15 bin metal işçisi sendikalı olmayı giderek anlamsızlaştıran MESS dayatmalarına karşı 29 Ocak'ta grevde...
İşçi sınıfının alabildiğine örgütsüzleştirildiği, yeni üretim organizasyonlarıyla param parça edildiği, güvencesizliğin temel olgulardan birine dönüştüğü günümüzde, sınıfın sendikalardaki örgütlü bölüklerinin örgütlü olma halleri de giderek anlamsızlaştırılmaya çalışılıyor. İşçiyi kıyım da dahil her türlü saldırıdan koruyacak en önemli mekanizmalardan biri olan TİS düzeninin, giderek anlamsızlaştırılması çabasının metal sektöründe ayan beyan hale gelmesi, bu çabada gemi azıya aldıklarının somut ifadesidir.
Sınıf açısından da burjuvazi açısından da stratejik önemde olan metal sektöründe yaşanan son TİS döneminde iki sendikanın (Türk Metal ve Çelik İş), süreci adeta bir ritüele dönüştürmesi, MESS’in bugüne kadar bu sendikalar üzerinden sınıfa dayattıklarını kat be kat aşacak sonuçlara gebe gelişmelerin kapısını da aralamış oldu. Keza İmzalanan sözleşme, sendikalı olmayı asgari düzeyde bile gereksiz kılacak nitelikler taşıyor.

TİS kapsamına giren diğer konular bir yana sadece ücretlere yapılacak zam oranları ve hesaplanma biçimi bile önümüzdeki günlerde gerçekleşecek daha kapsamlı kıyım saldırılarına temel oluşturacak bir mantık taşıyor.
MESS, düşük ücretlerle- yüksek ücretler arasındaki makasın daha bir açılmasını teşvik eden bu dayatmayla, ucuz işçiliği yaygınlaştırma hesapları yapıyor. Patronların özellikle büyük fabrikalarda istihdam edilen yüksek ücretli işçileri tasfiye etmeyi hedefledikleri bu uygulamanın sonuçlarını önümüzdeki dönemde açıkça göreceğiz.
Çünkü iş güvenliğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu bu koşullarda, patronların yüksek ve düşün ücretler arasındaki uçurumun büyüklüğünü bahane ederek kıyıma girişmeleri neredeyse kaçınılmaz. Bu kategorideki işçilerin ezici çoğunluğuysa Türk Metal'in örgütlü olduğu fabrikalardan.
Kısacası burjuvazinin sendikal ihanet üzerinden TİS düzenine yaptığı doğrudan müdahalelerin metal gibi belirleyici bir sektörde en pervasız biçimiyle yürürlüğe konulduğu bir TİS döneminden geçiyoruz. Metal sektöründeki her gelişmenin (kayıp ya da kazanım), sektörün üretim içindeki stratejik konumu nedeniyle şu ya da bu şekilde sınıfın bütününü etkileyecek sonuçlara yol açacağıysa açık.

Sektörde örgütlü üç sendikadan ikisinin TİS sürecini bugüne kadar sergiledikleri ihanet pratiğini de aşacak bir tez canlılıkla bitirmeleri, Birleşik Metal-İş’in önüne kendisinin bile beklemediği bir görev koydu. Sendika bu boyutlarda bir ihanete ortak olmayarak grev kararı almak zorunda kaldı.
Birleşik Metal'in "grev" demek durumunda kalması bu bütünlük içinde yaşamsal anlamlar kazandı. Keza yaklaşık 15 bin işçiyle gideceği grevden sınıf lehine en azından var olan dengeyi koruyacak bir sonuçla çıkılmadığında işçi sınıfının sınırsızca, engelsizce sömürülmesi daha bir mümkün hale gelecek.
Metal sektöründe MESS’e bağlı işyerlerinde yaklaşık 110 bin işçi çalışıyor. Bu işçilerden yaklaşık 85 bini üç ayrı sendikada örgütlü: Türk-İş’e bağlı Türk Metal, Hak-İş’e bağlı Çelik-İş ve DİSK’e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası (Birleşik Metal-İş).
Sektörde örgütlü 85 bin işçiden 70 bine yakını Türk Metal ve Çelik İş’te, geriye kalan yaklaşık 15 bin işçiyse Birleşik Metal-İş’te örgütlü.
Patronlar sendikası MESS (ki tekelci burjuvazinin çekirdek örgütüdür) ile Türk Metal ve Çelik İş arasında Aralık ayında imzalanan sözleşme, eşine az rastlanır bir ihanet belgesi niteliği taşıyor.
En başta TİS’in alışılmış ölçütlerinin pervasızca çiğnendiği bir sözleşme dönemi olarak yaşanmasıyla bu böyle. Türk Metal ve diğeri, sözleşmeyi hiçbir şekilde tabana açmadan, tamamen kapalı kapılar ardında dönen pazarlıklarla imzaladılar.

