Perşembe, 28 Eylül 2006 (20 yıl 1 ay önce)
F tipi zindanlardan, İzmir Cezaevi İnsiyatifi'ne gönderilene mektupları sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Mektuplar bu sefer Sincan'dan ama anlaşılıyorki bütün F tiplerinde durum Tekirdağ ile aynı. Tecrit hücrelerinden seslenenler üzerlerindeki keyfi baskı ve uygulamaları, derinleştirilen tecriti aktarıyorlar. Ama akılları Gazze'de, Beyrut'ta, Amed'de... yürekleri de... Öfkeleri kendilerine uygulanan işkencelerden çok işgal ortaklığına. "Yıllar da geçse eğer tepki göstermezse halkım, önce biz sosyalistler utanacağız ve utanç yapışacak ezilenlerin benliğine" diyorlar. "Savaşmadan yenilmeyi öğretmeyelim, savaşmadan yenilmeyi öğretmeyelim" diye haykırıyor "içerdeki" insan:
Sevgili Dost Merhaba;
28 Ağustos’ta gönderdiğin mektubu aldım. Gönderdiğini yazdığın 31 Mayıs tarihli mektubunu ise almadım. Sanırım birileri sana, mektuplarına gizli hayranlık besliyor. Onları aşıp buralara kadar gelmedi. Şöyle yapabiliriz. Bu mektubun gönderi numarası kartı sende hala duruyorsa PTT’den (T’si olmadığından özelleştirildiği herhalde postane demek daha uygun olacak) sorabilir, mektubun nerede kaybolduğunu öğrenebilirsin. Biliyorsun artık taahhütlü APS, faks vs…yi bilgisayardan internet üzerinden izleyebiliyorlar. İmza karşılığı verilen gönderilerin nerede takılıp kaldığını, kaybolduğunu öğrenmek "birkaç adım ilerimizde"! mektubun yerine, yani bana ulaşmamasının nedeni, posta hizmetlerinden kaynaklanıyorsa tazminat ödüyordu PTT (değişti mi bilmiyorum ama 2-3 sene önce gönderi tutarının 20 katıydı tazminat tutarı). Yok posta hizmetlerinden kaynaklanmıyorsa bu kayboluş, PTT’den alınan belgeyle savcılığıyla suç duyurusunda bulunmak gerekir diye düşünüyorum.
Hiçbir keyfi davranışın peşini bırakmamak gerekir.
Böylesi bir girişten sonra sorayım artık nasılsınız? Umarım sağlığınız ve moraliniz iyidir. Eylül’ün gelmesiyle havalar düzeldi. Ama ne düzeliş iki gündür hırkaları çıkardık dolaptan. Birden bire 10 derece kadar soğuması havaların üşmemize neden oldu. Varsın olsun. Ağustos’ta resmen kavrulduk, şimdi serinliğin tadını çıkarma zamanı. İzmir yine sıcaktır, ama tahminen Ağustos gibi değildir. Siz de biraz rahatlamışsınızdır. İzmir gibi şehirlerin herhalde en güzel günleri bahar ayları olsa gerek. Ilık bir hava, deniz güzel olur tadını çıkarın.
Havaların, sıcakların bir yükselip bir düşmesi dışında nasılsınız, ne yapıyorsunuz diye soracaksın tabiî ki. 21-22-23 Ağustos’ta İsrail’in Lübnan saldırısını ve katliamlarını protesto etmek için 3 günlük *********************. İdare ise buna hemen disiplin soruşturması ve 1 aylık mektup yasağı cezası ile karşılık verdi. Henüz itiraz sürecindeyiz. "Ceza"nın uygulanması en aşağı 1 ayı bulur. İstanbul’da Lübnan’a asker gönderilmesine hayır diyen gençlerin polisin kışkırtması sonucu linç girişimine maruz kalmaları karşısında "güzel olmuştur" diyen ************** davranışıyla bir farkı yok. "Disiplin cezasını" biraz daha genişletilip şöyle de diyebilir, devletin tavrı noktasında bir bütünlük kurabiliriz. İsrail’in Lübnan’da şehirleri yerle bir edip çocuk-kadın demeden 1500 insanı katlederken kullandığı bombaların İncirlik Üssü'ndeki depolardan tırlarla Mersin limanına, oradan da gemilerle İsrail’e nakledildiğini biliyoruz. Yani devlet bu savaşta taraftır. İsrail siyonizmi ve ABD emperyalizmi tarafındadır. Bunu böyle anlayan devletin çeşitli kurumları da buna uygun bir şekilde konumlanmakta geç kalmadılar. Yoksa İsrail’i korumak adına Hizbullah’a karşı bölgeye asker gönderilmesine (ülke halkının neredeyse tamamı İsrail saldırısını kınar ve lanetlerken yani meşru bir talep dillendirilirken) gençlere de "vatan haini" demenin bir anlamı olmazdı değil mi? Ya da bize verilen disiplin cezasının.
