2014′te işçi sınıfı panoraması!

2014, örgütlü bir muhteva kazanmamış olsa da taban iradesinin filizlenmeye başladığını gösteren direnişlere sahne oldu

İŞÇİ SINIFI
Cuma, 2 Ocak 2015 (11 yıl 7 ay önce)

2014 yılını işçi sınıfı açısından öncekilerden ayıran en önemli özelliklerden biri henüz örgütlü bir muhteva kazanmamış olsa da taban iradesinin filizlenmeye başladığını gösteren direnişlere sahne olmasıdır. Bu eğilimi en olgun biçimiyle ifade eden direniş, tam 60 gün boyunca fabrika işgali şeklinde süren Greif direnişidir. Taban inisiyatifi ve iradesini tüm eksiklik ve zaaflarına rağmen alışılmışın ötesine taşıyarak direnişin temel dinamiği haline getiren, işgal gibi bir militan direnişi kitleselliği -özellikle ilk ay- koruyarak sürdüren, sendika bürokrasinin barikatlarını bu özellikleriyle yıktığı gibi çürümüş karakteriyle teşhir eden Greif direnişi, gücüne denk düşen bir sonuca ulaşmamış olsa da sınıfın önüne koyduğu çıtayla önemli bir yerde durmaktadır. Onu önceki direnişlerden ayıran diğer özelliğiyse taşeronluk gibi vahşi bir sömürü biçimini militan tarzda hedefine çakması, bu açıdan da lokal ve asgari ekonomik talepleri aşan bir mevziye dönüşmesidir.



 



Bu yılın taban inisiyatifinin hissedildiği diğer direnişleri de Kent Gıda ve Kimberly Clark grevleridir. Her ikisinin kesiştiği nokta sendika bürokrasisini greve mecbur bırakmaları ve taslakların kendi katılımlarıyla hazırlanmasıydı. İki direniş de ilerleyen günlerinde sendika bürokrasisi ve patronların kimi oyun ve şantajlarına rağmen taban inisiyatifinden beslenen bir tutum alabilmiş, hatta Kent Gıda’da sendika işçiyi sattığı halde direniş bir süre daha devam edebilmiştir. Bu direnişler sınıf içinde biriken öfkeyi olduğu kadar kendi öz gücünü açığa çıkarma eğilimini göstermeleriyle de önemli bir yerde durmaktadırlar.



 





 



Öfke patlamaları!





2014 yılında yaşanan direnişlerin en önemli özelliklerinden diğeri de sınıf içinde mayalanan öfkenin lokal kalsa da öfke patlamaları biçiminde yüzeye vurması ve hatta burjuvaziyi ürküten bir eğilim haline gelmesidir. Kütahya’da özelleştirilen Çelikler Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş.’de yüzden fazla işçinin işten çıkarılması sonrasında yaşanan tepkinin santral nizamiyesi ve yemekhanesinin yakılmasıyla dile getirilmesi gibi çıkışlar bunun tipik ifadesi oldu. Yine kölelik koşullarının hüküm sürdüğü inşaat sektöründe yaşanan kitlesel öfke patlamaları da öyle… İstanbul Halkalı’daki Tema İstanbul Konutları’nda çalışan binlerce işçinin TEM’i kapatarak öfke biriktirdikleri tüm sembolleri (güvenlik kulübeleri, kantin, müdür odaları) yakıp yıkmaları sömürünün derinleşmesi kadar öfkenin de derinleştiğini açıkça gösterdi.



 



Grev yasakları!





2014’ün sınıf hareketi açısından taşıdığı diğer önemli özellik de burjuvazinin hükümet üzerinden grev yasaklarını gündeme getirmesiydi. Kristal-İş’le Şişecam arasında süren TİS’te yaşanan uyuşmazlık üzerinden 20 Haziran’da 10 fabrikada başlayan grev 8. gününde Bakanlar Kurulu kararıyla ertelenerek fiilen yasaklandı. Milli çıkar ve genel sağlık açısından tehlike arz ettiği gerekçesiyle ertelenen grev, Kristal İş’in yasal sınırlara teslim olasıyla sonuçlandı.



 



Cam grevinin hemen ardından bu sefer de madenlerde grev yasağı gündeme geldi. Ankara Çayırhan’da Ciner Grubu’na ait bir ocakta uygulanacak grev, mahkeme kararıyla durduruldu. Gerekçe, “elektrik üretiminin aksayabileceği ve bunun yasak olduğuydu. Ardından başka madenlerde de aynı gerekçelere dayanan grev yasakları uygulandı. Ardı ardına uygulanan bu yasaklar karşısında Türk Maden-Sen, deyim yerindeyse kılını kıpırdatmayarak yasal statükolarının altını bir kez daha çizdi.



 



Burjuvazi ve devleti gerek Şişecam’da gerekse madenlerde uygulanan grev yasaklarıyla bir taraftan sınıfın nabzı yoklanmaya çalışılırken diğer taraftan da önümüzdeki dönemlere hazırlık anlamında önemli bir deneme yapılmış oldu. Burjuvazinin bu saldırgan tutumunun gerektiği gibi yanıtlanamamış olması sınıfın düzeyini olduğu kadar sendikal bürokrasinin çürümüşlüğünü de açıkça ortaya koydu.



