Roboski katliamı burjuvazi ve devletinin Kürt düşmanlığının düzeyini olduğu kadar, karakterini de açıkça ortaya koyuyor
Roboski katliamı burjuva devletin iliklerine sinmiş Kürt fobisi ve düşmanlığının döne döne tekrarlandığı açıklamalara, raporlara, yazılara konu olmaya devam ediyor. Tüm mahkeme kademelerinden "yaptık, yine yaparız" anlayışının hakim olduğu süreçlerden geçtikten sonra en son Anayasa Mahkemesi'ne giden katliam dosyası, şimdi de Adalet Bakanlığı'nın mahkemenin isteği üzerine yazdığı yazıyla aynı duyguları yaratıyor.
2 gün önce basına da yansıyan Adalet Bakanlığı'nın "evet bir hata yapıldı ama bu hata için 'makul inanç' vardı. O nedenle de bu katliam haksızlıkla mahkum edilemez" anlamına gelen değerlendirmesi burjuva devletin katliamlarla dolu sicilini gururla taşıdığının açık ifadesi oldu.
Yazının içeriği, silahlı kişilerin savaş uçaklarıyla bombalanarak katledilmesini meşrulaştırırken, aynı zamanda buna dair küçük bir şüphenin bile katliam gerçekleştirmek için yeterli olacağını açıkça ifade ediliyordu:
Güvenlik güçleri, bir terör veya yakalama operasyonunda, henüz fiili saldırıyla karşılaşmamış olsalar bile AİHM Sözleşmesinin 2’nci maddesi 2’nci fıkrasındaki amaçları gerçekleştirmek için güç kullanabilirler. Ancak, bu durumsa güç kullanmalarının o sırada geçerli gibi görünen sağlam sebeplere dayandığına dair samimi bir inançları bulunmalıdır. Daha sonra bir hata olduğunun anlaşılması, kullanılan gücü otomatik olarak haksız hale getirmez. Aksini düşünmek, devlete ve kanun adamlarına görevlerini yaparlarken, belki de kendilerinin ve diğerlerinin yaşamlarına zarar verebilecek gerçekçi olmayan bir külfet yüklemek olur. Bununla birlikte olayın içinde bulunduğu koşullar, güç kullanılmasını gerektiren makul bir inancın varlığını göstermelidir.
Adalet Bakanlığı'nın Roboski katliamına dair resmi yaklaşımı bu denli pervasızca dile getirmesi, elbette ki en başta yıllardır tuttukları yası faillerin cezalandırılması mücadelesiyle birleştiren Roboskili aileleri bir kez daha vurdu. Onlar, Bakanlığın bu yazısından sonra failin devlet, katliamın organize bir katliam olduğunu bir kez daha vurgulayarak, hesap sormaya devam edeceklerini belirttiler.
Bunların ahlakı da maneviyatı da...
Bakanlığın o pervasız yazısında şimdiye kadar başta Tayyip Erdoğan tarafından olmak üzere döne döne tekrarlanan, "Kan parası verdik daha ne istiyorlar" anlamına gelen ifadeler de bizzat kendileri tarafından çürütülüyor.
Kendi yolsuzluk ve rüşvet sicillerini el çabukluğuyla sıfırlayanların, dünyaya paranın sıfırları içinden bakanların hiçbir maneviyatlarının olmadığının bir kez daha teyit edilmesi anlamına gelen bu sözlerin "yalan" olduğu, Roboskili aileler tarafından defalarca tekrarlanmıştı. Onlar her defasında kendilerini daha fazla inciten bu sözler karşısında, "bir evladın değeri parayla ölçülemez, biz katilleri istiyoruz" deseler de burjuva ahlakın yalan, ikiyüzlülük ve dalavere üzerinden yükselen karakteriyle sanki parayı almışlar gibi bir intiba yaratılmaya çalışıldı.
Bakanlığın katliamı meşrulaştıran o yazısında verilen bilgiler, bu intibaının yalan üzerinden yürütülen bir algı operasyonu olduğunu da açığa çıkarttı. Yazıda, 2012 Şubat ayında Şırnak Valiliği hesabına yatırılan 123’er bin liralık 4 milyon 182 bin lira tutarındaki tazminatın aileler tarafından kabul edilmemesi nedeniyle tekrar bakanlık hesabına yatırıldığı belirtiliyor!
Sözün kısası bir MGK toplantısında kararlaştırılıp icra edilen Roboski katliamı, burjuvazi ve devletinin Kürt düşmanlığının düzeyini olduğu kadar, sınıf karakterine dair pekçok gerçeği de açığa çıkarmaya devam ediyor...