Ece Temelkuran’ın yeni kitabı "Ne anlatayım ben sana"yı okudun mu? Valla bize ve başka birkaç arkadaşa yatırılmıştı bu kitap. Ama içerisinde Ö.O’nu övücü ifadeler olduğundan içeri verilmedi. "eğitim kurulu" eğitimimizi saptırmak noktasında can siper hane çalışıyor görüyorsunuz. Bu eğitim kurulu kimlerden oluşuyor bilmiyorum. O yüzden eğitim seviyelerine dair bu konudaki formasyonlarına ilişkin herhangi bir yorumda bulunmayacağım. Ülkenin Sincan 1 nolu F tipi hapishanesi dışında her yerde satılan hakkında herhangi bir işlem bulunmayan bu kitabı okuyamıyoruz. Moda ifadeyle bu bölücülük olmuyor mu şimdi?
Sincan bu ülkenin yasalarının geçerli olduğu bir yer değil mi? Demek ki değilmiş. Sincan özerkliğini ilan edip, bölmüş ülkeyi. Keyfiyet bu kadar derin yani. Neyi okuyup okuyamayacağımız eğitim kurulunun insafına, keyfine kalmış durumda.
Haziran’da yeni açılan 4 hapishaneye (L-1 L-2 kadın-çocuk ve açık) birlikte toplam 6 hapishane oldu Sincan’da. Ulucanlar kapandı. Bakanlık hapishanelerin olduğu bölgenin girişine "
Sincan Cezaevi Kampüsü" tabelasını asmış. Hapishanelerin yanına bir de mahkemelerin, duruşmaların görülmesi için "duruşma salonu" binası yapıldı. Bu binanın da işleri bitince artık adliyelere götürülmeyeceğiz. Duruşmalar burada yapılacak. *********** adım daha ilerletilmiş oldu böylece. Bir de hastane yaparlarsa toplumdan tam anlamıyla soyutlanmış olacağız. Dediğim gibi Adalet Bakanlığı buraya "cezaevi kampusu" diyor. Biz ise "*********************" diyoruz. Tutsaklar ve personelin (asker de dahil) sayısı aileleriyle birlikte 5000'e yaklaşıyor. Bu da bir şehir demek.
Yeni açılan kadın hapishanesinde
6 bayan arkadaşımız var. Onların Ulucanlar’dan sevk ile birlikte başlayan sorunları var. Aramalardaki onur kırıcı dayatmalara tavır aldıklarından dolayı görüş-revir-avukat herhangi bir yere çıkamıyorlar. Sıcak suyundan kantine her şey sorun. Hepsi tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Çeşitli keyfi nedenlerden dolayı ara ara fiziki saldırıya uğruyorlar. Her yeni hapishane açıldığında yaşanan çarpışmalar orada da yaşanıyor.
İradelerin çarpışmasından bir statü çıkacak ortaya. Biz de bayan arkadaşların direnişini buradan destekte bulunuyoruz.
Kendine iyi bak dost. Coşkuyla kucaklıyor, öpüyorum. Görüşmek üzere, sevgilerimle…
ERCAN AKPINAR
03.09.2006
SİNCAN 1 NOLU F
TİPİ CEZAEVİ
Merhaba sevgili DOST,
Senin mektubun 18 Ağustos’ta elime geçti. Taahhütlü mektubun geri döneceğini öylece öğrenmiş oldum. Ancak hala elime geçmedi. Hapishaneye sordum gelmedi dediler. Geçen hafta Sincan PTT’sine dilekçe yazdım henüz cevabını alamadım. Eğer bu zarfla beraber gelmediyse demek ki geri dönmemiş demektir. Onu beklediğim için de mektup yazmakta geciktim. Daha fazla bekletirsem sanırım en sonunda diğer mektuba ulaşmamış olmanın vicdan azabı sizi fazla yaralayacak diye düşünüp kalem başı yaptım.
Sevgili dost, olur bazen böyle aksilikler, mektup geri döndüğünde ben tekrar yollarım. Beni üzen o mektubun geri dönmesi değil sizin kendinizi boş yere üzmeniz olur. Niye böyle diyorum mektubunuz da bu üzüntü, hüzün, can sıkıntısı yansıyordu da ondan.