 





 



Özelleştirme önündeki son barikat: Yatağan!





Özelleştirme saldırısında ele geçirilmek istenen son mevzilerden biri de Yatağan Yeniköy-Kemerköy santralleri ve maden işletmeleriydi. Enerji ve maden işçileri bu saldırıya karşı sendika merkezinin ihanetçi tutumuna ve tüm engellere rağmen tam 2 yıl boyunca militan biçimlerin de devreye girdiği kararlı bir mücadele yürüttüler. Santralin özelleştirilmesinin son aşaması olan devir işlemlerinin hemen arifesinde işgal eylemine dönüşen direniş 447. gününde (6 Aralık) sendika yöneticileri ile santrali devralan şirket arasında yapılan görüşme sonucunda bitirildi. Özelleştirmenin kabulü karşılığında devrin ardından yapılacak birtakım iyileştirmeler karşılığında sonlandırılan direniş işçi sınıfının zayıf ve güçlü yönlerini bir kez daha ortaya koyan muazzam bir deneyim olarak tarihe düştü.



 



Sendikalaşmak yasak!





2014’te sendikalaştıkları için kıyıma uğrayan işçilerin direnişlerine sahne oldu. ME-PAR Nakliyat’ta çalışırken TÜMTİS’e üye oldukları için işten atılan işçilerin direnişi dördüncü ayına yaklaşıyor. Yine Abdi İbrahim, Mustafa Nevzat vb. ilaç fabrikalarına hizmet veren ve 360 işçinin çalıştığı Zet Farma Lojistik’te işten atılan DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikası üyesi işçilerin direnişi sürüyor. Bu direnişler Türkiye işçi sınıfının sendikalaşma özgürlüğünü kazanmak için bile dişe diş bir mücadele zorunluluğuyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.



 



2014’te başlayıp 2015’e devreden Ülker, Nestle ve SÜTAŞ direnişleriyse burjuvazinin dolaysızca güdümleyebildiği sendikalar dışındaki tüm sendikalara (rengi fark etmez Hak-İş dışındaki tüm sendikalar) düşman olduğunu gösterdi. Bu tutum örgütlenme özgürlüğü olarak yutturulmaya çalışılan şeyin sınırlarını da ortaya koydu.



 





 



İnşaat işçileri örgütleniyor!





En güvencesiz kesimlerden biri olan inşaat işçileri 2014 yılında ardı ardına yaptıkları direnişlerle gündemdeki yerlerini korudular. İş cinayetlerinin “doğallaştığı”, çalışmada kuralsızlığın hüküm sürdüğü, ücret almanın bile başlı başına bir sorun olduğu sektörde örgütlenmeye başlayan İnşaat İşçileri Sendikası 2014 yılı boyunca işçilerin ödenmeyen ücretleri nedeniyle sayısız direnişe öncülük etti, bu direnişlerin hemen hepsi kazanımla sonuçlandı.



 



İşçi sağlığı ve güvenliği: Düşman!





2014 yılı toplu işçi cinayetleriyle tarihteki yerini alırken aynı zamanda burjuvazinin işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri karşısındaki vahşi tutumunu da sayısız örnekle daha bir açığa çıkardı. Soma’dan sonra oluşan toplumsal basıncın zorlamasıyla burjuva hükümetin yaptığı kısmi iyileştirmeleri bile sindiremeyen burjuvazi maden sektöründe büyük bir saldırıya girişti. Binlerce madencinin işsiz bırakıldığı bu saldırganlık burjuvazinin o vampir karakterini en iğrenç biçimiyle ortaya koydu. Aynı zamanda işçi sınıfının örgütsüzlük düzeyinin de altını çizen trajik gelişmelere de sahne oldu. Kitlesel işçi kıyımlarına karşı işçiyi hükümetle patron arasında arabulucu olmaya zorlayan şantaj siyaseti, kendisi için sınıf olamayan proletaryanın çaresizliğini gösterdi. Sendikalardan yayılan çürük kokuyu kesifleştirdi. İşçi sınıfının onurunun ezildiği bu saldırganlık karşısında yegane çarenin sınıf temelli örgütlenmeler yaratmak olduğunu gösterdi.



 



BEDAŞ Avcılar İşletme Müdürlüğü’nden işçi sağlığı ve güvenliği talep ettikleri için atılan yirmi altı işçinin direnişi de burjuvazinin kan emici yüzünü teşhir eden bir mevzi olarak DİSK Enerji-Sen öncülüğünde 130 gündür devam ediyor.



 



Sınıfın örgütlenme eğilimi 2014’te özellikle belediyelerde çalışan taşeron işçilerin örgütlenme çabasıyla hissedildi. İzmir, İstanbul, Mersin’de taşeron belediye işçilerinin direnişleri bu açıdan önemli veriler sundu.