiştirilmişti. O günlerde AKP kliğinin buna -hukuksal korunmaya- ihtiyacı vardı. Cemaat yargı ve polis kurumlarından büyük ölçüde tasfiye edilip hırsızlık-yolsuzluk dosyaları kapatıldıktan sonra AKP bu kez hem siyasal toplumsal muhalefete hem de rakibi Cemaate karşı hukuk dışı, keyfi uygulama olanağı elde etmek için “makul şüphe”yi yeniden ve üstelik daha merkezileşmiş devlet aygıtları ile birlikte getirmek istiyor.



 





 



Avukatların soruşturma dosyasına erişimine yeniden sınırlama



17-25 Aralıktan önce avukatların soruşturma evrakına ulaşım hakkı CMK'nun 153. maddesinde düzenlenmiş ve şu sınırlamalar getirilmişti.



 




(2) Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hakiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir.





(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.







(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.

 




Bu sınırlamalar özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin yetkisine giren suçlar ve özellikle TMK kapsamında soruşturma konusu olan suçlar açısından dosyaya erişim hakkını tamamen ortadan kaldıracak şekilde uygulanmaktaydı. Cemaatin hamle yaptığı günlerde AKP'nin çıkarına ters düşen bu sınırlamalar 21.02.2014 tarihli kanunla kaldırılmıştı. Hamle sırasının AKP ye geçtiği bu günlerde yeni kanun teklifi ile 2, 3 ve 4.fıkralar aynı şekilde geri getirilmek istenmektedir.



 



Ekonomik cezalandırma ya da gasp



CMK'nun 128. maddesinde, bazı suçlar için, soruşturma sırasında şüpheli veya sanığın mal ve alacaklarına, genel olarak haklarına tedbiren el koyma hususu düzenlenmiştir. Yeni kanun teklifinde mallara el koyma tedbiri, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” olarak tabir edilen siyasal suçları da kapsamına alacak şekilde genişletiliyor. Kısa vadeli amaç, önemli bir sermaye gücüne sahip olan Cemaati ekonomik olarak çökertmek, pazar ve kaynaklarını egmen sınıfın diğer sermaye kesimine aktarmak. Ancak bu düzenleme kanunlaşırsa devrimci, demokrat, sosyalist sistem karşıtlarına ve muhaliflerine de uygulanabilecek. Bu kesim, sermayeye dayanarak mücadele eden bir kesim değil. Ancak şu veya bu şekilde ev, dükkan, araba, küçük birikim sahibi olanlar ile demokratik kurumların ekonomik varlıkları da tehdit altına alınmış olacaktır. İlk sermaye birikimi katliamlara ve kanlı el koymalara dayanan Türk burjuvazisinin yabancı olmadığı ekonomik gasp ve yağma politikası yeniden gündeme geliyor.



 





 



İletişim, teknik takip



Telekomünikasyon iletişimin takibi, gizli soruşturmacı atanması, teknik takip gibi var olan düzenlemelerin uygulandığı suçların kapsamı yeni teklifle genişletiliyor ve kolaylaştırılıyor. CMK’da, bazı suçlar için “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması”, “Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” ve “teknik araçlarla izleme”  gibi özel hayatın gizliliğini ortadan kaldıran, adil yargılama kurallarını yok eden “tedbirler” düzenlenmiştir. Bu “tedbirler”in uygulanabileceği suçlara “Devletin güvenliğine karşı suçlar” ile “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar”, başka bir anlatımla siyasal nitelikli suçlar da eklenmek istenmektedir.  Dinlemelerde “paralel yapının dinleme yapmasını engellemek için” daha önce mahkemelerde oybirliği şartı getiren AKP, soruşturma aşaması için tek hâkimin karar vermesini yeterli görüyor. Sulh ceza mahkemeleri lağvedilerek ve AKP'nin yargıda hızlı kadrolaşmasını sağlama amacına dönük olarak yakın zamanda uygulamaya konulmuş olan özel nitelikli ve yetkili sulh ceza hakimliği kadrolarına, her bölgede AKP'nin, hatta doğrudan Erdoğan'ın ağzından çıkanı hemen uygulayacak ölçüde sadık hakimler atanmıştı. Yeni teklif ile birlikte  Adalet Bakanlığı tarafından atanan sulh ceza hâkimleri, dinlemelerde tek belirleyici olacak. 



 



CMK’nın “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” düzenlemesi  21 Şubat yasasıyla  değiştirilmiş şu iki fıkra getirilmişti:

 



“Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, ağır ceza mahkemesi veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir.



 

Cumhuriyet Savcısı kararını derhâl mahkemenin onayına sunar ve mahkeme, kararını en geç 24 saat içinde verir. Sürenin dolması veya mahkeme tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet Savcısı tarafından derhâl kaldırılır. Bu fıkra uyarınca alınacak tedbire ağır ceza mahkemesince oy birliğiyle karar verilir. İtiraz üzerine bu tedbire karar verilebilmesi için de oy birliği aranır.”



