İçişleri Bakanlığı Ali İsmail'e taş attırıp taş atmayı da katledilme gerekçesi saydığı bir yazıyla çok şey anlatıyor
Haziran İsyanı günlerinde Eskişehir'de sivil polisler ve esnaf tarafından kıstırıldığı bir sokakta öldüresiye dövülen Ali İsmail'in katillerinin aklanması çabası, kitlelere göz dağı verecek açıklama ve kararlara konu olmaya devam ediyor. Mahkemeler Ali İsmail'i döverek ölümüne neden olan polisleri ve linç güruhlarını aklayıp kollarken; polis örgütünün başında bulunan İçişleri Bakanlığı da katliamları meşrulaştıran zihniyetini yalan üzerinden kurduğu senaryolarla ifşa ederek esasında kitlelere sopa sallamaya devam ediyor.
Basına yansıyan bilgilere göre Korkmaz Ailesi’nin avukatlarının tazminat talebiyle Eskişehir 2. İdare Mahkemesi’nde açtığı davaya, İçişleri Bakanlığı adına Hukuk Müşavir Yardımcısı Adnan Türkdamar tarafından 19 Aralık’ta savunma dilekçesi gönderildi. Davada karar çıkmadan 1 ay önce mahkemeye gönderilen savunmada, “Somut olayda Ali İsmail Korkmaz’ın personelimizin idari bir eyleminden kaynaklı olarak hayatını kaybettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak bir delil bulunmamaktadır. Bu husus ancak ceza yargılaması tamamlandığında kesinleşecektir” denildi.
Savunmada, Ali İsmail'in dövülerek öldürülmesine ilişkin iddianamede yer alan “Ölümün kafa travmasına bağlı beyin kanaması ve buna bağlı komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, kalp rahatsızlığı nedeniyle kullandığı ilaçların kafa travması sonucu oluşan beyin kanaması ile irtibatı bulunabileceği, yani kendisinden mevcut hastalık ile ölümünü hızlandırdı” ifadeleri hatırlatılarak, “Şahsın ölümünün polisin eylemine bağlı olarak gerçekleşip gerçekleşmediği hususu henüz net olarak ortaya konmuş değildir” iddiasında bulunuldu.
Ali İsmail'in sadece kaçarken ve dövülürken görüntülerinin bulunduğu ve ‘taş attığı’ yönünde hiçbir iddia olmadığı halde, “Ali İsmail Korkmaz güvenlik güçlerine taş atmakta ve aktif olarak polise mukavemet göstermektedir” denildi. İdarenin bir kusurunun olmadığı savunularak davanın reddi istendi.
İdarenin tazmin sorumluluğu yok
Danıştay 10. Dairesi’nin 25 Nisan 2007 tarihli bir kararına da değinilen savunmada, “Bu durumda, ölen şahsın söz ve eylemlerinin etkisiyle gelişen ve kişisel kusurundan kaynaklanan ölüm olayında kişinin olaya katılımı, zarar ile idare arasındaki illiyet bağını kestiğinden olayda idarenin tazmin sorumluluğundan söz etmeye olanak bulunmadığı” belirtildi.
Kısacası Bakanlık, Ali İsmail'in darp edildiği anlara ilişkin görüntülerini de onu darp eden polis ve esnafın ifadelerini de (hiçbiri Ali İsmail'in taş attığını söylemiyordu) es geçerek, zihniyetine uygun yalan yanlış bir senaryo üzerinden sokaklara saldığı katillerine "katledin" buyruğu vermekte. Dahası, "çizdiğimiz sınırlara uymayan herkes katledilebilir" demektedir!
Burjuva devlet bu yaklaşımıyla sokaklara saldığı katillere de katledilme potansiyeli taşıyan direnme dinamiklerine de sayısız mesaj salarak, içinde debelendiği krizin nasıl bir konsept içinden yönetileceğini anlatıyor.
Ali İsmail'e polise taş attırıp, taş atmayı katledilme gerekçesi haline getirebilecek kadar pervasız bir tutumla polise ve sivil faşist güruhlara eliniz titremesin mesajı vermektedir.
Bu mesajlar bize de nasıl bir hatta yürüyeceğimizi anlatıyor.