Şimdi ben o mektupta ne yazdığımı pek hatırlayamıyorum notta almamışım yeni bir mektupla geleyim bari yanınıza.
Görüşmeyeli kalbimizin bir yanı Ortadoğu’daydı. Gazze’de, Beyrut’ta nabzımız attı. Umarız ulaşmıştır onlara yürek yoldaşlığımız **************** . Sonradan öğrendik ki diğer hapishanelerde de yapılmış. Bize hemen disiplin icraatı geldi;
"1 ay iletişim yasağı". Aynen şöyle yazıyor: "21.08.2006 tarihinde İsrail’le yapılan tüm anlaşmaların iptal edilmesi, Lübnan’a asker gönderilmemesi, sınır ötesi operasyonları protesto etmek amacıyla 21.08.2006 ile 24.08.2006 tarihleri arasında 3 gün süreli açlık grevi yaptıkları anlaşılmıştır." Ve 2006/116 Disiplin Kurulu Başkanlığı kararı ile aldık cezayı. Henüz itiraz haklarımızı kullanıyoruz. Ekim’in ortası ya da sonu gibi kesinleşir. Ama
ne büyük mutluluk, Filistinlilerin, Lübnanlıların yanında olduğumuz, yeni bir Kürt katliamına karşı olduğumuz için bu yaptırımlara uğramak.
Yine onur bize düştü.
Ayrıca aklımız yeni açılan Sincan Kadın Hapishanesi'nde. Haziran ayında nakilleri gerçekleşti. Hapishane girişinde dayatılan uluslararası hukukta ******* olarak nitelenen aramaya karşı duran ve izin vermedikleri anüs ve vajina aramasından sonra icraatlar devam etti. Önce nakildeki hasarları tespit için Adli Tıbba götürmediler. Oradakiler ag yaptı.********************** ******************** ********************************** ************** ************. sonra rapor için Adli Tıbba götürdüler. Ancak hala revire, avukata ve görüşe çıkamıyorlar. O hapishane idaresi fiilen engelliyor. Bir ay kadar önce de üç kişi beraber kalan
Necla Çomak, Nilüfer Şahin ve
Figen Çağrı'yı ayırıp, tek tek üçlü yerlere koymuşlar. Yüz yüze kimseyle görüşemiyorlar. Şu an F Tiplerinden daha ağır koşuldalar anlamına geliyor bu. bazen yüksek sesle anons, marş dinletme gibi psikolojik baskı da oluyor.
Son Lübnan protestosundan tutuklanan
8 kadın da ikişer ikşer koyulmuş. Özellikle hapishaneyle ilgilenen kurumların ve kadın kurumlarının duyarlılığı önemli bir yerde duruyor.
Önümüzdeki dönem kadın hapishanesindeki durum demokratik tepkilere bağlı. Biz onlarla dayanışmak için bazı şeyler yapmaya başladık, eğer keyfi uygulamalar devam ederse biz de devam edeceğiz.
Evvelsi akşam Bağlar'da bomba patladı. Çocuklar öldü.
Hep çocukları öldürüyorlar. Fevzi, Mizgin ve henüz adını bilmediğim parçalanan kardeşlerim ve ne söylesek boş. Halkıma kardeşlik türkülerini öğretmek lazım, kışkırtılan Kürt düşmanlığına emekçiler, Türk ezilenleri karşı durmalı…
Kanayan yaralanan biziz aynı zamanda. Nazileri desteklemiş olan Alman halkı hala utancını yaşıyor. Yıllar da geçse eğer tepki göstermezse halkım, önce biz sosyalistler utanacağız ve utanç yapışacak ezilenlerin benliğine. Bunca baskıya, acıya rağmen kardeşlik diyen bir Kürt halkı var. ABD’nin tekliflerini reddeden, Türk şovenistlerine rağmen ısrarlıca Türk halkıyla yaşayacağız diyen bir siyasi duruş var. Ve halkımın tepkileri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Zaman dakikalarla değil acılarla geçiyor artık. Suskunluk tepkisizlik belki doğrudan Kürt halkını vuruyor ancak Türk halkının tarihine kara sayfalar da yazılıyor. Asker aileleri nihayet düşündüklerini söylemeye başladılar. Nihayet sadece alttan alta, sadece yakınların yanında söylenenler paylaşılmaya başlandı kamuoyuyla. Nihayet korkunun duvarı aşılıyor. Ancak korkunun ve kardeş halka duyarsızlığın soğuk bentleri parçalanırsa gelecek güzel günler gelecek.
Güzel günlerde görüşmek umuduyla.
15 Eylül 2006
Ongun Yücel
Sincan 1 No’lu F Tipi