 



Dinleme, iletişimin tespiti, kayda alma ve sinyal bilgilerinin ağır ceza mahkemelerinde ancak ‘somut delile dayalı kuvvetli şüphe’ halinde karar verilebileceği düzenlenmişti. Yerini yeniden “makul şüphe” alıyor.







Yeni yasa taslağında, CMK 135/1’deki “tespit edilebilir” ibaresi çıkarıldı. Dinleme kararı talep edilirken, kararda yüklenen suçun türü, hakkında tedbir kararı uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişimin bağlantısının tespite imkan veren kodu ile tedbir süresinin belirtilmesi zorunlu hale getirildi. Telefonla kimin kimi aradığı, ne kadar konuşulduğu gibi bilgilerin alınması ya da e-posta ve internet yoluyla mesajlaşmaların tespiti için herhangi bir şüphe veya delil şartı aranmayacak, bu yöntemin sunduğu teknik olanaklar kullanılarak kişilerin iletişimi geriye doğru sınırsızca tespit edilebilecek.



 



Telefon trafik bilgileri ya da içerikleri kaydedilip, saklanılırsa, bunlar sadece suçluların takibi için değil, her türlü amaç için de kullanılabilir hale gelecektir. Bu tür dinlemeye maruz kalan herkesin siyasi düşüncelerinin tespiti, etnik ya da inançsal kimliği, kimlerle görüştüğünün ve bu kişilerle yaptığı görüşmelerin içeriklerinin dinlenmesi, saklanması ve “zamanı geldiğinde” kullanılması mümkün olacaktır. Bu kayıtlar hem tüm toplumu fişlemenin yol açacak hem de özel hayatın gizliliğine dair var olan kırıntıları tümüyle ortadan kalkacaktır.



 



Polise direnme, kamu görevlisini tehdit, gözaltı, silah kullanma yetkisi



Tehdit suçu (TCK 106) bir kamu görevlisine karşı, görevi nedeniyle işlenirse ağırlaştırıcı neden sayılacak ve üst sınır 6 ay iken yeni teklif ile alt sınır 2 yıl olacak.



 



Gözaltı konusunda varolan yasal düzenlemede polis gözaltına aldıktan sonra derhal cumhuriyet savcısına bildirmek ve onaylatmak zorunda iken yeni düzenleme ile “Suçüstü halleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkında aşağıdaki bentlerde belirtilen suçlarda mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırksekiz saate kadar gözaltına alınma karan verilebilir. Gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması halinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhal ve her halde en geç yukarda belirtilen sürelerin sonunda Cumhuriyet savcısına yapılan işlemler hakkında bilgi verilerek talimatı doğrultusunda hareket edilir. Kişi serbest bırakılmazsa yukardaki fıkralara göre işlem yapılır. Ancak kişi en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hakim önüne çıkarılır. Bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alınan kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanır.” denilerek, polise 48 saat keyfi gözaltına alma yetkisi verilmektedir.



 



Polisin ateşli silah kullanma yetkisi mevcut PSVK'da zaten sınırı belirsiz bir şekilde tanımlanmışken yeni teklif ile bu belirsizlik genişletiliyor. Molotof kokteyli var olan mevzuatta tanımlanmamışken, getirilecek olan düzenlemede silah olarak tanımlanıyor ve polisin silah kullanma yetkisini genişletilmesine de gerekçe yapılıyor. Polise kitlesel gösterilerde eylemcilere ihtarda bulunmaksızın doğrudan ve duraksamadan ateş etme, yani öldürme yetkisi veriliyor. Gösterilerde maske takılmış olmasının “suç” sayılması, molotof ve havai fişeklerin “saldırı aracı” olarak nitelendirilmesi nedeniyle, bu araçlar kullanıldığında polis kendisine karşı silah kullanıldığını varsayarak derhal ateş edebilecektir.



 



Gösterilerde yüzün kapatılması suç sayılarak; "Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir ve şiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof ve benzeri patlayıcı, yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları halinde verilecek cezanın alt sının dört yıldan az olamaz." Ayrıca, ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dahil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilye ve sapan gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler taşıyarak veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek katılanlar iki yıl altı aydan dört yıla kadar hapis cezası” getiriliyor.



 



Toplumsal olaylar sırasında alınan tedbirlere uymayanlara, 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilecek. "Ancak, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylara yönelik olarak alınan ve usulüne göre tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlere aykırı davrananlar, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması durumu ilde vali, birden çok ili kapsıyorsa İçişleri Bakam tarafından tespit edilir." denilen madde hükmünde tanımlanan suçun oluşup oluşmadığını tespit yetkisi de valilere ve içişleri bakanına verildiğinden, yargı valiye ya da İçişleri Bakanlığı'na soracak, verilen cevaptaki tespite göre karar oluşturacak, dolayısıyla yargının işlevi biçimsel kalacaktır. Ancak işin asıl vahim yanı askeri darbe süreçlerindeki sıkıyönetim komutanlarına tanına yetkilerin valilere ve İçişleri Bakanlığına tanınmış olmasıdır. Örneğin bir ilin valisi toplumsal olay bahanesiyle sokağa çıkma yasağı ilan edebilir, her türlü gösteri ve yürüyüşünü yasaklayabileceği gibi muğlak tedbir yetkisine dayanarak keyfi yasaklar da getirebilir, uymayanları biçimsel yargı kararları alarak hapsettirebilir.