İmzalanan sözleşmeyle TİS düzenini 2 yıldan 3 yıla çıkardılar. Bu, patronların ucuz işçiliği yaygınlaştırmalarında önemli bir zemin oluşturacak.
Yüzdelik zam uygulamasını kabul ederek, metal sektöründe ücretler arasındaki makasın daha bir açılmasını sağladılar. MESS’in önerdiği ve her iki sendikanın da kabul ettiği zam biçimiyle mesela 100 TL ücret alan işçi de 300 TL ücret alan işçi de yüzde olarak aynı zammı alacaklar.
Fakat yüzde olarak aynı olan zam, 3 yıllık sözleşme koşullarında ücretlere aynı biçimde yansımayacak. 100 TL ücret alan yüzde 8 zam aldığında ücreti sadece 8 TL artarken, 300 TL zam alan işçinin ücreti onun üç misli artacak ve 24 TL zam alacaktır.
Bunu kabul etmek demek 3 yıl sonra metal sektöründeki ortalama ücretin bugünkü ücretlerin çok altına düşmesini kabul etmek anlamına geliyor. Düşük ücretliyle yüksek ücretli arasındaki makasın büyümesi demek Türkiye gibi herhangi bir iş güvencesinin sözkonusu olmadığı bir ülkede patronların yüksek ücretli işçileri işten atıp yerine düşük ücretlileri almasının zeminini olarak kullanılacaktır! Zaten patronlar makasın açılmasına boşuna oynamıyorlar!

41 fabrikada yaklaşık 15 bin işçiyi temsil eden Birleşik Metal açısından “ya ihanet ya direniş” dışında başka bir seçenek bırakmayan bu tablo ona, tüm oyalamalarına rağmen grev kararı almasını adeta dayattı. Keza önceki TİS dönemlerinden farklı olarak TİS düzenini, dolayısıyla sendikalı olmayı anlamsızlaştıran bir dayatmaydı sözkonusu olan.
Birleşik Metal’in 29 Ocak’ta greve gidileceğini açıklamasının altında yatan esas nedense metal işçisinin dayatılan teslimiyet karşısındaki öfkesini hissetmesidir. Türk Metal tabanındaki öfkenin istifalarla somutlanması, işçilerin ezici bir kısmının grev ve direnişi güçlü bir talep olarak dillendirmeleri Birleşik Metal iş’e grev dışında bir seçenek bırakmadı.
Keza bu karardan kısa süre önce 21 Aralık’ta Gebze’de yapılan mitingde (Ki Türk Metal ve Çelik İş ihanet sözleşmelerini daha yeni imzalamışlardı) işçilerin alanı “grev” sloganıyla inletmeleri karşısında bile sendika başkanı “hep birlikte değerlendireceğiz” yanıtı vermiş, bu ihanet karşısında grevi dolaysızca dillendirememişti.
Gerek Türk Metal tabanında gerekse kendi tabanındaki nabzı daha yakından aldıktan sonra grev diyebilen Birleşik Metal iş’in bu tutumu, “Acaba o nabız bu kadar güçlü olmasaydı bu karar verilebilir miydi?” sorusunu getirse de önceki grev süreçlerindeki kırılgan tutumu bilinse de sonuç itibariyle GREV denilmiş olması sınıf açısından önemli bir tercihi ifade etmektedir.
Birleşik Metal şimdi görünürde 15 bin gerçekteyse on binlerce metal işçisi adına yürütülecek bir direnişin kurmaylığını yapacak. Bu süreçte; ya oldukça zorlu geçecek bu grev sürecini belirttiği gibi “Bedeli ne olursa olsun” kararlılığıyla yönetecek ya da objektif olarak Türk Metal ihanetiyle yan yana duracaktır!

İkilemin bu kadar keskin olduğunu bilen sendikanın grev hazırlıkları kapsamında yürüttüğü canlı çalışmalar ya da en baştan tek tek işletmeler bazında TİS imzalanmayacak kararlılığını açıklamış olması, oldukça zorlu geçeceği şimdiden anlaşılan bu süreçte tarihin dayattığı bu görevin asgari gereklerini yerine getireceğini hissettiriyor.
Gerçi sendika bürokratlarının Gebze mitinginde gazetemiz de dahil diğer devrimci sosyalist yayınlar konusunda işçileri “buraya komünistler de gelecek, sakın onlardan bir şey alamayın” sözleriyle uyarmaları, Birleşik Metal’in bundan sonraki pratiği konusunda belirli bir fikir veriyor. Ancak metal işçisinin attığı “Bedeli ne olursa olsun!” sloganı onun beklemediği anda önüne gelen bu tarihsel görevle şu ya da bu şekilde ilişkilenmesini zorunlu kılıyor.

Bize düşense kışın bu dondurucu havalarını “grev” “direniş” sloganlarıyla bahara çeviren metal işçilerini tüm gücümüz ve olanaklarımızla desteklemek, dayanışma halkalarını örmek, grev alanlarını soluk alıp verdiğimiz mekanlara dönüştürmektir.
Metal işçileri hemen tüm fabrikalara coşkulu yürüyüşler ve diğer eylem biçimleriyle grev ilanları astılar. Grev komiteleri kuruldu, eğitim toplantılarına başlandı.
İşçi sınıfı devrimcilerinin sınıfın bu canlı okuluna dahil olmak için tüm olanaklarını, enerjilerini seferber etmeleri sadece görev değil, zorunluluktur.
Birleşik Metal İş’in örgütlü olduğu 41 fabrika:
Kocaeli Bekaert (İzmit) Dostel (Gebze) | |
İZMİR | |
ESKİŞEHİR |
ÇORLU - TEKİRDAĞ | ||
BURSA | ||
MANİSA |