 



Anadolu’da yaygın olarak bilinen “köpekleri salıp taşları bağlama” fıkrasını hatırlatan bir zihniyetle sınırsız devlet terörü ile birlikte sokak hareketlerine karşı sınırsız hapis, katliam ve kitlesel işkencenin yolu da açılıyor.



 



Kimlik ve vatandaşlık



Kimlik kartında yer alacak bilgilerle kartın tasarımı, temini, basımı, dağıtım ve teslim yöntemi ile üretim ve kişiselleştirilmesinde kullanılacak sistemi belirlemeye İçişleri Bakanlığı yetkili olacak.



 



Kimlik kartında yer alacak biyometrik verinin türü, niteliği ve alınma yaşı Bakanlıkça belirlenecek ve MERNİS vb. iletişim ağları ile birlikte düşünüldüğünde kimlik kartları giderek bireylerin üzerlerinde taşıdıkları fişleri haline gelecek.



 



Türk Vatandaşlığı Kanunu'nda yapılan değişiklikle, Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılardan, evlilik öncesi genel ahlaka aykırı faaliyetlerde bulunanlar vatandaşlık kazanamayacak. Mevcut durumda, Türk vatandaşlığının kazanılmasında milli güvenlik bakımından engel teşkil edecek hali bulunan yabancıların taleplerinin İçişleri Bakanlığınca reddedilmesi halinde açılan idari davalarda idare aleyhine kararlar çıkabiliyor ve vatandaşlık hakkı kazanılabiliyordu. Yeni tasarı ile “evlilik öncesi genel ahlaka aykırı faaliyetlerde bulunma” gibi ne idüğü belirsiz, muğlak ve her türlü keyfi ve eşitsiz uygulamaya açık bir tanım getirilerek vatandaşlık hakkının hukuksal koruması kaldırılıyor.



 





 



Hak ve özgürlüklere karşı suç işleyen kamu görevlilerine koruma



Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'a eklenen maddeyle, ön inceleme, disiplin soruşturması veya diğer idari soruşturmaları yapmakla görevlendirilenlerin, görevleriyle ilgili olarak yaptıkları işlemlerden, yürüttükleri faaliyetlerden, düzenledikleri raporlar ile görüş yazılarında belirttikleri kanaatlerinden veya kanunla verilen yetkilere dayanarak aldıkları tedbirlerden dolayı ancak idare aleyhine tazminat davası açılabilecek. Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa görevliler aleyhine tazminat davası açılamayacak. Ancak bu görevlilerin suç sayılan eylemleri ile kin, garez ve hatıra dayalı olarak veya baskı veya telkinle kanaat oluşturduğu ya da değiştirdiği, kesinleşmiş yargı ya da disiplin kurulu kararıyla tespit edilirse, idarenin görevliye rücu hakkı (görevli idarenin has adamı ise rücu hakkı kullanılmayabilir ya da zamanı gelince keyfiyete göre kullanılabilir) saklı olacak. Bu durumda bir kamu görevlisi başta yaşam hakkı olmak üzere, hak ve özgürlükleri ihlal ettiğinde (Türkiye'de zaten cezasızlık politikası sıkı bir biçimde uygulandığından eylemleri çoğunlukla suç sayılmayacaktır) bundan dolayı idare kusurlu bulunup tazminata mahkum edilse bile görevli şahsen sorumlu tutulmayacak. Böylece hem bu tür görevlilerin idarenin her türlü hukuk dışı ve suç teşkil eden karar ve politikalarını rahatlıkla uygulamaları hukuksal garanti altına alınmış olacak hem de idarenin mahkum olduğu tazminatlar toplumsal artı-değerden ödenecektir.



 



Bu tasarı yasalaştığı takdirde yürütme erkine, yargı erkinin görev alanını kontrol altına alma, çıkarına göre müdahale etme, yargı erkine hizmet etmesi gereken kolluk gücü üzerinde mutlak hakimiyet kurma olanağı verilecek ve devletin sivil ve askeri bürokrasisi içinde şu veya bu şekilde dağıtılmış olan yetkiler daha fazla tek merkezde toplanacak; siyasal güç merkezileşmesi yolunda önemli bir adım daha atılmış olacaktır. Bunu doğal sonucu ve gereği olarak, zaten kırıntı düzeyinde olan hak ve özgürlükler de yok edilecektir.



 



İç güvenlik reformu adı altında hazırlanan torba yasa yeni bir saldırı projesidir. Ancak yaşadığımızı koşullardan bakıldığında bir güçsüzlüğün de işaretidir. Genel olarak burjuvazinin özel olarak da AKP kliğinin hegemonya koşulları zayıflamakta, toplumsal güçlerini günden güne yitirmektedirler. Devleti çıplak bir baskı aygıtı olarak biçimlendirip açık saldırı, baskı ve zülüm araçlarını giderek daha fazla tercih etmelerinin nedeni budur.